Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Mehmet Açar İFF'de seyretmek istediğim 10 film
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        İstanbul Film Festivali, bu yıl 45’nci kez düzenleniyor. 9-19 Nisan tarihleri arasında 7 ayrı salonda, 127 uzun, 13 kısa film gösterilmesi planlanıyor.

        “Kardeş etkinlik” Filmekimi, ilkbahar ve sonbahar festivallerinin bazı ödüllü filmlerini geçtiğimiz yıl seyircilerle buluşturdu. İFF aynı festivallerde dikkat çeken başka filmlere, Sundance ve Berlin gibi kış festivallerinden yapılan yeni bir seçkiyi de ekliyor. Her yıl olduğu gibi daha geniş yelpazeye yayılan filmler, yarışmalı bölümler ve yan etkinliklerle çıkıyor seyircinin karşısına.

        Programda görmek istediğim birçok film var. Kuşkusuz hepsine vakit bulmam kolay değil. Öncelik verdiğim 10 filmlik listemi belki bir fikir verir, diye buradan paylaşıyorum. Her yıl olduğu gibi seyrettikten sonra “Keşke listeme alsaydım” dediğim filmler çıkacak hiç kuşkusuz. Ama festivaller hep böyle değil midir zaten? Hayal kırıklıkları ve sürprizlerle geçer… İşte İFF 2026’da seyretmek istediğim 10 film:

        Diriliş (Resurrection / Kuang ye shi dai)

        Çinli yönetmen Bi Gan’ın rüya ile gerçek arasındaki belirsiz sınırlarda geçen “Uzun Bir Günden Geceye Yolculuk”unu (Diqiu zuihou de yewan / Long Day Journey’s Into Night – 2018) çok sevdiğimi hatırlıyorum. Ama anaakım kurallarına meydan okuyan ve her seyirciyi mutlu etmeyecek bir filmdi. Yeni filmi “Diriliş”in (Resurrection / Kuang ye shi dai) de çok farklı olacağını sanmıyorum. Cannes’da Jüri Özel Ödülü kazanan “Diriliş”, bilimkurgusal motifler içeren bir hikâyeye sahip. İnsanların yaşam sürelerini uzatmak için hayal kurmayı bıraktığı bir toplumda geçiyor film. Ama hâlâ hayal kurarak zamanın dokusunu bozanlar var. Bi Gan’ın sinema – rüya ilişkilerini sorguladığı filmi eleştirmenlerden aldığı yüksek notlarla umut vadediyor.

        Sessiz Dost(Silent Friend / Stille Freundin)

        2017’de Berlin’de “On Body and Soul” ile Altın Ayı kazanan Macar yönetmen Ildikó Enyedi’nin yeni filmi, dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yaptı ve çok olumlu eleştiriler aldı. Aldığı FIPRESCI Ödülü’nün yanı sıra başroldeki Luna Wedler’e getirdiği Marcello Mastroianni Ödülü’yle de konuşuldu. Tony Leung Chiu-wai ve Léa Seydoux gibi uluslararası bir oyuncu kadrosuna sahip olan film, Almanya’da Marburg Üniversitesi’nde 1908, 1972 ve 2020 yıllarında geçen üç farklı öykü anlatıyor. Hikâyeleri birbirine bağlayan unsurlar arasında bir ağaç da var.

        Malaga Sokağı(Calle Málaga)

        “Adam” (2019), “Caftan” (2022) adlı filmleriyle tanınan Faslı oyuncu ve yönetmen Maryam Touzani’nin İspanyolca olarak çektiği ilk film olan “Malaga Sokağı”, Fas’ta çocukluğunu geçirdiği evi satmak isteyen kızını engellemek için çaba gösteren Maria Angeles adlı bir kadının hikâyesini konu alıyor. Venedik’te Spotlight bölümünde gösterilen ve Seyirci Ödülü’nü kazanan filmin başrolünde İspanyol sinemasının unutulmaz aktrislerinden Carmen Maura var. “Malaga Sokağı”, Mill Valley, Tromso ve Mar Del Plata festivallerinde aldığı seyirci ödüllerinin yanı sıra Mar Del Plata’da en iyi film ve en iyi kadın oyuncu ödüllerini de kazandı.

        The Christophers

        Steven Soderbergh son yılların en verimli yönetmenlerinden biri… Çok iddialı, büyük projelerden uzak durarak sanatsal özgürlüğünü kaybetmediği, daha düşük bütçeli ve ilgiye değer filmler çekmeyi sürdürüyor. Bağımsız yönetmen kimliğini korurken anaakım sinemadan da kopmuyor. Ian McKellen, Michaela Coel, Jessica Gunning ve James Corden’ın oynadığı “The Christophers”, sanat dünyasındaki bir sahtekarlık girişimi etrafında dönüyor. Ünlü ve başarılı olduğu dönemi geride bırakan bir sanatçının çocukları, babalarının yarım kalmış tablolarını tamamlaması için bir ressamla anlaşıyorlar. Amaçları huysuz bir münzeviye dönüşen babalarının ölümünün ardından bu tabloları satıp para kazanmak elbette… İlk olarak Toronto Film Festivali’nde seyircilerle buluşan film, canlı, sahici karakterleri ve oyuncularıyla övüldü daha çok.

