Küresel borsalarda büyük ayrışma
9 Mart 2009 küresel finans tarihi açısından sembolik bir tarih. 2008’de patlayan küresel finans krizinin ardından dünya borsalarının dip yaptığı o günlerde neredeyse piyasalar çöküşün eşiğine gelmişti. Ancak tam da o dipten itibaren dünya borsaları tarihinin en uzun ve güçlü yükseliş dönemlerinden birine girdi.
Aradan geçen 17 yıl boyunca piyasalarda zaman zaman sert sarsıntılar yaşandı. Ancak ana trend değişmedi. Küresel borsalar aradaki düzeltmelere rağmen güçlü bir yükseliş eğilimini sürdürdü.
Bugün geriye dönüp bakıldığında bu dönem yalnızca uzun bir boğa piyasası değil. Aynı zamanda küresel finansal dengelerin ve ekonomik güç merkezlerinin yeniden şekillendiği bir dönem olarak öne çıkıyor.
Kriz sonrası büyük ralli
Küresel finansal krizden sonra başlayan yükseliş tarihin en uzun boğa piyasalarından biri oldu.
Dünya borsalarının toplam piyasa değeri 25.5 trilyon dolardan 158 trilyon dolara yükseldi. Finansal sistem kriz sonrasında hızla genişledi ve küresel varlık fiyatları yeni zirvelere ulaştı.
Endeksler tarafında da tablo oldukça çarpıcı.
Bu tablo küresel borsaların birlikte yükselmesine rağmen performansın eşit dağılmadığını açık biçimde gösteriyor.
Başka bir ifadeyle Türkiye borsası küresel ortalamanın oldukça gerisinde kaldı.
Teknolojinin yarattığı büyük sıçrama
Son 17 yılın en çarpıcı özelliği ise teknoloji şirketlerinin yarattığı büyük değer artışı oldu.
Teknoloji ağırlıklı Nasdaq 100 Endeksi 9 Mart 2009’da 1043.87 seviyesindeydi. 9 Mart 2026’da 24 967.25 düzeyine ulaştı. Bu da %2292’lik bir artış anlamına geliyor.
Bu yükseliş finansal piyasaların son yıllardaki en önemli gerçeğini ortaya koyuyor: Yeni ekonominin kazananı teknoloji oldu.
Dijitalleşme, yapay zekâ, bulut bilişim ve platform ekonomisi dev şirketler yarattı. Finansal piyasalardaki değer artışının büyük kısmı da bu şirketlerde yoğunlaştı.
Türkiye neden geride kaldı?
Türkiye açısından tablo daha farklı.
Bu dönemde Türkiye’nin küresel finansal sistemdeki konumu zayıfladı. En somut kayıplardan biri yatırım yapılabilir ülke notunun kaybedilmesi oldu. Bu gelişme uluslararası fonların Türkiye varlıklarına yaklaşımını da değiştirdi.
İkinci önemli eksiklik ise küresel ölçekte teknoloji şirketlerinin ortaya çıkamaması.
Türkiye’den bazı girişimler unicorn seviyesine ulaşsa da bu şirketlerin önemli bir kısmı halka açılmadan yabancı yatırımcılar tarafından satın alındı. Böylece oluşan değer büyük ölçüde küresel piyasalara taşındı.
Sonuçta Türkiye borsası büyümeye devam etse de küresel değer zincirinde üst sıralara çıkamadı.
Düzeltmeler trendi bozmadı
Bu 17 yıllık yükseliş içinde birkaç önemli sarsıntı yaşandı.
2013’te küresel likidite koşullarının değişmesi, 2018’de finansal dalgalanmalar, 2020’de pandemi şoku…
Ancak bu gelişmeler trend kıran krizler değil, orta ölçekli düzeltmeler olarak kaldı. Hatta pandemi sonrasında merkez bankalarının sağladığı devasa likidite, yükselişi daha da hızlandırdı.
Küresel düzen değişirken
Bugün ise piyasalarda farklı bir dönemin işaretleri tartışılıyor. Çünkü mesele artık yalnızca ekonomik dalgalanmalar değil, küresel ekonomik düzenin yeniden şekillenmesi.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası ekonomik sistem; serbest ticaret, küreselleşme ve dolar merkezli finansal mimari üzerine kuruluydu. ABD bu düzenin hem kurucusu hem de en büyük yararlanıcısıydı.
Ancak son yıllarda Washington giderek daha açık biçimde bu düzeni yeniden tasarlama yoluna gidiyor.
Ticarette korumacılığın yükselmesi, stratejik sektörlerde devlet desteklerinin artması, tedarik zincirlerinin yeniden kurulması ve teknoloji alanında bloklaşma bu dönüşümün işaretleri.
Savaşların ekonomik arka planı
Bugün dünyada aynı anda birden fazla jeopolitik cephe bulunuyor. Bunlardan biri enerji üretiminin ve enerji taşımacılığının kalbinde yer alıyor.
Enerji küresel ekonominin en kritik girdilerinden biri olduğu için bu bölgedeki her gerilim finansal piyasalar üzerinde doğrudan etkili oluyor.
Bu nedenle yaşanan çatışmalar yalnızca askeri ya da siyasi krizler değil. Aynı zamanda küresel ekonomik güç dengelerinin yeniden kurulmasının bir parçası olarak görülüyor.
Geçiş döneminin piyasaları
2009’dan bu yana süren yükseliş büyük ölçüde küreselleşmenin son evresinin ve bol likiditenin ürünüydü. Küresel ticaret genişledi, teknoloji şirketleri hızla büyüdü ve merkez bankalarının sağladığı para bolluğu finansal varlık fiyatlarını yukarı taşıdı.
Şimdi ise dünya farklı bir evreye giriyor.
Yeni dönemde piyasalarda belirleyici olacak unsurlar;
Bu nedenle önümüzdeki yıllarda finansal piyasalarda yükseliş tamamen sona ermese bile liderlik değişimleri ve sert ayrışmaların artması şaşırtıcı olmayacaktır.
Bilanço ne diyor?
Son 17 yılın en net sonucu zaten bunu gösteriyor:
Teknoloji kazandı, gelişmiş piyasalar öne çıktı ve bu dönüşümü yakalayamayan ekonomiler giderek daha fazla geride kaldı.
Yeni dünya düzenine geçiş sürecinde asıl soru ise şu:
Küresel borsalarda 2009’dan beri süren büyük yükseliş yeni düzenin içinde devam mı edecek, yoksa bu yükseliş eski küresel düzenin son büyük rallisi miydi?
“Piyasalar kısa vadede oylama makinesi, uzun vadede tartı makinesidir.” Benjamin Graham