Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ece SARUHAN / HABERTÜRK MAGAZİN

Oyuncu ve müzisyen Renan Bilek, ‘Aramızda Kalsın’dan sonra yeni bir müzikli gösteriyle, Cem Karaca’nın hayatını anlatan ‘Ömrüm’le sahnede. Bilek, “Ustama güzelleme” diye nitelendirdiği gösteride sahneyi Eylem Pelit Orkestrası’yla yani basta Eylem Pelit, davulda Mert Türkmen, klavyede Halil İbrahim Işık, gitarda Evrim Arslan’la paylaşıyor. Aysa Prodüksiyon ve Kolektif Sanat tarafından sahneye konulan ‘Ömrüm’de 16 şarkı söyleyen Bilek anlattıklarıyla, hepimizin ömründe derin izler bırakan Cem Karaca’yı daha yakından tanımamızı sağlıyor. Karaca’yla ilgili anılarını ciddi bir araştırmayla harmanlayıp derleyerek bir tekst yazmış ama sahnede metne bağlı kalmıyor. “Cem Abi’nin her döneminden bir şarkı seçmeye çalıştık. Kendisi ömrüne yüzlerce ömür sığdırmış biri, iki perdeye sığdırarak gösteride anlattıklarımı akışına bıraktık” diyor. Az sonra okuyacağınız röportajı yapmamızın üzerinden iki hafta geçti. Ve röportaj kendiliğinden yayına girmek için bugünü yani 1 Mayıs’ı seçti. Bence tesadüf değil, Cem Karaca’nın tüm işçi ve emekçilere selamı! Biz de özlemle selamlıyoruz Cem Karaca’yı.

‘KESİŞTİĞİMİZ BİR ORTAK KÜME

Gösteriye ‘Ömrüm’ adını vermenizin nedeni Cem Karaca’nın hepimizin ömrüne değmesi mi?

Gösteriyi sahnelemeyi düşünmeye başladığımdan beri aklımda hep ‘Ömrüm’ ismi vardı. Başlıca nedeni dediğin gibi Cem Karaca’nın ömürlerimizdeki yeri. Cem Abi’yi tanımlamak körlerin bir fili tanımlaması gibi. Herkes bir yerinden tutup tanımlıyor. Ömürlerimize kâh kendimiz, kâh anamız babamız üzerinden öylesine yerleşmiş ki... Hepimizin bir Cem Karaca’sı var, ortak küme olarak hepimiz Cem Karaca’da kesişiyoruz.

‘Aramızda Kalsın’da da söylüyordunuz ‘Ömrüm’ü. Özel bir şarkı olmalı...

Öyle, sözlerine takığım. Baba, doğumu ele almış şarkıda. Bütün çocuklar kan içinde ağlayarak dünyaya gelir. O vahşetin içinden bir güzellik ve aşk doğar. Böyle başlayan ‘ömrüm’ dediğimiz şey ne kadar temiz kalırsa o kadar iyi. Bunu süre değil miktar olarak söylüyorum. Etrafımız o kadar kirlendi ki bu kirlenmişlikten hepimiz nasibimizi alıyoruz, o kir bir şekilde bize de sıçrıyor. Kendi ülkemizde yabancı gibiyiz artık ve bu çok acı! Var olup olmadığı tartışmalı bir dünyadaki zafer için bu dünyada mal gibi yaşamamız isteniyor. Biz de bu mallığı sürdürüyoruz. Ben her şeye rağmen adam gibi bir hayat sürmek, çocuğuma örnek olmak istiyorum. Hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçmeden önce, “Oh bunu da yaptım, yaşadım” demek istiyorum. Malum ömrümüzü yediler! İnatla ömrümüzü savunmak için de ‘Ömrüm’!

‘CEM KARACA YOLUMUZU AÇTI’

Ömrünüzde nasıl bir yeri var Cem Karaca’nın?

Cem Abi’yle 1987’de yurda döndükten 2 ay sonra tanıştım. O dönemde Galatasaray Lisesi’nde Bilgesu Erenus’un oğlu Ali Erenus’la birlikte müzik yapıyorduk. ‘Erenus Bilek’ diye bir grubumuz vardı. Bir gün Bilgesu Erenus, Cem Abi’yi bizi dinlemeye çağıracağını söyledi. “Çağırma” dedim ama dinletemedim. 

Neden istemediniz çağırmasını?

