Sinema dünyasında yeni tartışma!
Montreal'den ödül alan film, Altın Portakal'a neden seçilmedi?
KÜBRA PAR / HABERTURK.COM
kubrapar@haberturk.com
https://twitter.com/ kubrapc
2 gün önce yönetmen İsmail Güneş'in son filmi "Ateşin Düştüğü Yer", dünyanın köklü festivallerinden Montreal Film Festivali'nde En İyi Film ve FIPRESCI ödüllerini kazandı. Oysa aynı film, geçtiğimiz yıl Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde ön elemeden geçemeyip yarışma dışı kalmıştı. Bu durum, sinema dünyasında yeni bir tartışmaya yol açtı.
Dünya çapında bir festivalden ödüllerle dönen bir filmin Altın Portakal'a seçilmemesinin nedenleri ne olabilir? Acaba İsmail Güneş sağ görüşlü bir yönetmen olduğu için mi elenmişti? Altın Portakal'da çoğunlukla ilk filmlerin yarışacak olmasını nasıl değerlendirmeliyiz?
Sinema eleştirmenlerine sordum...
"HAKSIZLIK YAPILDIĞINI DÜŞÜNMEMEK ELDE DEĞİL"
Mehmet AÇAR / HABERTÜRK
Bu kadar çok film ve bu kadar çok festival olduğu sürece böyle durumlar her jürinin başına gelebilir. Bu yıl elenen filmler de böyle sürprizler yapabilir. Dolayısıyla geçen yıl Antalya'da ön jüri olarak çalışanlara yüklenmenin anlamı yok. Ama geçen yıl yarışmaya katılan filmleri gördükten sonra "Ateşin Düştüğü Yer"e haksızlık yapıldığını düşünmemek de elde değil.
Bence oradaki mesele sağ görüşlü ya da muhazafakar olmak değildi. Jüride tanıdığım kişilerin öyle ön yargıları olmadığını biliyorum. Belli ki geçen seneki ön jüri çok radikal ve cesur kararlar almak istedi. Festivali alternatif sinema yapan gençlere ve yeni yönetmenlere açmak istedi. Ama kantarın topuzunu biraz fazla kaçırdılar. Tuhaftır ana jüri de sanki onlara tepki olarak anaakım sinemayı temsil eden bir filme ödül verdi.
Altın Portakal Film Festivali'nde bu yıl çoğunlukla ilk filmlerin yarışacak olmasını da olağan karşılıyorum. Başvuran filmlerin çoğu zaten ilk filmdi.Bu yıl ön jüride olduğum için şunu rahatlıkla söyleyebilirim, ilk film ağırlıklı bir seçim yapalım diye bir kriterimiz asla olmadı. Ben bile 9'unun ilk film olduğunu öğleden sonra haberi sayfaya koyarken fark ettim ve bunu başlığa çıkardım. Bu kadar çok ilk film, festival heyecanını ve rekabeti özellikle katılımcılar açısından çok artıracak. Bence Antalya'da bu yıl vitrine yeni oyuncular ve gelecek vadeden ilgiye değer yönetmenler çıkacak.
"OH OLSUN!"
Alin TAŞÇIYAN / STAR
Bir festivalin ön eleme jürisi oluşturarak film çekmek akıllıca bir iş değildir, dünyada örneği yoktur. Türkiye'de festival sektörü bütün festivallere bu baskıyı dayatıyor. Bunu yapanlardan biri de İsmail Güneş'ti. Oh olsun! Hem arkadaşım olduğu hem filmini çok beğendiğim için rahatlıkla söylüyorum, böyle bir sistemi keşke üyesi olduğu kurumlar aracılığıyla teşvik etmese ve film festivallerinin son dönem filmlerinin bazılarına saygı duysaydı. Ama sonuçta onun için hayırlı oldu. Böylece Montreal'e gitti, yarıştı, ödülü de kazandı.
Muhafazakar yönetmenlere karşı bir duruş olduğunu hiç düşünmüyorum. Yani kim iyi film yapmış da kıymeti bilinmemiş?
