TÜİK'in finansal yatırım araçlarının reel getiri verileri, yalnızca hangi yatırım aracının ne kadar kazandırdığını göstermiyor. Türkiye'de yatırımcının zihninde nelerin değiştiğini de anlatıyor.
Ağustos ayında sahnenin yıldızı yine altın.
Külçe altın, tüketici fiyatlarıyla indirgendiğinde yatırımcısına aylık yüzde 7,93 reel getiri sağladı. Üretici fiyatlarıyla reel getiri ise yüzde 7,17 oldu. Aynı ayda mevduat yüzde 1,05, DİBS yüzde 1,38 ve euro yüzde 1,34 reel kazandırırken dolar yüzde 0,15, Borsa ise yüzde 1,13 kaybettirdi.
Fakat asıl hikâye burada değil.
Altın kazandırıyor ama yolu inişli çıkışlı
Bu bize önemli bir şeyi söylüyor: Altın artık sadece “güvenli liman” değil, aynı zamanda son derece dalgalı bir yatırım aracı. Bir ayda yüzde 8'e yakın reel kazandırabiliyor, altı ayda yüzde 18'e yakın reel kaybettirebiliyor.
Dolayısıyla altının hikâyesi bitmiş değil. Tam tersine yıllık performansı hâlâ çok güçlü. Ama yatırımcının altını artık “ne olursa olsun kazandırır” anlayışıyla değil, fiyat dalgalanmasını göze alarak taşıması gerekiyor.
Sessiz kazanan: Mevduat
Verinin belki de en önemli tarafı ise mevduat.
Rakamlar altın kadar çarpıcı değil.
Ama yatırım kararlarında sadece getirinin büyüklüğü değil, getirinin istikrarı da önemlidir. Son aylarda mevduatın öne çıkmasının arkasında tam da bu var.
Dezenflasyon sürdükçe TL cinsinden yüksek nominal faiz ile enflasyon arasındaki fark yatırımcıya reel getiri üretmeye başladı. Böylece yatırımcının “paramın değerini korumak için mutlaka dövize veya altına gitmeliyim” düşüncesinin alternatifi ortaya çıktı.
Bu, para politikasının finansal piyasalardaki en önemli sonuçlarından biri.
Dövizde tablo çok daha çarpıcı
Dolar ve euro açısından ise tablo oldukça net.
Yıllık TÜFE bazında doların reel kaybı yüzde 10,84, euronun kaybı yüzde 11,16.
Başka bir ifadeyle, parasını dövizde tutan yatırımcı nominal olarak kur artışını görse bile satın alma gücü açısından kaybediyor.
İşte burada dezenflasyon politikasının önemli bir sonucu ortaya çıkıyor. Kurun enflasyondan daha yavaş artması, döviz yatırımcısının reel olarak kaybetmesine yol açıyor.
Türkiye'de yıllarca yatırım kararlarının temel referansı olan “dolar ne kadar arttı?” sorusunun yerini yavaş yavaş “hangi yatırım enflasyonu geçti?” sorusu almaya başlıyor.
Bu çok önemli bir zihniyet değişimi.
Çünkü yatırımcının nominal kazançtan reel kazanca geçmesi, dezenflasyonun toplumdaki en somut sonuçlarından biridir.
Borsa neden hâlâ beklenen sıçramayı yapamıyor?
BIST 100 açısından ise tablo biraz daha düşündürücü.
Ağustosta TÜFE'ye göre yüzde 1,13 reel kayıp var. Üç aylık dönemde reel kayıp yüzde 5,98'e çıkıyor. Yıllıkta da yüzde 2,90 reel kayıp söz konusu.
Bu tablo, borsanın hâlâ yatırımcının servetini enflasyondan koruyan temel araç haline gelemediğini gösteriyor.
Oysa Türkiye'nin önümüzdeki dönemde en fazla ihtiyaç duyduğu alanlardan biri sermaye piyasaları.
Bankacılık sistemine ve mevduata dayalı finansmandan, şirketlerin doğrudan sermaye piyasalarından kaynak sağlayabildiği daha derin bir finansal yapıya geçmek gerekiyor.
Bunun yolu da borsanın sadece nominal olarak yükselmesinden değil, reel getiri üretmesinden geçiyor.
DİBS'in yükselişi de önemli
Bir başka dikkat çekici gelişme DİBS tarafında.
Bu da yatırımcının daha uzun vadeli TL enstrümanlarına ilgisinin arttığını gösteren önemli bir işaret.
Bir başka ifadeyle, yatırımcı sadece “yüksek faiz” aramıyor.
TL'nin istikrar kazanacağı ve enflasyonun gerileyeceği beklentisine yatırım yapıyor.
Asıl değişim burada
TÜİK'in rakamlarını yan yana koyduğumuzda ortaya ilginç bir yatırım haritası çıkıyor:
Bu tablo bize yatırımcının davranışındaki değişimin henüz tamamlanmadığını, fakat yönün değiştiğini söylüyor.
Eskiden Türkiye'de yatırımcının ilk refleksi çoğu zaman döviz ve altındı. Çünkü temel amaç yüksek getiri elde etmekten önce paranın değerini korumaktı.
Şimdi ise dezenflasyonun ilerlemesiyle birlikte başka bir denklem kuruluyor: TL'de kalmanın maliyeti düşüyor, dövizde kalmanın maliyeti yükseliyor.
Dezenflasyon paranın yönünü değiştiriyor
Bu nedenle önümüzdeki dönemde yatırım araçları arasındaki rekabet çok daha ilginç hale gelecek.
Çünkü enflasyon düştükçe yatırımcının hesabı da değişecek.
Yüzde 30 enflasyon ortamında yüzde 35-40 nominal getiri yeterli görünürken, enflasyon yüzde 20'lere, sonra yüzde 10'lara indikçe yatırımcı aynı getiriyi yeterli bulmayacak. Reel getiri arayışı güçlenecek.
Ve Türkiye'de belki de uzun yıllardan sonra ilk kez yatırımcının pusulası kurdan enflasyona, nominal getiriden reel getiriye doğru dönmeye başlayacak.
TÜİK'in bugünkü verisinin asıl önemi de burada. Altın ağustosun şampiyonu olabilir. Ama asıl yarış yeni başlıyor.