Cem Abi’nin tanışmadan önce de benim ömrümdeki yeri çok derindi. Çocukluğum onun long play’lerini dinleyerek geçti. Büyük bir hayranıydım. Hep “Keşke bir gün orkestrasında kaşık çalsam, sahnesinde mikrofona ‘hoh’ desem de hayata onunla birlikte değsem” derdim. Yurda döndüğünde yaptığı açıklamalar nedeniyle kendimi ihanete uğramış gibi hissettim. Ona kızgındım. Bizi dinlemeye geldiği gün sahnede boğazıma hain bir tükürük yerleşti. Epey kıvrandıktan sonra Ali’ye öyle bir bakış atmışım ki şarkıya o girdi. Çıkışta Cem Abi yanımıza gelip “Bir ara bir bakıştınız, işte grup olmak budur” dedi. Kimsenin fark etmediğini o fark etmiş. Bizi çok sevdi. Yaptığımız işten para kazanmamız için bize mekân buldu. Sonrasında bizi konserlerine ön grup olarak aldı. Biliyorsun Cem Karaca’nın annesi de babası da tiyatrocu. Tiyatrocu kültürü ve kendi müzik adabınedeniyle bizim yolumuzu açtı. Birlikte turnelere çıktık. Çok özel zamanlardı.

‘HAYATININ HİÇBİR DÖNEMİNDE OYNAMADI’

Kızgın olduğunuz açıklamalarıyla ilgili yüzleştiniz mi?

Elbette, gerçekleri Cem Abi’den dinledim. Mesela hep yurda döndüğünde Turgut Özal’ın elini öptüğünden bahsederler. Aslında öyle bir eylem de fotoğraf da yok. Cem Abi Turgut Özal’ın elini sıkıyor, yanında Semra Özal var. Avrupa görmüş, fularına kadar özenen bir adam olarak First Lady’nin elini öpüyor. Ama bu coğrafyanın bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanları bunu öyle bir lanse ediyorlar ki... Baba çıldırmıştı buna, kuduruyordu. Almanya’dayken hakkında çıkarılan şey de çok acı. 77’deki kanlı 1 Mayıs’tan sonra, 79’da sürgün edildiği Almanya’da Selda Bağcan ve İbrahim Özlü ile birlikte 1 Mayıs alanına gidiyor. Şenlik olduğunu görünce 2 sene önce İstanbul’da yaşananları düşünüp şoka giriyorlar. Türk işçiler bunları tanıyor. Baba da mikrofonu alıp “Yaşasın uluslararası dayanışma” diyor. Bu arada fotoğrafları çekiliyor. 80’de darbe olup cadı avı başlayınca “Cem Karaca garip hesaplar peşinde” diye bir haber çıkıyor. 

Günümüzde de yapılıyor maalesef böyle haberler!

Evet. Habere göre güya Cem Abi Almanya’da bir örgüt kurmuş. Bu örgütle beraber Almanya’dan Türkiye’ye uzun bir yürüyüş yaparak askeri hükümeti devirmeyi hedefliyormuş. Bu haberi yapan arkadaş hayatında hiç yürümemiş herhalde! Bir de haberdeki fotoğrafı görsen, ellerinde poşetler var. Bu nasıl bir örgütse Türkiye’ye kadar poşetlerle yürüyecekler! Akla hayale sığmayacak, özürlü bir ceza üretimi bu! 200 yılla yargılanıyor, faili meçhuller gırla, “Yurda dön” diyorlar! 8 sene vatandaşlıktan çıkarılıyor. Bütün bunlar hayatının hiçbir döneminde oynamayan bir adama yaşatılıyor. Adam ömrü boyunca neyse o! Ne düşünüyorsa löp diye söylüyor. Mustafa Kemal’i de Hz. Ali’yi de seven, kendi içinde çatışmaktan, farklı görüşlere kulak vermekten keyif alan bir dünya insanı! Keşke hepimiz böyle olsak!

‘Ömrüm’de sahneyi Eylem Pelit Orkestrası’yla paylaşan Renan Bilek, “Eylem ‘Biri Cem Karaca ile ilgili bir şey yapacaksa bu sen olmalısın’ dedi. Bunun üzerine gösteriyi hayata geçirme kararı aldım” diyor.

‘Ekran bol tuzlu ayçekirdeği gibi!’ 

