Basra Körfezi’nde patlayan her füze artık sadece bir askeri hedefi değil, küresel ekonominin damarlarını da vuruyor. Savaş üçüncü haftasını doldurup bir aya doğru ilerlerken tablo netleşiyor: Bu bir bölgesel savaş değil, küresel bir ekonomik şok. Çünkü savaşın merkezi enerji arterlerinin tam kalbi: Hürmüz Boğazı.
İran, ilk günlerdeki ağır kayıpların ardından hızla toparlandı ve savaşın askeri karakterini ekonomik bir silaha dönüştürdü. İsrail’e yönelik saldırılarını sürdürürken daha stratejik bir hamleyle savaşı Körfez coğrafyasına yaydı. Ancak en kritik adımı, Hürmüz Boğazı’nın fiili kontrolünü ele alması oldu. Artık geçiş izni verilen tankerler seçiliyor, istenmeyenler bekletiliyor. Bu, klasik bir abluka değil; kontrollü bir boğaz yönetimi. Modern çağın ekonomik kuşatması.
Enerji damarı sıkışınca ekonomi nefessiz kalır
Dünya petrolünün yaklaşık beşte biri, sıvılaştırılmış doğalgazının dörtte biri Hürmüz’den geçmek zorunda. Aynı hat üzerinden petrokimya ürünleri ve tarımsal üretimin bel kemiği olan gübre taşınıyor. Bu zincirdeki aksama sadece enerji fiyatlarını değil, gıda fiyatlarını, sanayi maliyetlerini ve nihayetinde küresel enflasyonu yukarı çekiyor.
Bugün yaşanan tam olarak bu.
Savaşın coğrafi alanı sınırlı olabilir, ancak ekonomik etkisi küresel. Enerji arzındaki kesinti, fiyatlar üzerinden bütün ekonomilere yayılıyor. Bu nedenle artık 2026 yılı için yapılan büyüme ve enflasyon tahminleri hızla revize ediliyor. Daha düşük büyüme, daha yüksek enflasyon ve daha yüksek faiz dönemi yeniden kapıya dayanmış durumda.
ABD çekilse ve savaş bugün sona erse bile enerji piyasasının normale dönmesinin en az altı ay süreceği hesaplanıyor. Çünkü mesele sadece çatışmanın bitmesi değil, güvenin ve lojistiğin yeniden kurulmasıdır.
Ayrıca ABD’nin çekilmesi de siyasi gerçeklik açısından kolay görünmüyor. İsrail’in güvenlik kaygıları ve Washington’un bölgedeki stratejik çıkarları, savaşın kısa sürede sona ermesini zorlaştırıyor.
Piyasalar 3 haftada 10 trilyon dolar kaybetti
Savaşın finansal piyasalara etkisi son derece sert oldu. Henüz bir ay dolmadan dünya borsalarının toplam piyasa değeri yaklaşık 10 trilyon dolar azaldı. Küresel hisse senedi endeksleri yüzde 7.4 geriledi.
Gelişmekte olan ülkeler daha sert darbe aldı. Bu borsalar yüzde 9.6 düşerken Türkiye borsasının aynı ölçekte yüzde 4.8 gerilemesi göreli bir dayanıklılığa işaret ediyor.
#resim#1352886#
Benzer ayrışma ABD ile ABD dışı dünya arasında da görüldü. ABD borsaları yüzde 5.7 düşerken ABD dışı borsalarda kayıp yüzde 10’a ulaştı.
Risk göstergeleri ise alarm veriyor.
Bu tablo piyasalarda sadece fiyat düşüşü veya artışı değil, güven kaybı yaşandığını da gösteriyor.
Nakit krallığı: Altın bile satıldı
Bu dönemin en dikkat çekici gelişmesi, klasik güvenli liman davranışının tersine dönmesi oldu. Altın yüzde 15 düşerken gümüşteki gerileme yüzde 28’e ulaştı. Yatırımcılar güvenli limana değil, nakde yöneldi.
#resim#1352887#
Bu durumun nedeni basit, likidite ihtiyacı.
Piyasa oyuncuları varlık satıp pozisyonlarını kapattı, borçlarını azalttı, dolara ve faizi hızla yükselen devlet tahvillerine geçti. ABD, Japonya ve Almanya’nın 10 yıllık tahvil faizleri yüzde 10-15 arasında yükseldi. Küresel tahvil piyasasında yaklaşık 75 trilyon dolarlık stokun faizinin yüzde 15 civarında sıçraması, finansal sistemin maliyet tabanını yukarı çekti.
Türkiye’de ise faiz hareketi daha sert oldu.
Bu artışlar, risk algısının yükseldiğini ama aynı zamanda para politikasının sıkı kalacağını gösteriyor.
Dolar güçlenirken TL ayrıştı
Küresel risk arttığında dolar güçlenir. Bu kez de öyle oldu. Dolar Endeksi yeniden 100’ün üzerine çıktı ve gelişmekte olan ülkelerin para birimleri ortalama yüzde 4 değer kaybetti.
Ancak dikkat çekici bir ayrışma yaşandı.
Türk lirası sepet kur karşısında düşmedi, aksine yüzde 0.48 değer kazandı. Bu durum, iç finansal sıkılaşmanın ve rezerv yönetiminin kısa vadede kur istikrarını desteklediğini gösteriyor.
Fakat bu tür jeopolitik şokların uzun sürmesi halinde bu dayanıklılığın test edileceği de açık.
Tek yükselen varlık kripto
Bu krizde en sıra dışı gelişme kripto varlıklarda yaşandı. Galaxy Endeksi yüzde 8 yükselirken Bitcoin yüzde 7 değer kazandı. Geçmiş krizlerde riskli varlık olarak görülen kriptoların bu kez alternatif likidite aracı gibi davranması, finansal sistemde yeni bir davranış kalıbının doğduğunu gösteriyor.
Bu değişim küçük bir sinyal olmayabilir ve yatırımcı davranışının evrime uğradığını gösterebilir.
Savaşın yeni silahı enerji
Bugün savaşlar sadece cephede kazanılmıyor. Enerji akışını kontrol eden taraf ekonomik üstünlük kuruyor.
İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki fiili kontrolü, askeri bir başarıdan çok ekonomik bir kaldıraç niteliği taşıyor.
Bu nedenle savaş uzadıkça bedel sadece savaşanlar tarafından ödenmiyor. Enerjiye bağımlı bütün ekonomiler bu faturayı paylaşıyor.
Basra Körfezi’nde füzeler patlıyor olabilir. Ama en büyük patlamanın enerji maliyeti yoluyla küresel enflasyonda yaşanacağı açık.
Ve bu patlamanın etkisi, savaşın kendisinden daha uzun sürebilir.