Türkiye ekonomisi, kağıt üzerinde "milli gelire oran" bazında %32.5 ile hala yönetilebilir görünen ancak derinliklerine inildiğinde ciddi yapısal çatlaklar barındıran tarihi bir borç eşiğinde. Açıklanan son verilerle birlikte Türkiye’nin brüt dış borç stoku ilk kez psikolojik sınırı aşarak 519,9 milyar dolara ulaştı. Sadece son bir yılda üzerine eklenen 60 milyar dolar, dış finansman ihtiyacının ne denli kemikleştiğini gösteriyor.
Ancak asıl hikaye toplam rakamda değil, bilançoların "karanlık odasında" yani reel sektörün borcunun bir yılda 45 milyar dolar artarak 298 milyar dolara çıkmasında. Sadece özel borcun artması değil, asıl sorun döviz açık pozisyonunda saklı.
Açık pozisyon 197,5 milyar dolar
Finansal kesim dışındaki firmaların döviz açık pozisyonu, adeta bir zaman ayarlı bomba gibi 197,5 milyar dolara dayandı. Bu rakam, 2017’deki tarihi zirveden sonraki en yüksek ikinci seviye. Daha çarpıcı olan ise bu noktaya geliş hızımız: 2023 yılını 70 milyar dolar gibi nispeten "makul" bir açıkla kapatan şirketler, sadece iki yıl içinde bu açığa 127,5 milyar dolar daha ekledi.
Peki, şirketleri bu tehlikeli sulara iten neydi? Yanıt, dezenflasyon sürecinin yan ürünü olan "değerli TL" illüzyonunda saklı. Yerli paranın reel olarak değerlendiği, faizlerin ise yüksek seyrettiği bir ortamda; dövizle borçlanmak reel sektör için bir "kazanç kapısı" gibi görüldü. Şimdiye kadar bundan konjonkturel bir kazanç sağladılar. Ancak belki de ihtiyaç duyulandan fazla döviz borcu üstlenildi, kur riski ise adeta halının altına süpürüldü. Şimdi o halı, ekonomi yönetiminin ayağına takılmak üzere.
Kurun prangası, iflas dalgası korkusu
Ekonomi yönetimi bugün tam bir "politika tutsağı" durumunda. Bir yanda kur artmadığı için rekabet gücünü kaybeden ve feryat eden ihracatçı, diğer yanda ise kurun en ufak bir kıpırdanışında bilançosu havaya uçacak olan devasa bir ithalatçı-borçlu kesim var.
İran Savaşı'nın gölgesinde geçen son bir ayda Merkez Bankası’nın 55 milyar dolarlık rezerv kaybını göze alarak kuru adeta "mıhlaması" bir tercih değil, bir mecburiyetti. Kuru bıraksalar enflasyon hedefi çökecek, bırakmasalar ihracatçı bitecek. Ama hepsinden önemlisi, kurdaki bir sıçrama 197.5 milyar dolarlık açık pozisyonu taşıyan reel sektörü bir "iflas dalgası" ile karşı karşıya bırakabilir.
İhracata vergi yoluyla nefes aldırma
Bu çerçevede, ihracatçıya verilen %3'lük kur desteğinin yetersiz kaldığı aşikar. Bunun için de gündeme, ihracatçı şirketlere kurumlar vergisinin 5 puan indirilmesi getirildi. Bu adım, kurun baskılandığı bir ortamda maliyet yükü altında ezilen üreticiyi ayakta tutma girişimidir. Ancak bu "vergi pansumanı", devasa döviz açığının yarattığı temel riski ortadan kaldırmıyor. Sadece kaçınılmaz yüzleşmeyi erteliyor.
Son söz: "Borç, sadık bir köle olduğu sürece iyidir; ancak efendi olmaya başladığında felaket yakındır." Victor Hugo