Dizilerde de rol alan biri olarak ekrandaki son durumu nasıl buluyorsunuz?

Ben çalışırken seslerin iç içe geçmesini çok severim. Ama şimdi es kaza televizyonu açsam majör saat dilimleri içinde insanı evlilikten soğutacak evlilik programları var. Değil evlenmek, evliysen eşinden boşanırsın onları izledikten sonra. Televizyon gibi başka anlamda kullanılacak bir cihazın bu kadar insanı hayattan soğutucu bir hal alması inanılır gibi değil! Ekran bol tuzlu ayçekirdeği gibi şu anda! Dudağın, dilin yarılıyor ama yine de bitene kadar yiyorsun!

‘Oynamak için salon sırası bekliyoruz’

‘Öyle Bir Geçer Zaman ki’de canlandırdığınız Süleyman karakterinin çok popüler olduğu bir dönemde ‘Aramızda Kalsın’ adlı gösteriyle sahnedeydiniz. Gösteriye de ilgi büyüktü. Şimdi nasıl? Ben 40 yaşımdan sonra Süleyman’la patladım. O kadar ilginç ki, yıllarca beraber okuduğum arkadaşlarım bile o zaman bana “Ne kadar kabiliyetliymişsin” dediler. Ben hep aynı bendim, o zaman mı anladılar? O dönem Süleyman’ı bağrına basan seyirci şimdi nerede bilmiyorum. ‘Aramızda Kalsın’a gelenler bir daha geleceklerine söz vermişlerdi, şimdi neredeler? Ben artık seyirciye “Hoşgeldiniz” yerine “Neredesiniz?” diye sesleniyorum. Dizime değil, oyunuma sahip çıksınlar! Herhangi bir oyun için “Tiyatro biletine 40 lira veremem” diyenlere tahammülüm yok! Ayda 40 lira neye vermiyoruz ki? Tabii bir yandan da terör olayları ve salon sıkıntısından dolayı da o kitleyle henüz buluşamadım.

Sahne sıkıntısı durmadan kanayan yaramız zaten!

Oynamak için salon sırası bekliyoruz, “Biri oynamasa da biz oynasak” diye düşünüyoruz mecburen. Mesela, Kadıköy Belediyesi CKM’yi Devlet Tiyatrosu’na vererek devletin yapması gerekeni üstlenerek işgüzarlık yaptı. Bir de “Seyirci oyunun bileti ucuz olsun istiyor” diyerek Tolga Çevik’e veriyor salonu. Biletler 100 lira, üstelik de televizyona çekim yapılıyor. Tolga gani gani kazansın, sorun o değil, Kadıköy’de kültür politikasını idare edenlerin durumu! Ben bu coğrafyanın en önemli seslerinden, en değerli adamlarından birinin hayatını anlatıyorum, 16 şarkı söylüyorum, başkası yapsaydı izlerken kıskanacağım bir iş yapıyorum ama salon yok, CKM’de yer bulamıyorum! Bana kimse kültür sanat politikasından bahsetmesin, alnını karışlarım!

‘Bilinçli seyirciye oyuncudan daha çok ihtiyacımız var’

Ömrüm’ 11 Mayıs’ta Trump Gösteri Merkezi’nde, 18 Mayıs’ta ise Beylikdüzü Torium’da seyirciyle buluşacak. Biletler Biletix’te... 

Ömrümüz “Seyirci tiyatroya sahip çıkmalı” demekle geçiyor. Özellikle ruh sağlığı için sanatın ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunun anlaşılamamasını anlayamıyorum.

İnsan bilmediği şeyi tanımlayamaz, ihtiyacını da duymaz! Benim çocuğumun okulunda çıkış zili çaldığında müdür piyano çalmaya başlıyor. Sanatla böyle tanışılır, olması gereken budur; mesela okullarda drama dersleri verilmesidir. Ben yanıma gelip “Tiyatroyu çok seviyorum” diyen gençlere, “Sev ama tiyatrocu olma. Bu sevgiyi çevrene de aşıla, ileride çocuğunu tiyatro seyircisi olarak yetiştir” diyorum. Özellikle özel üniversitelerde konservatuvar diye açılan yerlere giden çocukların çoğunun amacı bir an önce televizyona çıkıp ünlü olmak. Bizim bilinçli seyirciye oyuncudan, özellikle de böyle derdi oyunculuk olmayanlardan daha çok ihtiyacımız var.