Nefertiti neden Mısır'da değil? Gerekçesi akıllara zarar
Mantık biliminde safsata tipi önermenin en klasik örneğini bilirsiniz; Nadir şeyler değerlidir, kör at da nadirdir, demek ki kör at değerlidir… Nefertiti büstünün Mısır’da değil de Berlin’de ikamet etmesinin nedeni de bu tür bir safsata, hatta birçok tarihçi ve arkeoloğun görüş birliğine vardığı ırkçı bir safsata.
Sömürgeci Avrupa devletleri kültür yağmacılığına giriştikleri 19’uncu Yüzyılda, siyah Afrika’nın antik eser biriktiremeyecek kadar yabani olduğunu düşünüyordu. Afrika’da sanat namına bir şey bulunamazdı. İngiliz askerleri 1897’de kıtanın batısında emsalsiz Benin Bronzlarını keşfedince durum değişti. Afrika sanatının nirvanası sayılan binlerce bronz heykel, mask ve tabletlerle oyma fildişi obje yağmalandı. Şimdi soykırım ve köle ticareti dahil karanlık geçmişin suçlarıyla yüzleşmek adına Benin Bronzları iade ediliyor (Almanya bir kısmını geri verdi, İngiltere’dekiler duruyor), Afrika’ya ait diğer çalıntı eserlerin dünya müzeleriyle koleksiyonlardaki varlığı da eleştiri konusu oluyor, tartışılıyor.
Mısır’dan kaldırılan on binlerce arkeolojik eser için geçerli olmayan bir tartışma; firavun Akhenaton’un eşi Nefertiti’nin 3400 yıllık büstü dahil. Neden mi?
Çünkü Mısır’ın tarihi mirası siyah değil beyazdı, yüksek rafine kültürü temsil ediyordu, o halde Afrika kıtasından sayılmazdı. Ve beyaz Avrupa’nın kültürel köklerinde Eski Yunan kadar Mısır da bulunduğuna göre tarihi eser ve kültürel varlıklarının Avrupa’ya taşınıp sahiplenilmesinde beis yoktu. Kaldı ki, İngiltere ve Fransa tarafından tezgahlanan, arkeolojik buluntuların yerli ile hami arasındaki paylaşımına dayalı sömürge hukuku büstün Mısır’dan çıkarılmasını meşru kılıyordu.
Bir başyapıt olarak Nefertiti’nin başını Berlin’de Neues Museum’da gördüm, daha doğrusu dakikalarca hayranlıkla seyrettim. Mısır’a hiç gitmedim ama orada seyretmeyi tercih ederdim.
Nefertiti büstünün Berlin’deki varlığına geçirilen bu siyah-beyaz Afrika kılıfını ben uydurmuyorum. Son günlerde Nefertiti’nin iadesiyle ilgili kızışan tartışmaya dair görüş bildiren bilim insanlarının ağzından aktarıyorum.
Büstün iadesi için mücadele veren Mısırlı arkeolog Dr. Monica Hanna, Der Spiegel’deki röportajda anlatıyor: “Afrika sanatı söz konusu olunca genelde siyah kültürü kastediliyor. Afrika ile siyahlığı özdeşleştirmek tamamen ırkçı bir yaklaşım. Mısır da Afrika kıtasında ama Avrupa, Mısır’ın ‘yüksek kültürünü’ kendi kültürünün öncüsü sayıyor. Nefertiti’ye ‘kültürel beyaz’ kimlik biçilip üzerinde hak iddia ediliyor. Eski Mısır’a Avrupa merkezli bakış açısının ürünü.”
Monica Hanna (üstte), Mısır mirasının geri getirilmesi için kurulan görev gücünün öncüsü ve Mısır Kültür Bakanlığı’nın Nefertiti’yi Almanya’dan resmen istemesi için imza kampanyası yürütüyor. Arap Bilim, Teknoloji ve Deniz Taşımacılığı Akademisi’nde Arkeoloji ve Kültürel Miras bölümünün dekanı Hanna. 1912’de Tel el-Amarna’daki kazıda büstü bulan Alman arkeolog Ludwig Borchardt’ın Mısırlıları dolandırdığını ve bugün Prusya Kültür Varlıkları Vakfı’nın sahip olduğu Nefertiti’nin Almanya’da rehin tutulduğunu söylüyor.
Birçok Alman tarihçi de aynı fikirde. Örneğin Hamburg Üniversitesi’nden tarihçi Prof. Jürgen Zimmerer’e göre sömürge döneminden kalma hırsız malı olan büst kesinlikle Mısır’a ait, ancak Avrupalılar Mısır’ı Afrika’dan ayrı tutarak Nefertiti’yi beyaz tahayyül ettiği için kendilerini hak sahibi görüyor; “Uzunca bir zaman Afrika’da sanat olamayacağı varsayıldı. Hatta İngiliz askerleri 1897’de Benin Krallığı’nda bronz eserleri bulduğunda birçok araştırmacı bunların Portekizliler veya İspanyollar tarafından yapıldığını iddia etti, kimse Afrikalının elinden sanat geleceğini düşünemiyordu” diyor.
Prof. Zimmerer, kültürel yanılgı bir yana Nefertiti’nin etik gereği Mısır’a ait olduğunu söylüyor; tarihi eser paylaşımı, sömürgeci güçlerin dikte ettiği ve bugün artık hükmü bulunmayan sisteme dayalı olduğu için büstün sırf bu nedenle iade edilmesi gerektiği görüşünde.
