Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım Petrol şoku kapıda: İran savaşı piyasaları nasıl sarsıyor?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        İran ile ABD-İsrail hattında başlayan savaş yalnızca askeri bir çatışma değil. Aynı zamanda küresel ekonominin sinir uçlarına dokunan bir enerji krizi. Çünkü çatışmanın merkezi, dünya petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birinin geçtiği Basra Körfezi ve Hürmüz hattı. Bu nedenle bölgede patlayan her füze sadece askeri hedefleri değil, petrol fiyatları üzerinden küresel ekonomiyi de sarsıyor. Bu açıdan İran savaşı askeri bir krizden çok daha fazlası. Çünkü çatışmanın merkezi dünya enerji sisteminin kalbi. Savaşın gerçek sonucu da cephede değil petrol fiyatında ölçülecek.

        İlk haftada petrol fiyatlarının yüzde 25’e yakın yükselmesi, Avrupa doğalgaz fiyatlarının ise yüzde 67 artması bu nedenle şaşırtıcı değil.

        Ama piyasaların asıl korkusu henüz gerçekleşmiş değil.

        Çünkü petrol fiyatı henüz sistemi kıracak seviyeye ulaşmadı.

        Asıl risk, savaşın uzaması ve petrolün 150 dolar eşiğini aşması.

        Görünen hedef İran, asıl rekabet Çin

        Washington’un açıkladığı hedef İran’da rejim değişikliği.

        Ancak jeopolitik tabloya daha geniş açıdan bakıldığında mesele yalnızca İran değil.

        ABD’nin asıl stratejik rakibi Çin.

        Basra Körfezi, Çin için enerji güvenliğinin merkezinde yer alıyor. Çin petrol ithalatının yaklaşık yarısını bu bölgeden sağlıyor. Ayrıca Pekin yönetimi Körfez limanlarında ve lojistik ağlarında hızla etkisini artırıyor.

        Çin’den Avrupa’ya uzanan Orta Koridor projeleri ve Körfez’i demiryolu hatlarıyla bu ağın içine alma planları da Washington açısından dikkatle izleniyor.

        Bu nedenle savaş yalnızca İran ile ilgili değil.

        Aynı zamanda enerji yolları ve küresel ticaret koridorları üzerindeki güç mücadelesi.

        Savaş var, altın yükselişi niye yok?

        Normal şartlarda jeopolitik krizlerde yatırımcıların ilk sığındığı liman altındır.

        Ancak bu kez piyasa alışılmışın dışında davrandı.

        Altın fiyatı yüzde 1 gerilerken gümüşte düşüş yüzde 10’u buldu.

        Bunun nedeni savaşın finansal piyasalarda yarattığı enflasyon korkusu.

        Petrol fiyatı yükseldikçe enflasyonun da yükseleceği düşünülüyor. Bu da merkez bankalarının faiz indirim planlarını ertelemesine yol açabilir.

        Nitekim ABD 10 yıllık tahvil faizleri yüzde 3.96’dan yüzde 4.14’e çıktı.

        Faizler yükselince altın üzerinde baskı oluştu.

        Dolar ise yeniden güç kazandı. Gelişmekte olan ülke para birimleri değer kaybetti.

        Yani piyasalar şu anda güvenli limana koşmaktan çok nakit pozisyonunu korumayı tercih ediyor.

        Borsalar ilk haftada 4.7 trilyon dolar kaybetti

        Savaşın ilk haftasında küresel borsalarda yaklaşık 4.7 trilyon dolar piyasa değeri silindi.

        ABD dışındaki piyasalar ve gelişmekte olan ülkeler daha fazla etkilendi.

        Borsa İstanbul da yüzde 6’nın üzerinde geriledi ve işlem gören şirketlerin piyasa değeri yaklaşık 32.5 milyar dolar azaldı.

        Bu düşüşün nedeni yalnızca savaş değil.

        Piyasalar üçlü bir riskten endişe ediyor:

        • Petrol şoku
        • Yükselen enflasyon
        • Yavaşlayan büyüme

        Bu üçlü birleştiğinde ortaya çıkan tablo stagflasyon oluyor.

        Petrol fiyatında üç kritik eşik

        Küresel ekonominin kaderi petrol fiyatının hangi seviyede kalacağına bağlı.

        110-130 dolar bandı yönetilebilir kriz. Enflasyon yeniden yükselir, merkez bankaları faiz indirimlerini erteler.

        130-150 dolar bandı küresel stagflasyon riski. Büyüme yavaşlarken fiyatlar artmaya devam eder.

        150 dolar üzeri küresel resesyon ihtimali hızla güçlenir.

        Bu seviyede enerji maliyetleri ulaştırma ve sanayi sektörlerini ciddi biçimde zorlar. Havayolu şirketleri ve lojistik devleri finansal sorunlarla karşılaşabilir.

        Hürmüz Boğazı’nın kapanması veya tankerlerin hedef alınması halinde petrol fiyatının 180-200 dolar bandına çıkma ihtimali de konuşuluyor.

        Bu ise küresel ekonomide yeni bir finansal krizi tetikleyebilir.

        En büyük darbeyi enerji ithalatçıları alacak

        Petrol fiyatındaki artışın etkisi ülkeden ülkeye farklı.

        Enerji ihracatçıları kazançlı çıkarken net ithalatçılar ciddi baskı altında kalıyor.

        Türkiye de bu ülkelerden biri.

        2025 yılında Türkiye’nin net enerji ithalatı 47.2 milyar dolar oldu. Bu hesaplama petrolün ortalama 69 dolar olduğu bir yıl için geçerli.

        Petrol fiyatı aynı miktarda ithalat varsayımıyla:

        • 100 dolar olursa enerji faturası yaklaşık 68 milyar dolar
        • 130 dolar olursa 89 milyar dolar
        • 150 dolar olursa 100 milyar doların üzerine çıkıyor.

        Enerji faturası büyüdükçe cari açık artıyor. Akaryakıt zamları ise iğneden ipliğe tüm fiyatları yukarı çekiyor.

        Bu da enflasyonla mücadeleyi daha da zorlaştırıyor.

        Petrol şoku ekonomileri yakabilir

        Piyasalar şu anda petrol fiyatında 130 dolar eşiğini kritik sınır olarak görüyor.

        Bu seviyenin aşılması halinde merkez bankaları uzun süre yüksek faiz politikası izlemek zorunda kalabilir.

        Eğer savaş büyür ve petrol 150 doların üzerine çıkarsa, mesele artık enerji piyasası olmaktan çıkar ve küresel ekonomi için yeni bir kriz başlığı haline gelir.

        Çünkü petrol yalnızca bir emtia değildir.

        Modern ekonominin kan dolaşımıdır.

        Ve o dolaşım bozulduğunda bütün sistem sarsılır.

        Enerji uzmanı Daniel Yergin'in dediği gibi "Modern dünya petrol üzerinde hareket eder; ancak bu hareketlilik aynı zamanda en büyük kırılganlığıdır."