Yeninin heyecanı eskinin huzuruna karşı!
Günler çuvala girmiş gibi, bir süredir görüşmeyen dört arkadaş, buluşmak için bu kış İstanbul’un en karlı sabahını seçmemizle ilgili söylene söylene kafeye doğru yürüyordum! Yüzde 80’lerin üzerindeki trafik sıkışıklığını, ‘insan ambarı’ metroyu atlattıktan sonra, şimdi, sulu kara dönüşmüş sağanak yağış altında hızlı adımlarla yürüyüp bir yandan da telefonumu kontrol ediyorum; bakalım kim buluşmaya gelemeyecek diye… Kafenin kapısında girdiğimde az ilerde cam kenarındaki masada bana bakan üç arkadaşımı gördüğümde neden geç kaldığımla ilgili birkaç mazeret kafamın içinde tartışıyordu. “Kışı hiç sevmiyorum” diye söylenerek oturdum masaya. Arkadaşlarım daha ağzını açmadan devam ettim: “Ben yazcıyım arkadaş. İstanbul’da kışı sevmenin nedenini hiç anlamıyorum. Bir an önce yaz gelsin tatile gidelim…” Bir yandan montumu, beremi, atkımı, eldivenlerimi çıkarıyor bir yandan da yaz tatiliyle ilgili bomboş bir tirat atıyordum.
Dışarıda insanlar, kafaları önlerinde, hızlı hızlı adımlarla masamızın önünden geçiyorlardı. Kendimi onların arasında hayal ettim, aslında çok değil 5 dakika önce ben de onlar gibiydim ama işte şimdi kafenin sıcak ortamında avuçlarımda sıcak bir bitki çayı dışarıdaki soğuk benim için sadece hayal edebilecek bir şeydi… Ne tuhaf 5 dakikada yeni bir duruma adapte oluvermiştim...
Arkadaşlarım benim açtığım manasız sohbetin peşine takılmış ilerliyorlardı. Eminim sabah bu kafeye gelirken bu konuyu konuşacağımız hiç akıllarından geçmemiştir.
Bir arkadaşım ben beni bildim bileli gittiği Ege’deki küçük köye gideceğini söyledi. “Yine mi” dedim. “Kaç yıl oldu bir kere de başka bir yeri dene be oğlum. Her yıl aynı yere gitmek sıkmıyor mu?" “Neresi mesela” dedi. Hop top yine benim sahama düştü… Kafamın içinde birkaç alternatif yer geçti ama onun her yıl gittiği o küçük köyü yenebilecek yerler değildi. “Köy bile senden sıkılmıştır, değişiklik istiyordur” diye dışarıdaki havadan daha soğuk bir espri yaptım. Aklımı okumuş gibi, “Senin gittiğin yerlerdeki denizle aynı deniz bizim köyün denizi. Hem herkesin tanıdığı biri olmak iyi hissettiriyor. Hele şu ortamda macera aramanın manası yok” deyip kahvesinden bir yudum aldı. İçimizdeki en çok okuyan kişi olan arkadaşım ona destek verdi: “Geçenlerde okudum giderek daha fazla insan tekrar tekrar aynı yerlere tatile gidiyormuş. Her yıl aynı yerde tatil yapmak daha rahatlatıcıymış…”
Arkadaşlarımdan ayrılıp gazeteye geldiğimde BBC’de Jeff Bogle imzasıyla yayınlanan “Aynı tatili tekrar tekrar yapmanın gerekçeleri” başlıklı haberi okudum. Bazı uzmanlar her yıl Ege’de aynı köye giden arkadaşımın haklı olduğunu söylüyor.
Klinik psikolog Dr. Charlotte Russell, "Birçok insan için tanıdık ortama dönmek bir güvenlik hissi veriyor" diyor: "Ne bekleyeceğimizi, bize neyin uygun olduğunu biliyoruz ve beklenmedik zorluklarla karşılaşma olasılığımız daha düşük." Russell’a aynı tatili tekrar tekrar yapmak insanlara çok rahatlatıcı gelebiliyor. Aralık ayı içinde Atina’ya dokuzuncu ziyaretini gerçekleştiren sosyoloji profesörü Rebecca Tiger, “Pangrati'de kalıyorum çünkü mahallenin kafelerini ve kedilerini çok seviyorum. Artık uzaktayken iletişimde kaldığım ve döndüğümde sosyalleştiğim ‘mahalleli’ arkadaşlarım var. Zamanla aramızda gelişen bu aşinalığı seviyorum . Ve de sıkılmıyorum” diyor.
