Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Mehmet Açar Mumyanın yeni hedefi
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Lee Cronin, yazıp yönettiği ilk uzun korku filmi “Kuyu”dan (The Hole in the Ground - 2019) sonra Evil Dead serisinin beşinci halkası “Kötü Ruh Uyanış”la (Evil Dead Rise - 2023) gişelerde başarılı olmasının yanı sıra iyi eleştiriler de almıştı.

        Yeni filmi “Lee Cronin’den Mumya” (Lee Cronin’s The Mummy), adından da anlaşılacağı üzere 1932’den bu yana örneklerini seyrettiğimiz mumya filmlerinden biri… Ama öncekilerden hayli farklı bir yerde durduğunu, özellikle son yıllarda fantastik aksiyon janrının sularına giren mumya filmlerine hiç benzemediğini baştan söylemem gerek.

        Fark, öncelikle hikâyede gösteriyor kendini. Gerçi Mısır’da geçen ilk sekans, özellikle tabutun açıldığı anlarda tipik bir mumya filminin içinde olduğumuzu düşündürüyor ama olaylar beklediğimiz şekilde gelişmiyor.

        Otomobilin içinde seyahat eden üç çocuklu Mısırlı aileyle başlayan film, kanlı dehşet sahnesinin ardından Amerikalı Cannon ailesinin gündelik hayatından görüntülerle devam ediyor. Kahire’de televizyon muhabirliği yapan Charlie Cannon (Jack Reynor), hamile eşi Larissa Santiago-Cannon (Laia Costa) ve iki küçük çocuklarıyla tanışıyoruz. Larissa hemşire olarak çalıştığı hastaneye gittiğinde çocuklar Charlie’ye kalıyor. Çocuklar arasındaki ufak tartışma dışında sakin bir gün yaşıyorlar. Ta ki arka bahçede tek başına oynayan Katie aniden ortadan kaybolana kadar…

        Katie’nin bahçe tellerinin ardında beliren ve sadece sesini duyduğumuz gizemli yabancıyla iletişime geçmesinin peşinden gelen kaçırılma bölümü, galiba filmin en etkili ve çarpıcı gerilim sahnesi… Charlie’nin, kızının uzun süredir bir yabancıyla iletişimde olduğunu fark eder etmez oğluyla konuşup panikle arka bahçeye çıkması, sokaklarda Katie’yi aramaya başlaması ve yaklaşan kum fırtınasının kızını adeta alıp götürmesi, bizi çok farklı bir mumya filminin beklediğinin göstergesi adeta…

        İlk sekansın sonundaki dehşet duygusu ile Katie’nin kaçırılması arasında karanlık ve korkunç bir bağlantı olduğunu bilmemiz ama bunu açıklamakta zorluk çekmemiz, hikâye örgüsünün en güçlü yanı… İlk sekansta gücüne ve acımasızlığına şahit olduğumuz doğaüstü varlık henüz aklımızdan çıkmamışken esrarengiz bir kayıp çocuk hikâyesinin içine sürüklenmemiz, aradaki bağlantıyı finale doğru çözmemiz, bence çok iyi fikir... Çünkü aynı zamanda esrarengiz bir dedektif filmi de seyretmiş oluyoruz. Mısırlı genç ve idealist detektif Dalia Zaki (May Calaway) için Katie’nin kayboluşunun ardındaki gizemi çözmenin giderek kişisel mesele haline gelmesi de kayda değer bir nokta… Zaki, iki kültür arasındaki anahtar kişi aslında…

        Filmin senaryosunu da yazan Lee Cronin, seyirciye ters köşe yapmayı seven bir yönetmen… Sekiz yıl sonra Katie’nin bulunmasıyla sonuçlanan uçak kazasını bize çok uzaktan, öndeki karakterin arka planında gösterdiği sahne, bunun örneklerinden biri… Nerdeyse absürt diyebileceğimiz, alışkan olmadığımız tarzda dikey bir düşüş bu… Mesafe nedeniyle gerilimi hiç hissetmiyoruz ama sonra film için tam bir dönüm noktası olduğunu anlıyoruz. Zaten kaza yerine gelmemizle birlikte doğaüstü korkunun alanına giriyor ve finale kadar da o alandan bir daha çıkamıyoruz.

