Erkekler avcı – kadınlar toplayıcı mitosuna antitez
Dünya bu cinsiyetçi düzende durdukça “Erkekler avcı, kadınlar toplayıcı” klişesi kolay değişmez ama beş bilim kadınının yayınladığı arkeolojik ve etnografik verilere dayalı yeni araştırma mitos yıkıcı bulgular içeriyor. Artık kalıplaşmış bu rol paylaşımının doğru olmadığı, hem tarih öncesi çağlarda hem de modern avcı-toplayıcı topluluklarda kadınların da avlandığı kanıtlarıyla ortaya konuluyor. Dört kıtada av aletleriyle birlikte gömülen kadınların varlığı gibi kanıtlar…
Cinsiyetçi mitosa göre Afrika ve Asya’da yaşayan homo erectus erkeğinin av hüneri sayesinde insanoğlu etle beslenmeye başlar ve böylece evrim sürecinde zeki bir varlık haline gelir. Tarih öncesi çağlara dair hemen bütün teoriler erkeklerin avlandığı, kadınların ise meyve-yemiş toplayıp çocuk baktığı tezine dayanır. Toplumsal rol paylaşımının, cinsiyet odaklı emek ve üretim ilişkilerinin temeli de büyük ölçüde buna dayanır.
Gerçi arada karizma çizecek teorilerin ortaya atıldığı da olur. Mesela erkeklerin aslında birer yaman avcı değil, aslan artıklarını yiyen sırtlanlar gibi yağmacı olduğuna dair bulgular çıkar. Doğu Afrika’daki avcı-toplayıcı kabileleri araştıran arkeologlar büyük hayvanlara ait kemik kalıntılarıyla ilkel aletleri bir arada bulurlar. Demek ki, homo erectus erkekleri iri hayvanları avlanmayı öğrenmiştir. Ancak kemiklerin üzerinde taştan yapılmış alet izlerinin yanı sıra hayvanların bıraktığı izler de vardı. Utah Üniversitesi’nden arkeologlar şu bakış açısıyla yorumladı: Erkekler, örneğin aslanlar tarafından avlanmış iri yarı hayvanların leşlerine konuyordu!
Bu tür veriler avcı erkek imajını yıkmadı ama kadınların avlandığına dair dağınık bulgular da çıkıyordu. Örneğin Güney Amerika’da bulunan çeşitli avcı-toplayıcı gruplarına ait 9 bin yıllık mezarlarda kadınların da erkekler gibi av aletleriyle defnedildiği ortaya çıkarılmıştı. And Dağları’nın Peru’nun güney kesimine düşen bölgesinde kadınların aileyi doyurmaya katkıda bulunduğu belliydi. Katkı derken, neredeyse yarı yarıya. Araştırmayı yürüten ekibin hesaplarına göre geç Pleistosen ve erken Holosen dönemlerinde, yani 12 bin yıl kadar önce büyük hayvanların yüzde 30 – yüzde 50’sini kadınlar avlıyordu. Avın tek beslenme kaynağı olduğu kültürlerde ise kadınların üstlendiği rol yüzde yüzdü.
Şimdi yeni yayınlanan kapsamlı bir çalışmaya göre kadınların avcılığı, Amerika’dan Asya, Afrika ve Okyanusya’ya, kıtalara yayılmış bir gerçeklik. Seattle Pacific Üniversitesi’nden beş kadın araştırmacının hem metinler hem de mezar kalıntıları gibi arkeolojik bulgular üzerinde yaptığı çalışmaya göre, incelenen 63 kültürün an az yüzde 80’inde kadınlar avcıydı. Tarih öncesi çağlarda Amerika kıtasındaki toplulukların yanı sıra Avrasya coğrafyasında İskitler de avcı kadınları kullandıkları aletlerle toprağa veriyordu.
Modern zamanların yiyecek arayarak yaşamını sürdüren kavimlerinde kadınların, erkeklerle farklılaşan av stratejileri ve kullandıkları araçlara dair bolca veri içeriyor araştırma. Örneğin Orta Afrika’daki Aka pigme kabilesinde kadınlar ağla avlanıyor; yanı sıra mızrak, maşet ve tatar yayı da kullandıkları oluyor. Filipinler’deki Agta erkekleri sadece ok ve yayla avlanırken, kadınlar daha esnek davranıyor; bazıları ok ve yay, bazıları bıçak, bir kısmı da bunların kombinasyonuna başvuruyor. Bu kabilelerde kadınlar ava giderken çocuklarını, köpeklerini ve kocalarını da yanlarına alabiliyor, bazen de yalnız çıkıyorlar. Erkekler ise daha katı davranıyor, tek refakatçi kabul ediyor.
Biyolojik antropoloji uzmanı Cara Wall-Scheffler liderliğindeki ekip, Plos One dergisinde yayınlanan araştırma sonucu birçok arkeolojik bulgunun yeniden yorumlanması gerektiğini söylüyor. Çünkü erkeklerin avcı, kadınların toplayıcı olduğu önyargısı yüzünden keşiflerde hatalı sonuçlara varılabiliyor.
Önyargılı yoruma en çarpıcı örnek İsveç’te yaşanan olay; 1880’lerde Viking kenti Birka’da yapılan arkeolojik kazıda büyük bir savaşçıya ait mezar ortaya çıkarılmıştı. Arkeologlar müteveffanın namlı bir Viking savaşçısı olduğuna karar vermişti ama kemikleri inceledikleri için değil. Mezarda kılıçlarla, mızrak ve okların yanı sıra kurban edilmiş iki atın kalıntıları vardı – gömülen kişi erkek olmalıydı.
Gerçi 13’üncü yüzyıldan kalma Völsunga saga gibi destanlarda kadın savaşçıların da bahsi geçiyordu ama bazı arkeologlar cinsiyet rollerine dair algı nedeniyle bunlara mitolojik fantezi gözüyle bakıyordu. Kemik kalıntıları ve çene yapısının daha çok kadın ölçülerine uyduğunu düşünen Stockholm Üniversitesi’nden arkeologlar ise şüpheyle yaklaşıyordu. Ve geçtiğimiz yıllarda yapılan DNA analizi kimin haklı olduğunu gösterdi. Büyük Viking savaşçısı bir kadındı! Arkeoloji alemini sarsan bu tespiti, önyargılı kafalara tokat diye yorumlayanlar da oldu.
- İptal kültürünün iki yüzü – Rusya'ya hemen, İsrail'e belki!3 ay önce
- Hangi yedi savaşı bitirdi3 ay önce
- Filistin'i tanıyan Dünya haritası ne işe yarıyor2 ay önce
- Kimdir bu Candace Owens - neden Macron'larla uğraşır, Macron'lar neden onunla uğraşır2 ay önce
- Amerika'nın Reichstag yangını3 ay önce
- Doha mesajları3 ay önce
- Yel değirmenlerinin Trump'la imtihanı3 ay önce
- Gazze sürgünlerine Afrika'da yeni adresler – tamamı virane4 ay önce
- Göçmen selinin onuncu yılında Merkel'le hesaplaşma3 ay önce
- Kafka'nın Yemek Kitabı - veya kasap büyükbabasına isyanla nasıl vejetaryen oldu4 ay önce