Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

Bir zamanlar Lampedusa evini, yüreğini göçmenlere açtığı için Altın Ayı ödülü kazanmış bir adaydı; İtalya’ya ait ama Afrika kıyılarına daha yakın. Berlinale’de adalara ödül vermiyorlar tabii, İtalyan yönetmen Gianfranco Rosi’nin Lampedusa’da çektiği “Denizdeki Ateş” (Fuocoammare) belgeseli 2016 yılının duygusal ikliminde Berlin’de Altın Ayı’yı almış; ödülünü Lampedusa’nın iyi insanlarına adamıştı. Film en iyi belgesel dalında Oscar adayı olmuş, İtalya tarafından yabancı dilde Oscar’a aday gösterilmiş ancak listeye girememişti.

İklim duygusaldı, çünkü 2015’teki büyük göçün hemen ertesiydi, AB tarafında Macarlar sınıra jiletli tel çekse de henüz kimsenin insanları denize dökmeye yeltenmediği, ancak binlerce canın Ege’de, Akdeniz sularında yitip gittiği günlerdi. Trajediler karşısında yüreklerin burkulduğu, bugünkü gibi katılaşmadığı zamanlardı.

Dönemin İtalya Başbakanı Matteo Renzi, düzensiz göçmenlere kucak açan Lampedusa halkıyla gurur duyduğunu söylüyor, filmin DVD’lerini konsey toplantısında AB’deki mevkidaşlarına dağıtıyordu. Aynı günlerde Roma sokaklarındaki turist kalabalığı arasında işportacılık yapan Afrikalı göçmenlere, turistlere “şelpi ştik” satan Bangladeşlilere rastlamıştım, karışan görüşen yoktu.

O günden bu yana köprülerin altından çok sular aktı. Şimdi İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Avrupa’ya yönelen kaçakçı teknelerini durdurmak için bir AB görev gücü oluşturulmasını, gerekirse göçmenlere karşı donanmaların konuşlandırılmasını istiyor. Çünkü her gün yüzlerce göçmen ayak basıyor Lampedusa’ya; geçen hafta iki gün içinde gelen göçmen sayısı 7 bini buldu, adada artık yer yok. İtalyan haber ajansı ANSA’ya göre önceki gün 700 kişi daha çıkagelmiş.

Meloni, BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında da insan kaçakçılarına karşı küresel savaş açılması çağrısında bulundu, İtalya’nın ön saflarda yer almaya hazır olduğunu söyledi. Meloni gibi aşırı sağın diğer figürleri de savaşkan talepleri dile getiriyor. Almanya için Alternatif AfD’nin lideri Alice Weidel, Akdeniz’de göçmenlere karşı blokaj oluşturulsun ve gelen tekneler deniz kuvvetleri tarafından Kuzey Afrika’da çıktıkları limana geri dönmeye zorlansın istiyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de Akdeniz’in, AB sınır koruma gücü Frontex kanalıyla havadan ve denizden daha sıkı kontrol altına alınması gerektiği görüşünde.

Meloni, Weidel, Von der Leyen… Üçü de kadın, dillerinde kaba kuvvet var.

AB HER TÜRLÜ ŞANTAJA AÇIK

Libya’daki korkunç sel felaketi dahil iklim krizinin etkileri, açlık ve yoksulluk, terör ve iç çatışmalar insanları göç yollarına düşürmeye devam ederken şiddet kullanmak çözüm olabilir mi, orası şüpheli. Göç uzmanları, insan tacirlerine karşı savaşın olası yan etkilerine dikkat çekiyor; sertliğe başvurmak daha pahalı ve ölümcül göç rotalarının ortaya çıkmasına neden olur. Kaçakçıların kurduğu ağ öyle kompleks bir yapı ki, bununla ancak göçün kaynağındaki ülkelerin güvenlik kuvvetleriyle sıkı işbirliği sayesinde mücadele edilebilir.

Göçün çıkış kapısı olan Kuzey Afrika ülkeleriyle finansal destekli siyasi işbirliğinin işe yaramadığı ortada. İkili ortaklık anlaşmalarının Lampedusa’da yaşanan kaosu önlemesi gerekiyordu mesela. Bugün Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmak üzere Libya ve Tunus’ta 500 bine yakın göçmen hazırda bekliyor. Çoğu Sahra altı ülkelerinden. Fas ve Cezayir’deki sayı ise on binlerle ifade ediliyor.

Ve Avrupa Birliği’nin göçü önlemek için göbekten bağlandığı Mağrip partnerlerinin işbirliği yerine göçmen kartını kullanmayı tercih ettiği yönünde kuvvetli göstergeler var. Brüksel’in göç akınıyla mücadelede kendisini bu ortaklıklara bağımlı kılıp, üstelik bazı mali taahhütleri de tam yerine getirmeyerek her türlü şantaja açık hale geldiği eleştirileri yükseliyor.