1882’de İngiltere’nin işgaliyle Mısır, Osmanlı devletinin parçası olarak kalsa da fiilen İngiliz idaresinin altına girmişti. Zaten Süveyş Kanalı’nın inşası nedeniyle Mısır öyle borçlanmıştı ki, Fransa ve İngiltere 1878’de yönetimi resmen devralmıştı; İngiltere mali idareyi, Fransa ise altyapı ve eski eserlerin idaresini. İki devletin icat ettiği paylaşım sistemine göre arkeolojik buluntuların yarısı yerinde bırakılıyor, yarısını ise kazıları finanse eden güçler götürüyordu. Zimmerer’in deyişiyle hırsızlar birbirine ikramda bulunuyordu. Nefertiti de çalınmıştı. Bugün kimse sömürge hukukundan haklılık payı çıkaramaz. Nasyonal Sosyalistlerin mal mülke el koymaları da zamanında yasaya dayanıyordu ama bugün artık yasal bulunmuyor.
Aslında tarihi eser yağmacılığı işgalden çok önce başlamıştı. Prusyalı ejiptolog Karl Richard Lepsius 1842 yılından itibaren Mısır’dan bin 500 kadar objeyi Berlin’e götürmüş ve bu eserler Mısır Müzesi’nin temelini oluşturmuştu. Dönemin Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın işbirliğiyle çıkarılmıştı antik eserler. Zimmerer’e göre, Babıali ile mücadele halindeki Mehmed Ali Paşa Osmanlı’ya karşı Avrupa güçleriyle ittifak arayışında olduğu için Mısırlıların çıkarlarını gözetmemişti. O dönem Avrupa devletleri arasında bilimsel önderlik rolü için rekabet hüküm sürüyordu. Kim daha büyük müzenin sahibi olacak yarışı vardı – Londra mı, Paris mi yoksa Berlin mi. Milliyetçiliğe dayanan bu rekabet sonunda insanlığı Birinci Dünya Savaşı felaketine sürükledi.
Nefertiti’nin aidiyeti tartışmasında “Mısır’ın dünyadaki en mükemmel elçisi” diye bir klişe vardır. Hatta zamanında Hüsnü Mübarek tarafından da dile getirilmişti; Kahire’nin bir itirazı olmadığı anlaşılıyordu.
Nitekim büstün sahibi Prusya Kültür Varlıkları Vakfı ve eserin sergilendiği Neues Museum yöneticileri de Mısır’ın bugüne kadar resmi iade talebinde bulunmadığını, Nefertiti’nin paylaşım sistemine uygun şekilde yasal yollardan Almanya’ya getirildiğini, bunun belgelerle sabit olduğunu söylüyor. Vakıf, büstü çıkaran Ludwig Borchardt’ın Mısırlıları dolandırdığı iddiasını katiyen kabul etmiyor. Büstün bütün insanlığa ait dünya kültür varlığının bir parçası olduğu savı da tabii ki dile getiriyor. Şaşmayan kural! Ayrıca Nefertiti büstünün “nakliyesi sakıncalı objeler” arasında yer aldığı da iadeye karşı gerekçe olarak öne sürülüyor.
Büstün iadesi için baskı grubu oluşturan arkeolog Dr. Monica Hanna ise Fransız ve Mısır arşivlerine dayanarak hem Borchardt’ın dolandırıcılığı, hem de Mısır’ın iade talebinde bulunduğu konusunda ısrarlı. 1891’de Mısır Hıdivi Tevfik Paşa’nın arkeolojik kazılarla ilgili kanunnamesi, çıkarılan taş eserlerin Mısır’da kalmasını ve kazı masrafları tazmin edildiği takdirde hiçbir eserin yurt dışına çıkarılmamasını öngörüyordu. Almanya’nın kazılarını finanse eden James Simon’la bir imtiyaz anlaşması da imzalanmıştı. Simon, kaleme aldığı notlarda Borchardt’ın büstü Mısır’dan çıkarma hakkına sahip olmadığını belirtiyor.
Hanna, Mısır’ın 1924’te iade talebinde bulunduğunu belirtiyor. Mısır tarihi eserlerinin yönetiminden sorumlu Fransız yetkili Pierre Lacau’nun devreye girmesiyle Berlin devlet müzeleri yönetimiyle görüşmeler yürütülüyor. 1933’te Berlin’deki Mısır büyükelçisi, büstün nihayet geri verileceği müjdesini Kral Fuad’a iletiyor, sadece Hitler yönetiminin formalite onayı bekleniyor. Fakat son dakikada Hitler iadeyi veto ediyor.
Böylece Nefertiti “Mısır’ın kültür elçisi” işlevini bugüne kadar sürdürüyor. Monica Hanna bu yakıştırma yüzünden çileden çıktığını söylüyor: “Nefertiti büstü yüz yıldır rehin tutuluyor, bu elçi lafı PR çalışmasından öte bir şey değil. Almanya, Albrecht Dürer’in orijinal bir tablosunun elçi sıfatıyla Mısır’da bulunmasını kabul eder miydi acaba? Kültür eserlerine elçilik biçme fikri sadece sömürgeci güçler tarafından kullanılıyor, tersine asla işlemiyor.”
- İptal kültürünün iki yüzü – Rusya'ya hemen, İsrail'e belki!2 ay önce
- Hangi yedi savaşı bitirdi1 ay önce
- Filistin'i tanıyan Dünya haritası ne işe yarıyor1 ay önce
- Kimdir bu Candace Owens - neden Macron'larla uğraşır, Macron'lar neden onunla uğraşır1 ay önce
- Amerika'nın Reichstag yangını2 ay önce
- Doha mesajları3 ay önce
- Yel değirmenlerinin Trump'la imtihanı2 ay önce
- Gazze sürgünlerine Afrika'da yeni adresler – tamamı virane3 ay önce
- Göçmen selinin onuncu yılında Merkel'le hesaplaşma2 ay önce
- Kafka'nın Yemek Kitabı - veya kasap büyükbabasına isyanla nasıl vejetaryen oldu3 ay önce