“Ateşin Düştüğü Yer”i ben çok beğenmiştim. Bir yönetmen ustalığını gerektiren bir film. Son derece çetrefil bir meseleye bakıyor. Bu çetrefilli mesele sosyoloji öldüren suçlu, ölen kurban diye bakar, keser atar ama iki tarafın da masumiyetini, duygularını, çok kaale almaz. Yasalar bunlar üzerinden gitmek zorunda değildir. Ama “Bir baba hangi koşullar altında kızının namusunu temizlemek için öldürür?”ün içine girmek lazım. Onunki nasıl bir hayat tarzıdır? Nasıl bir baskı görmektedir? Nasıl bir zihniyette hareket etmektedir? Yani bunları bir sanatçı gözüyle ince ince işlenmiş görmek bence çok önemli. Öte yandan sinemada sanatsal açıdan da son derece önemli bir atılım yapmış İsmail Güneş. Bundan önce hiç görmediğimiz bir boyut var. Görsel olarak çok güçlü, sembolü, mistisizmi, oyunculuklarıyla... Bir de bir yol filmi oluşuyla oluşuyla, o yolun hem fiziki hem de karakterin süper egosundan geçip id’ine doğru giden psikolojik bir yol olmasıyla, içselliğine yolculuk olmasıyla... Çok beğendim filmi.
"POLİTİK TARAFGİRLİKLERİ VE SOSYAL FAŞİZMLERİYLE BUNLAR ACINASI İNSANLAR"
Ali Murat GÜVEN / Yeni Şafak
Dostum İsmail Güneş'in filmi Ateş'in Düştüğü Yer'in Montreal Film Festivali'nden ödülle dönmesi, Türkiye'de sinema ve genelde de sanatı elinde tutan; 150 yıldır hakimiyet kuran Jakobenist tayfanın politik tarafgirliğinin de iflası anlamına geliyor. Onların ne denli acınası bir ruh hali içinde olduklarını ve bir filmi yalnızca sanatın evrensel kriterleri üzerinden değil; onu seçen yönetmenin politik kimliği üzerinden, "taraftarsa iyi sinemacı taraftar değilse kaka sinemacı" diye değerlendirme hastalıklarının çok açık bir tezahürü oldu.
İsmail Güneş benim yakın dostum, o yüzden süreci çok yakından takip ettim. Bu konuda da bir düzine yazı yazıp bu acınası tiplerin zavalılıklarını yüzlerine şamar gibi vurdum. 9 tane jüri üyesi kadın, geçen yılın son baharında Şafak Filmde bu filmi seyretmişler. Jüri üyelerinden bir kaçı izlemeye dahi gelmemiş. Puanlama sistemi 1'le 100 arasında olan bir değerlendirme cetvelinde, her bir kadın jüri üyesi 1 bile değil, 0,1 vermişler. Yani 9 jüri üyesinin verdiği toplam puan 100 üzerinden 0,9!
Bir sinemacının filmini bitirip ortaya koyması bile 100 üzerinden 40'ı -50'yi hak eder. O kadar açık ki politik tarafgirlikleri; işte “İsmail Güneş sağcı yönetmen”, “İsmail Güneş dindar yönetmen”, “İsmail Güneş faşist yönetmen”, bu adamı palazlandırmayalım diyorlar. Palazlandırmayalım dedikleri adam Yönetmenler Derneğinin iki dönem başkanlığını yapmış, şu anda Sinebir meslek örgütünün başkanı, Sanatsal Etkinlikler Kurumu'nun başkanı...
100 üzerinden sıfır verdikleri film önce Magazin Gazetecileri Derneği'nden Yılın En İyi Filmi, Yılın En İyi Yönetmeni ve Yılın En İyi Erkek Oyuncusu ödüllerini aldı. Şimdi de 325 filmin başvurduğu Montreal Film festivali'nden en iyi film ödülünü ve FIPRESCI ödülünü aldı.
Eğer bir parça utanma duyguları varsa bunların jüri diye insan içine çıkmamaları lazım.Politik tarafgirlikleri ve sosyal faşizmleriyle bunlar acınası insanlar.
İsmail Güneş gibi insanları, Mesut Uçakan'ları, Yücel Çakmaklı'ları yok saymanın, Türkiye'de böyle bir beyaz sinemanın olmadığını varsaymanın karanlığında boğulacaklar.