Bir seyahat planlama şirketinin yaptığı ‘Sırada Neresi Var 2026’ raporuna göre insanların yüzde 73’ü kadar daha önce gittikleri yerlere tekrar gitme eğiliminde olduklarını belirtmiş. Bir başka ilginç not ise Brezilyalıların yüzde 52’si her yıl daha önce tatil yaptıkları yerlere gidiyormuş.
Bu durumun nedenini açıklayan kelimeler ise ‘nostalji' ve ‘huzur’.
Dr. Charlotte Russell, sinir bilimsel bir bakış açısıyla, beynimizdeki ödül devrelerinin aynı yeri tekrar ziyaret etmeye alıştıkça daha az duyarlı hale gelebileceğini söylüyor. Ancak diğer yandan aynı yere geri dönmenin yine de refah açısından faydaları olabileceğini ekliyor: “Beynimizde keyifle ilişkilendirdiğimiz bir yere gitmek genellikle daha rahatlatıcıdır. Çünkü stresle ilişkilendirdiğimiz yerlerden uzaktayızdır.”
Russell, aynı yeri tekrar tekrar ziyaret etmenin sorunlu hale gelmeye başladığı bir nokta olduğunu belirtiyor: “Bir yere çok fazla geri dönersek ve ona ‘doyarsak’ buna ‘hedonik adaptasyon’ denir. Zevkli şeylere alışmak ve duygusal olarak başlangıçtaki seviyemize geri dönmenin riskleri var."
Haberin yazarı Jeff Bogle, “Günümüzde, giderek daha stresli bir dünyada, tanıdık şeylerde mutluluk aramanın cazibesini görürken, aynı zamanda eski yerlerde yeni heyecanlar bulmak için konfor alanımın biraz dışına çıkmanın önemini de anlıyorum” diyor.
Belki bir 10 yıl önce arkadaşlarımla bu konuda tartışsak ben de “Her yıl aynı yere gitmenin verdiği huzur”un tarafında olurdum. Ama bugün her yıl yeni bir yer görmek, farklı sokaklarda yürümek, farklı sesler duymak, farklı lezzetler tatmak istiyorum. Gittiğim yerde ne bulacağımı bilememek, iyi ya da kötü sürprizlerle karşılaşmanın beni geliştirdiğini düşünüyorum. Sosyal medyada görüp gittiğimiz yerlerde yaşadığımız hayal kırıklıkları çağında sürprizsiz bir seyahatin ‘lüks’ olduğunun farkındayım ama ben oyumu ‘yeniden’ yana kullanmak istiyorum.
Pencereyi her açtığımda farklı bir manzara görmek hep aynı tabloya bakmaktan daha çekici bence…
Siz ne dersiniz?
- Yeni yılda bolluk için börülce, şans için üzüm yiyin2 hafta önce
- Yapay zekayla çekilen 'Avare' filminin peşinden Hindistan'a gider misiniz?2 hafta önce
- '6 7'nin ne anlama geldiğini bilen parmak kaldırsın!2 hafta önce
- "Nasılsın?" sorusuna dürüst cevap verecek kadar cesur musunuz?3 hafta önce
- 'Yılın En İyi Filmleri' gerçekten yılın en iyileri mi?3 hafta önce
- Şarkı söylemek kalbimizi gerçekten güçlendirebilir mi?3 hafta önce
- Oyunculuk biraz da 'hayat hırsızlığı' değil mi?1 ay önce
- Bir büyük mutluluk mu bir dolu küçük mutluluk mu tercih edersiniz?1 ay önce
- Sahibinden kiralık 1+1 'Öfke Odası'1 ay önce
- 'Cuffing Season' geldi kışlık aşklar dolaptan çıkabilir!1 ay önce