        İşe Yarar Bir Hayalet (A Useful Ghost / Pee chai dai ka)

        Taylandlı yönetmen Ratchapoom Boonbunchachoke yazıp yönettiği ilk uzun konulu filmiyle Cannes’a seçilmeyi ve Eleştirmenlerin Haftası bölümünde Büyük Ödül’ü kazanmayı başardı. Tayland, Fransa, Singapur ve Almanya ortak yapımı film, fantastik bir kara komedi… Aldığı elektrik süpürgesinin toz nedeniyle öksürdüğünü fark eden bir tüketici, ertesi gün tamirci çağırır. Tamirci makinenin hiçbir sorunu olmadığını ama içine bir hayalet girdiğini söyler. Üstelik aynı fabrikada üretilen başka elektrikli süpürgeleri de başka hayaletler tarafından ele geçirilmiş durumdadır. Eleştirmenlerden çok yüksek notlar alan “İşe Yarar Bir Hayalet”, festivalin eğlenceli filmlerinden biri olmaya aday görünüyor.

        Obsession

        Toronto Film Festivali’nde Geceyarısı Çılgınlığı bölümünde gösterilen ve olumlu tepkiler alan “Obsession”, ABD’de önümüzdeki ayın 15’inde gösterime girecek. Filmi yazan ve yöneten Curry Barker, ABD’de “that’s a bad idea” adlı komedi ikilisinin üyesi olarak tanınan bir isim… Barker, 2024 yapımı “Milk & Serial”den sonra çektiği ikinci uzun korku filminde müzik mağazasında çalışan Bear adlı birinin hikâyesini anlatıyor. Bear, çocukluk arkadaşı Nikki’nin kendine âşık olması için doğaüstü yöntemlere başvuruyor. Başlangıçta isteklerine kavuşacağını düşünse de bazı arzuların bir bedeli olduğunu keşfediyor. Barker’ın, filmi “The Simpsons” dizisinin bir bölümünden esinlenerek yazdığını belirtelim. Korku gerilim sevenler için ideal bir seçim olabilir.

        Üç Veda (Tre ciotole /Three Goodbyes)

        İtalya – İspanya ortak yapımı filmi Katalan sinemacı Isabel Coixet yazıp yönetti. Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan “Üç Veda”, Michela Murgia’nın kitabından uyarlandı. Film, önemsiz gibi görünen sıradan bir tartışmanın ardından ayrılan Marta ve Antonio’nun hikâyelerini anlatıyor. Başrollerinde İtalyan oyuncular Alba Rohrwacher ve Elio Germano’nun yer aldığı film Roma’da çekildi. Eleştirmen Nadia Delmonte, filmi "Roma'ya yazılmış kişiselleştirilmiş bir aşk mektubu" olarak niteliyor. Variety'den Jessica Kiang ise filmi "büyüleyici derecede buruk ve yaşam sevgisine sahip bir film" olarak tanımlıyor.

        Geç Gelen Şöhret (Late Fame)

        Ed Saxberger’in yayınlandığında sınırlı ilgi gören şiirleri yıllar sonra bir grup sanatçı arasında çok popüler olur. Böylece Ed’in şiire olan tutkusu yeniden alevlenir. Eserlerini çok beğenenler arasında Gloria adlı bir oyuncu da vardır. Başrollerinde Willem Dafoe ve Greta Lee’nin oynadığı film, Avusturyalı yazar Arthur Schnitzler’in (1862-1931) ölümünden sonra yayınlanan romanını temel alıyor. Venedik Film Festivali’nin Ufuklar bölümünde gösterilen film, ABD’nin en önemli sonbahar festivallerinden biri olan New York Film Festivali’nin seçkisine girmeyi de başardı. Senaryosu Samy Burch tarafından yazılan filmin yönetmeni, eleştirmenlikten gelen Kent Jones…

        Kremlin’in Büyücüsü (Le mage du Kremlin / The Wizard of Kremlin)

        Birbirine pek benzemeyen, farklı türlerdeki filmleriyle tanıdığımız Fransız yönetmen Olivier Assayas, senaryosunu Giuliano de Empoli’nin 2022’de yayımlanan aynı adlı romanından Emmanuel Carrère ile birlikte uyarladığı “Kremlin’in Büyücüsü”nde bu kez politik bir gerilime imza atıyor. Rus iş insanı ve politikacı Vladislav Surkov’un yaşam öyküsünden esinlenen filmde, genç Rus sinemacı Vadim Baranov, hiç beklemediği şekilde kendini Putin’in danışmanı olarak buluyor ve politika sahnesinde yükselmeye başlıyor. Filmde Baranov’u Paul Dano, Putin’i ise Jude Law canlandırıyor. Amerikalı ve İngiliz eleştirmenlerin pek beğenmediği film, Assayas’ın kendi ülkesi Fransa’da daha olumlu tepkiler aldı.

        Mother Mary

        Birbirlerine pek benzemeyen ama hepsine kişisel damgasını durduğu farklı türlerdeki “A Ghost Story” (2017), “Old Man and the Gun” (2018) ve “The Green Knight” (2021) gibi filmlerle tanıyoruz Amerikalı yönetmen David Lowery’yi… Son dönem Amerikan sinemasının en çok dikkat çeken isimlerinden biri kendisi. ABD’de 17 Nisan’da gösterime girecek “Mother Mary”, şu an için tam bir kapalı kutu… O yüzden, festivalin en çok ilgi görecek filmlerinden biri olacağı kesin; ama bilet bulamayanlar üzülmesin. Filmin, Türkiye’de gösterime girmesi planlanıyor. Anne Hathaway filmde Mother Mary adında ikonik bir pop yıldızını canlandırıyor. Yeni turnesi öncesinde uzun zamandır görüşmediği en yakın arkadaşı ve eski kostüm tasarımcısı Sam Anselm (Michaela Coel) ile yeniden bir araya geliyor.