İşte ülkelere göre manzara:

Tunus - Göç kontrolü amacıyla geçen temmuzda Tunus’la varılan anlaşma 900 milyon Euro sığınmacı yardımı ve yerel ekonomiye 150 milyon Euro’luk hibeyi içeriyor. Bu anlaşma için çok bastıran İtalya Başbakanı Meloni ayrıca, Tunus’a 2 milyar Euro’luk IMF kredisi koparmak amacıyla aylardır uğraş veriyor.

Fakat nasıl oluyorsa, bir gün içinde Lampedusa’ya varan tenekeden 120 tekne Tunus’un Safakes limanından yola çıkmış bulunuyor. Tunus makamlarının fark etmemesi ihtimal dışı. Ayrıca bir AB heyetinin daha önceden kararlaştırılmış ziyareti de son dakikada Tunus tarafından iptal ediliyor.

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’e göre sığınmacılara AB finansmanıyla ilgili bürokrasi ağır işliyor. La Repubblica yazdı, ekonomiye 150 milyon Euro’luk destek vaadi de henüz yerine getirilmemiş. Bu şartlarda Tunus’un, muhtaç durumdaki AB’ye karşı güç gösterisinde bulunması kaçınılmaz.

Nitekim Brüksel’den dün gelen açıklamaya göre AB önümüzdeki günlerde yardım paketinin ilk dilimi olan 127 milyon Euro’yu Tunus’a verecek. Bunun yarısı insan tacirleriyle mücadele için, geri kalanı da ekonomiye destek.

Libya - İtalya 2017’de tek başına hareket ederek, dönemin Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin başındaki Fayiz el-Serrac ile göç kontrolü anlaşmasına varmış, ancak para yardımlarının göçmenlere kötü muamele eden silahlı çetelere gittiği gerekçesiyle ağır eleştiri almıştı. İnsan hakları örgütleri yakalanan kaçak göçmenlerin zindanlarda işkenceye uğradığını rapor üzerine rapor ediyordu. Nitekim İtalya’ya ulaşabilen göçmen sayısı hayli seyrelmişti. Fakat 2019’da yeniden hız kazandı. Trablus ile varılan anlaşma uzatıldığı halde sayı giderek yükseliyordu; 2020’ye kadar AB katkısıyla ödenen para 800 milyon Euro’yu bulmuştu.

Bu yıl ise Libya çıkışlı göçmen sayısında rekor kırıldı; yıl başından bugüne İtalya kıyılarına ulaşanların sayısı 127 bini buldu ve geçen yılki sayı ikiye katlandı. AB herşeye rağmen ödemelere devam ediyor, çünkü mali destek olmasa hükümet ve milislerinin daha fazla göçmeni Avrupa’nın üzerine salacağı görüşü hakim.

Cezayir - Pozisyonu diğer Mağrip ülkelerinden farklı. Uzun yıllardır Sahra altından gelen göçün Libya, Tunus ve Fas’a uzanan geçiş yolu durumunda. Ancak Avrupa’ya yönelik sıçrama tahtası değil, çünkü Cezayir’den Balear adalarına göç yolculuğu Akdeniz’deki en tehlikeli rotalardan biri. Yılda sadece birkaç bin kişi bu yola çıkmayı göze alıyor. Cezayir hükümeti ayrıca düzensiz göçmenlere karşı sert önlemlere başvuruyor. Kaçakçı çeteleri çökertiliyor, deporte edilen binlerce göçmen Nijer’in kuzey çöllerine sürülüyor aç ve susuz.

Cezayir AB ile göç kontrolü anlaşmasına varmıyor ama yeri geldiğinde göç kartını kullanıyor. Geçen yıl Cezayir ile Fas arasındaki Batı Sahra ihtilafında Madrid, Rabat’ın bölgeye özerklik planını destekleyince Cezayir’den İspanya kıyılarına daha önce görülmemiş bir göç akını yaşanmıştı.

Fas – İspanya’nın Batı Sahra sorununda Fas’tan yana tavır almasının ardında göç gerçeği yatıyordu. İki yıl önceydi. Bir gün içinde 8 bini aşkın Afrikalı göçmen Fas sınırındaki duvarı jiletli tellere rağmen aşarak İspanya’nın deniz aşırı toprağı Ceuta’ya geçince büyük bir kriz patlak vermişti.

AB’ye göre kabahat, geçişlere seyirci kalan Fas güvenlik güçlerindeydi. İspanya’nın sosyalist Başbakanı Pedro Sanchez, duvar aşan göçmenlerin çoğunu geri postalayıp halkına daha yüksek duvar sözü verirken, Fas ile iki yıldır süren diplomatik krizi sona erdirme zamanının geldiğini de anlamıştı. Hızlı bir manevrayla Batı Sahra sorunundaki pozisyonunu Fas lehine çevirdi. O gün bugündür Fas, Avrupa Birliği dış sınırlarının en sıkı muhafızı.

Brüksel’in Fas’a mali destek vaadi 624 milyon Euro’yu buluyor; bunun 152 milyonu göç ve sınır koruma programı kapsamında. Neticede, bir zamanlar Cebelitarık üzerinden geçişler yılda 30 binleri bulurken, geçen yıl itibariyle Fas’tan İspanya’ya ulaşabilen göçmenlerin sayısı yüzde 70 azalmış durumda.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar