Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Kadir Kaymakçı Efes Antik Kenti'nde büyülü bir konser
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        “Böyle anlarda yaşadığımı hissediyorum” dedi Züleyha! Birkaç saat önce burktuğu ve hala zonklayan bileğinin ağrısı, Efes Antik Kenti’nin binlerce yıllık sütunları arasında süzülüp, kulaklarımızdan içeri, kalbimize dolan melodilerle uçup gitmişti: “Böyle anlara şükrediyorum...”

        Gözlerimi kapadım bu Temmuz akşamının, bol yıldızlı göğün, tatlı esintinin kollarına bıraktım kendimi.

        Geçenlerde okuduğum Michele Mendelssohn ve Charlie Tyson imzalı yazı, “Neden her şey bu kadar keyifsiz hissettiriyor?” diye soruyordu: “Çağımızdaki yozlaşma, teknolojik araçlar aracılığıyla şekillendirilen formlarda, içi boş arzular ve durmaksızın kendini geliştirme takıntısıyla kuşatılmış biçimlerde kendini gösteriyor: Zevksiz yozlaşma çağına hoş geldiniz!..”

        Gerçek ‘hazzın’ ne olduğunu unuttuğumuz bir çağda iyi müzik, (kitap, film, resim) ‘kör kuyularda merdivensiz kalmış insanı’ daha önce hiç geçmediği kapılardan geçirip hiç gitmediği yerlere, zamanlara götürebiliyor. O akşamda böyle oldu!

        Fazıl Say’ın parmakları piyanonun tuşları üzerinde gezinirken, ben de teknolojik araçlar, içi boş arzular, hep daha iyi olma hırsıyla dolu zevksiz bir çağdan kaçıp Efes’in sokaklarında yürüyüşe çıktım.

        FAZIL SAY’IN NOTALARI REHBERLİĞİNDE GEÇMİŞLE GELECEK ARASINDA YOLCULUK

        Fazıl Say, Aslıhan And Say, Ezgi Alaş, Serdar Barçın ve Ferit Odman’dan oluşan Fazıl Say Jazz Quintet’in ‘Say Plays Jazz on Tour With Skoda’ konserindeydim önceki akşam. Sağımda solumda 30 yıllık arkadaşlarımla, Efes Antik Tiyatro’nun bilmem kaç bin yıllık merdivenlerinde oturmuş, binlerce yıldır insanın hep aradığı ‘mutluluğun’ aslında çok da uzağında olmadığını düşündüm.

        Ezgi Alaş’ın büyülü sesi İzmirli Homeros’un kulaklarında da yankılanmış mıdır acaba?

        Mendelssohn ve Tyson günümüzde internet bağlantısı ve biraz da parası olan herkes için, onları ‘eğlendirecek’ cazip birçok ‘şey’ olduğunu söylüyor: “Peki o zaman bu yaygın boşluk hissi neden var? Neden bu kadar çok insan aynı anda hem aşırı uyarılmış hem de sıkılmış durumda?”

        Çevremde o kadar çok insan bu duygudan mustarip ki! Sohbetler dönüp dolaşıp, "keyifsizliğe, umutsuzluğa” geliyor. Dünyayı sırtında taşıyan Atlas gibi, “Olmak istedikleri kişiyle oldukları kişi arasındaki boşluğun” ağırlığını omuzlarına yükleyip ortalıkta dolaşıyor binlerce insan.

        İşte tam da böyle anlarda ‘o boşlukta’ tutunacak bir dal gibi müzik...

        Fazıl Say’ın notalarının rehberliğinde Nazım Hikmet’ten Murathan Mungan’a, Metin Altıok’tan Muhyiddin Abdal’a büyük şairlerin dizelerine tutunduk o akşam... Aslıhan And Say’ın flütüyle Serdar Barçın’ın saksafonuna eşlik eden Ferit Odman’ın davulu dünle bugün arasındaki çizgileri silip attı 85 dakikalığına...

        David Eagleman ‘Beyin-Senin Hikayen’ kitabında, “Beyin bize durmadan hikayeler anlatır ve her birimiz de anlattığı bu hikayelere inanırız. Beyin hikayelerini size nasıl sunarsa siz de gerçekliğinizi o şekilde kabullenirsiniz” diyor.

        O büyülü gecede, beynim, deniz tanrıçası Thetis ile ölümlü Kral Peleus'un oğlu, büyük savaşçı Aşil'in bir sütunun arkasında Fazıl Say’ın ‘Achilleus’unu dinlediğini anlattı. Şimdi konser sırasında Aşil’le göz göze geldiğimi söylesem kim bana “Hayır” diyebilir ki?!

        İNSANIN YAŞADIĞINI HİSSETTİĞİ ANALRA BAZEN KISACIK SESSİZLİKLERDE GİZLİ

        Bazı günler takvimde bir yaprak olmakta çok daha öte anlamlar ifade eder... Bir an, bir ses, bir görüntü olup hafızalarımızda, ‘yekpare geniş bir anın parçalanmaz akışında’ bizimle birlikte yaşayıp giderler.

        İngiliz deneme yazarı Walter Pater, “Bize, çeşitli ve dramatik bir yaşamdan yalnızca sınırlı sayıda nabız atışı verilir” diyor: “Tek şansımız, bu aralığı genişletmek, verilen zamana mümkün olduğunca çok nabız atışı sığdırmaktır...”

        Önceki gece Efes Antik Kenti’ndeki amfi tiyatroda Fazıl Say ve arkadaşlarının bize sunduğu o ‘büyülü an’a olabildiğince çok ‘kalp atışı’ sığdırdık.

        Konserin sonunda, sahnedeki 5 müzisyen son ezginin, son notası çaldıktan sonra saliselerden kısa bir süre ama sonsuzluk kadar uzun hissettiren bir sessizlik oldu. Sanırım Züleyha’nın ‘yaşadığını hissettiren anlar' en çok da böyle sessizliklerde bağırıyor kulaklarımızdan içeri...

        Müziğin (kitabın, resmin, filmin) mucizesi de burada, bize kim olduğumuzu ve neyi özlediğimizi hatırlattığı anlarda gizli. Melodilerle üzerimizdeki ‘hayat ağrısını’ dindirdikleri için Fazıl Say ve arkadaşlarına teşekkür ediyorum.