Geçen yıl Altın Portakal'da ana tema kadın ve kadına yönelik şiddetti. Yani bu yarışmaya girmeye en layık olan filmdi.
İsmail Güneş ağzıyla kuş tutsa bir de kuyruğuyla dinozor yakalasa yine de kendini bu kitleye beğendiremez.Montreal katıksız sinemanın ödüllendirildiği dünyanın en iyi 20 Festivali'nden biridir. Saygınlık açısından Cannes'dan bile daha önemlidir. Buradan ödül alması çok çok önemli.
***
Ben Altın Portakal'da ilk filmlerin ve ilk yönetmenlerin yarışacak olmasına sempatiyle bakıyorum. Bu, Kültür Bakanlığı Sinema Destekleme fonunun da başarısını gösterir. Bakanlıkta ilk yönetmen projeleri de kabul görüyor. Ama bence 50. yaşına basan Antalya Film Festivalinde, tıpkı Cannes ve Sundance Film Festivallerinde olduğu gibi ilk yönetmenler için ayrı bir kategori oluşturulmalı. Öteki türlü hakkaniyetsizlik oluyor. Jüri için de büyük bir paradoks yaratıyor; bir tarafta kıdemli yönetmenler bir tarafta motive etmeniz gereken genç yönetmenler...
Nuri Bilge Ceylan'la ilk filmini çeken genç yönetmeni karşı karşıya getirmek doğru değil.Geçen yıl, Hasan Tolga Pulat'ın “Güzel Günler Göreceğiz” filmi birinci oldu diye adamı yerden yere vurdular. Bu, sinemanın ağır abileriyle genç yönetmenlerin tek potada değerlendirmenin sakıncalarından biriydi.
Bu yüzden Altın Portakal'ın artık en iyi ilk film kategorisi açma zamanı geldi. Ayrıca başka yeni kategoriler de açılmalı. En iyi film fragmanı, en iyi film posteri tasarımı ve en iyi film web sitesi tasarımı gibi yeni sanat formlarını da ödüllendirmeli.
“ANTALYA’DA ELENMİŞ OLMASI ELBETTE BİR AYIPTIR”
Atilla DORSAY / SABAH
Bence çok güzel bir filmdi. Ben 4 yıldız verdim, keza gazetede maksimum yıldız sayımdır ve çok beğendiğimi belirttim. Filmin geçen yıl Antalya’da elenmiş olması elbette bir ayıptır. Ama eleme kurulları o kadar çok filme, o kadar kısa zamanda görmek zorunda ki böyle yanlışlar olabiliyor. Ama bir filmin gerçek bir değeri varsa, eninde sonunda ortaya çıkıyor. Bu durumda da bu oldu. Hak yerini buldu.
(Siz geçen sene ön eleme jürisine bu filmin neden geçemediğini sormuşsunuz, fakat jüridekiler de bu film bile değildi demişler. Doğru mu?)
Hayır hayır öyle bir şey demediler, tam tersi. Bana söylenen şu oldu: Film daha laboratuvar işlemleri bitmeden ham haliyle önümüze geldi, o yüzden belki iyi değerlendiremedik. Kimse “film bile değildi” gibi bir şey söylemedi. Bitmiş halde bir film değildi demiş olabilirler tabii.
Sağ görüşlü muhafazakâr yönetmenlere karşı bir ideolojik ayrımcılık olduğunu sanmıyorum. Öyle bir düşünce bazı kesimlerde olabilir ama en azından Antalya festivalini düzenleyen heyetin böyle düşündüğünü sanmıyorum.
Antalya'da ilk filmlerin yarışacak olmasına Festival yönetmeliği davet çıkardı. Başka şenliklerde yarışmamış olma koşulunu getirdi, dolayısıyla “keşfetme”yi ön plana alan bir festival olmak istedi. Bu da çok denk düşüyor. Çünkü Türk sineması şu anda çok derinde. Yepyeni insanlar geliyor. Parlak bir genç kuşak geliyor. Dolayısıyla zamana ve zemine çok uygun düştüğüne inanıyorum. Keşfetmek daha önemli.
Uğur VARDAN / RADİKAL
Ateşin Düştüğü Yer filmini seyretmedim, bu yüzden yorum yapmam yerinde olmaz.