        Cronin, janr künyesi zengin bir filme imza atıyor ve bunu filmin artılarından biri haline getirmeyi başarıyor. Sözgelimi, 8 yıl sonra tanınmaz halde bulunan Katie’nin (Natalie Grace) ABD’deki eve dönmesiyle birlikte biyolojik korku türünün etkili bir örneğini seyretmeye başlıyoruz. Özellikle, detaylı yakın planlarda gösterilen tırnak kesme sahnesi ve sonrasında olup bitenler, hayli rahatsız edici… Beden korkusu (body horror) olarak da adlandırılan alt türün son yıllarda seyrettiğim en çarpıcı imgelerinden birine imza atıyor Cronin. Bu, filmde kendi adıma bakmakta zorlandığım sahnelerden sadece bir tanesi. Dişlerle ilgili sahneler de rahatsız edici. Bakmasanız bile sesler adeta Çin işkencesi…

        Biyolojik korku bir yana, Charlie ve Larissa’nın ebeveyn olarak düştüğü ikilem de önemli... Yıllar sonra bulunan evladınıza kol kanat germek, ona sahip çıkmak istiyorsunuz. Nasıl göründüğünü umursamıyorsunuz. Hasta gözüyle bakıyor, iyileşmesi için her şeyi göze alacağınızı biliyorsunuz. Ama sizinle hiç konuşmayan, iletişim kurmayan bir evlatla ne yapacağınızı tam olarak kestiremiyorsunuz. İki çocuğunuzla yaşadığınız eve bir canavar alıp almadığınızdan bile tam olarak emin değilsiniz aslında. Evlat sevgisi ile korku arasında kalıyorsunuz. İşte tam da bu sahnelerde “Mumya”, gerçekten kendine has bir biyolojik korku gerilim filmi haline geliyor ama olaylar farklı şekilde gelişiyor.

        Süre ilerledikçe “Mumya” kötü varlıkların çocukların, gençlerin bedenini ele geçirdiği filmleri akla getiren bir hikâyeye doğru yöneliyor. Cronin, yönetmen olarak yine iyi iş çıkarıyor ama hikâye örgüsü, ilk yarıdaki özgünlüğünü kaybediyor.

        Filmin son bölümünde, birçok çağdaş korku filminde hep gördüğümüz gibi şiddet ve kan dozu giderek yükseliyor. Sanırım, korku filmleri seyircisinde böylesi bir aşırılık beklentisi var. Dramatik nitelikten ziyade “bakılması çok zor korkunç sahnelere” galiba daha çok önem veriyorlar ki çağdaş korku sinemasında grafik şiddet seviyesi giderek artıyor. Cronin de bu beklentileri karşılamak için aşırıya kaçmaktan geri durmuyor.

        Kuşkusuz, her filmin bir kreşendosu vardır. Özellikle de korku filmlerinin… Ama bunu büyük bir şova dönüştürmenin, son 20-30 yılda janr için nerdeyse bir zorunluluk haline geldiğini görüyoruz. Bana sorarsanız, filmi sıradanlaştıran, özgünlüğünden uzaklaştıran bir yaklaşım bu…

        Karakter derinliği açısından kayda değer önemli bir film değil açıkçası “Mumya”. Ama Cronin, öyle bir filme imza atıyor ki dramatik derinlik aramaya pek gerek kalmıyor zaten. Gerilim, dehşet hiç bitmiyor. Açık söylemek gerekirse, 2 saati aşkın süresine karşın zamanın nasıl geçtiğini pek anlamadım.

        Peki, alt metinlere baktığımızda neler çıkıyor karşımıza? Mısırlı detektif Zaki karakteri olmasa, aslında yabancı düşmanlığına kadar varan bir alt metinden söz edebiliriz. Yine de filmin belirli dozlarda yabancı düşmanlığı içerdiği söylenebilir. Sonuçta, kötülük Mısır’dan geliyor, Amerikalı Hıristiyan aileyi seçiyor ve büyük zarar veriyor. Ayrıca, kötü ruhun en baştan Katolik ve dindar büyükanneye dikkat kesilmesi tesadüf değil. En inançlı halkadan başlayarak temelde aile bağlarını hedef alıyor. Açılış sahnesinde de Mısırlı aileyi hedef alması akılda kalıcı. Katie’nin neden kaçırıldığına dair gizem çözüldüğünde karşımıza yine kadim aile gelenekleri çıkıyor. Dolayısıyla, aile filmin en önemli teması… Pek detaylı olarak işlenmiyor ama Leyla Halil (May Elghety) karakterinin kendi ailesine verdiği dolaylı zararı, özellikle kızıyla ilişkisini atlamamak gerek.

        Özetlersek, Cronin, mumya filmi deyince aklımıza gelen klişelerin çoğunu boş verip yeni bir hikâye ve temayla çıkıyor karşımıza. Bu sefer, dünyayı değil Amerikan ailesini ele geçirmeye çalışan bir mumya veya kötü ruh var.

        Cronin, korku gerilimin başka türleriyle paslaşıyor ve meraklıları tatmin edecek bir film koyuyor ortaya. Gerilim seven ama kanlı dehşet sahnelerinden hoşlanmayanların ise kesinlikle uzak durması gerektiğini hatırlatalım.

        6/10