Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Kadir Kaymakçı Her geçen gün daha az konuşuyoruz!
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Christopher Nolan 3 günde dünya çapında 264 milyon dolar hasılat yapan filmi The Odyssey bir ‘başyapıt’ olarak değerlendirenlerle ‘berbat’ olduğunu düşünenler arasında sosyal medyadaki tartışmalar Truva Savaşı gibi 10 yıl sürer mi? Sanmıyorum… Birkaç haftaya kalmaz herkes sanki film hiç var olmamış gibi üzerine kavga edecek başka bir konu bulurlar!

        The Odyssey konusunda ben Nasreddin Hoca gibiyim. Bir başyapıt olduğunu düşünmüyorum ama berbat olduğunu da katılmıyorum. Ben filmi sevdim. Bugün şu birkaç satırda filmi anmamın nedeni bir kelime; daha doğrusu bir kelimenin eksikliği...

        Homeros’un sözlü olarak anlattığı destanında Odysseus, Tepegöz Polyphemus'un mağarasından kurtulmak için bir plan yapar. Polyphemus’a adının 'Hiç Kimse' (Nobody) olduğunu söyler. Daha sonra Odysseus gözünü kör ettiğinde Polyphemus arkadaşlarından yardım ister. Arkadaşları “Polyphemus, kim sana bu kadar acı çektiriyor?” diye sorduğundan Polyphemus “Dostlarım, bana saldıran Hiç kimse! Beni Hiç kimse öldürüyor!” diye cevap verir. Arkadaşları ‘hiç kimse’nin Polyphemus'a saldırmadığını düşünüp yardıma gelmezler... İşte Christopher Nolan’ın filminde bu ‘meşhur kelime oyunu’ yok. Bu yüzden birçok insan Nolan’a ‘nobody’ nasıl olmaz diye verip veriştiriyor. Çünkü bu ‘nobody’ meselesinin kibirli Odysseus’un karakterini anlamak için önemli olduğunu söylüyorlar.

        12 binden fazla dizeden oluşan bir destanda bir kelimenin eksikliğine isyan edenleri görünce geçenlerde okuduğum, Amerikalı araştırmacı Daniel Cox’un yazısı aklıma geldi. 'Yabancılarla nasıl konuşacağımızı unutuyoruz’ başlıklı yazısında Cox, Amerikalıların eskiye göre günlük hayatta daha az konuştuklarını, konuşurken de daha az kelime kullandıklarını söylüyor.

        'Hiç kimse' farkında mı bunun, sanmıyorum!

        AMERİKALILAR HER YIL BİR ÖNCEKİNE GÖRE 330 KELİME AZ KONUŞUYORMUŞ

        Yazıyı okurken kendimi düşündüm. İş ortamında, arkadaşlarımla buluştuğumda, evde ne kadar konuşuyorum? Kaç kelime kullanıyorum? Korkarım kelimelerim azalıyor!

        Daniel Cox, yeni bir araştırmaya göre 2005-2019 yılları arasında Amerikalıların her yıl bir önceki yıla göre 330 kelime daha az konuştuğunu söylüyor. Günlük konuşmalarda kullandıkları kelime sayısı da 16 bin 600’den 12 bin kelimeye düşmüş.

        Gündelik hayatta özellikle yüz yüze konuşma sayısının her geçen günü azaldığı belirtiliyor. Bu durumun nedenleri arasında ilk sırada akıllı telefonlar var tabi ama tek sebep değil. İş hayatında değişen çalışma biçimleri (hibrit-evden çalışma), alışveriş gibi etkinliklerin dijitalleşmesi gibi etkenler de insanların ‘kelimelerinin azılmasına’ neden oluyormuş. Mesajlaşma uygulamaları sözle sohbeti yazılıya çevirirken, emojilerin de kelimeleri negatif yönde etkilediği vurgulanıyor: “Eskiden üç beş kelime kullanarak kurduğunuz bir cümleyi şimdi tek bir emojiyle anlatabiliyorsunuz...”

        Sohbetin kelimelerin azalmasının en büyük etkisi yalnızlaşmak! Dünyada bir ‘Yalnızlık Pandemisi’ bahsedilirken, bu konuda üst üste yeni bilimsel makaleler yayınlanırken uzmanlar, yalnızlığın sadece yakın arkadaş eksikliği olmadığını kaydediyor: “Komşuyla, kasiyerle, toplu taşımada yanınızda oturan biriyle yapılan kısa sohbetler bile psikolojik açıdan ruh sağlığı için önemli…”

        Chicago Üniversitesi ve Harvard’dan araştırmacılar insanların ‘bir yabancıyla konuşursam rahatsız olur’ düşüncesiyle konuşmaktan kaçındığını söylüyor. Ancak çalışmalar bunun tersini ortaya koyduğunu belirtiyor. Toplu taşımada, bir kafede, bekleme salonunda yabancılarla sohbet eden kişiler daha mutlu, daha az stresli oluyormuş.

        200 BİN KELİMELİK İKİ DESTAN ANLATAN HOMEROS’UN KEMİKLERİ SIZLIYOR

        Daniel Cox, 2025 yılında yaptıkları bir araştırmada, genç yetişkinlerin yarısından fazlası (Yüzde 53) iyi tanımadıkları insanlarla konuşmanın yorucu ve rahatsız edici bir deneyim olduğunu söylediğini belirtiyor. Cox, kendi halimize bırakıldığımızda, daha seyrek iletişim kurmayı ve iyi tanımadığımız insanlarla konuşmaktan kaçınmayı seçtiğimizi söylüyor: “Günlük kısa sohbetler anlamsız ya da can sıkıcı görünebilir. Oysa öyle değiller. Yabancılarla kurduğumuz etkileşimler sandığımızdan çok daha önemlidir. Bazı araştırmalar, ’yabancıları selamlamak, teşekkür etmek ve onlara iyi dileklerde bulunmak için sadece kısa bir an ayırmanın bile’ insanların öznel mutluluk düzeyini artırdığını ortaya koyuyor. Kendi araştırmalarımızda da, mahallelerinde iyi tanımadıkları insanlarla daha sık konuşan kişilerin yaşadıkları toplumu daha dostça ve sıcak bir yer olarak algıladıklarını gördük...”

        Araştırmacılar Nicholas Epley ve Juliana Schroeder yaptıkları bir deneyde yalnız seyahat eden kişilerden bazılarına trende yanlarındaki kişiyle konuşmaları söylemişler. Sonuç: Konuşan grubun yolculuktan daha fazla keyif aldığı, daha mutlu hissetti, beklediklerinden daha olumlu deneyim yaşadıkları anlaşılmış.

        Bir arkadaşım 16 yaşındaki oğlunun kendileriyle hiç konuşmadığını anlatıyordu. Çocuk bütün gün elinde tablet, telefon kulağında kulaklık hiç konuşmadan odasında takılıyormuş. “Ne sorsak ‘aynen’ diyor... En son ne zaman yüklemi olan bir cümle kurdu hatırlamıyorum” diye anlatıyordu.

        3 bin yıl önce biri 15 binden diğeri 12 binden fazla dizeden oluşan iki destanı toplamda 200 binden kelimeyle sözlü olarak anlatan Homeros’tan duyguların emojilere sıkıştıran insanlara göz açıp kapayıncaya kadar geldik... “Hiç kimse bu konuda bize yardım etmeyecek mi?”