Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Mehmet Açar Her şeye rağmen uçmak…
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Geçtiğimiz Adana Altın Koza Film Festivali’nde, ulusal uzun metraj film yarışmasının en sevdiğim filmlerinden biriydi “Uçan Köfteci”. Beklentim daha fazla ödül kazanacağı yönünde olsa da erkek oyuncuda Nazmi Kırık, yardımcı kadın oyuncuda Aslı Işık’ın aldığı iki ödülle yetindi.

        “Uçan Köfteci”, Rezan Yeşilbaş’ın yazıp yönettiği ilk uzun konulu film… Yeşilbaş’ın, 2012’de “Sessiz” (Bê Deng) ile Cannes Film Festivali’nde En İyi Kısa Film ödülünü kazanarak hayli önemli bir başarıya imza attığını hatırlatalım bu arada.

        “Uçan Köfteci”, Diyarbakır’da seyyar köftecilik yapan Kadir Arslan’ın gerçek yaşam öyküsünden esinleniyor. Filmin başında evli ve çocuklu Kadir’i tanıdığımızda, uçma tutkusunun onu çoktan etkisi altına aldığını ve bu uğurda çok önemli adımlar attığını görüyoruz.

        Kadir’in paramotor ve paraşütle uçma konusunda son aşamalara geldiği bir dönemde açılıyor film. Maddi imkanları sınırlı biri olduğu halde fedakarlıkları göze alarak donanım konusunu çözdüğü belli… Paramotoru ve paraşütü var. Ama eğitim aşaması hâlâ sürüyor çünkü söz konusu teknikle uçmak hiç kolay değil. Birçok püf noktası ve detayı var. O yüzden, sürecin en başından itibaren tecrübeli birinden destek aldığını görüyoruz. Uçma denemelerinde bazen üç kişi bile olabiliyorlar. Ama her aşamada karşısına birçok engel çıkıyor. Hikâye de aslında Kadir’in bu engellere karşı verdiği mücadele üzerinden şekilleniyor.

        İlk sahneden de anladığımız gibi Kadir’in öncelikle hava raporlarını takip etmesi gerekiyor. Gerekli hava koşulları oluşmadan uçması zaten mümkün değil. Rüzgâr önemli bir unsur… Yer seçimi de engel olabiliyor çünkü bazı insanlar arazisinin üstünde uçulmasını hoş karşılamıyor. Üçüncü konu ise bölge koşulları… Diyarbakır’dayız ve Kadir’in elini kolunu sallayarak rahat rahat uçması öyle çok kolay değil. Bırakın uçmayı, arkasına paramotor takılı otomobiliyle seyahat edebilmesi bile ayrı bir mesele... Gören, kuşkulanıyor ve hemen durduruyor. Dolayısıyla, her kontrolde güvenlik güçlerine açıklama yapması ve onay alması gerekiyor. “Hava sahası” nedeniyle üst mercilerden izin alması gerektiğini söyleyenler dahi çıkıyor. Bu arada, güvenlik güçleri dışındaki insanların da takıldığı bir şey elbette otomobilin arkasındaki paramotor…

        Senaryoda planlanmamış olabilir ama Kadir’i “kuşkulu şahıs” haline getiren ve bölgedeki diğer insanlardan ayıran paramotora metafor olarak bakmaktan yanayım. Filmin akışı içinde tek başına birçok şeyi simgeliyor. Paramotor, hedef değil sadece bir araç aslında; ama en büyük zorluk haline gelip hayatını zorlaştırabiliyor. Uçma tutkusunun bedeli olan büyük bir yüke dönüşüyor. Ayrıca her zaman çok iyi çalışmıyor, arada bozuluyor, masraf çıkarıyor ve önündeki engellerden biri oluyor. Özetle, Kadir’in uçmak için paramotora bağımlı olması, beraberinde tuhaf ve komik bir sevgi / nefret ilişkisi getiriyor.

        Paramotor ve paraşüt kullanarak uçmak, Kadir için boş vakitlerinde uğraştığı hobinin ötesinde çok güçlü bir tutku… Bu tutkunun onu diğer insanlardan ayırdığını biliyor ve kara koyun olmaktan hiç çekinmiyor. Diğer bir deyişle, sürüden ayrılan birey olmanın getireceği sorunları göze alıyor. Sözgelimi, eşi Azize’nin (Selin Yeninci) tutucu ailesi için kabul edilebilir bir şey değil uçmak… Diğer damatlar gibi ondan beklenenleri yapsa, belki maddi açıdan daha kolay bir hayatı olacak ama Kadir, bildiğini yapmaktan vazgeçmiyor. Eşi Azize ona ve tutkusuna saygı duysa da uçma merakı, zaman içinde ilişkilerini olumsuz yönde etkiliyor.

        Kadir, diğer tüm engelleri aşsa da insanların kendisine bakışını değiştiremeyeceğinin farkında… O yüzden aşması en zor engel belki de insanların önyargıları…

        Rezan Yeşilbaş, film boyunca “flash-back” dediğimiz tekniği kullanmıyor belki ama hikâyesini Kadir’in geçmişine doğru açıyor; tutkusunu geriye dönük olarak anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyor. İlkokul çağından beri uçmayı hayal eden Kadir’in önce evlenip çoluk çocuğa karıştığını, düzenini kurduktan sonra ise tutkusuna daha çok para ve zaman ayırmaya başladığını görüyoruz. Bu da bize Kadir’in doğru anı bekleyen, önceliklerini iyi tespit eden, sorumluluk sahibi, sabırlı biri olduğunu gösteriyor. Sabır, uçmanın püf noktalarından biri ama çıkan terslikler bazen Kadir’i çok zorluyor.

        Kadir, film boyunca bize uçma tutkusunun nedenlerini açıklamıyor. Biz de yavaş yavaş hobiden ziyade aşk olarak bakıyoruz zaten. Yani, mantık aramıyoruz. Ama düşündükçe çok şey geliyor aklımıza. Besbelli dünyaya başka bir açıdan bakmak istiyor Kadir… Belli ki uçmak onu özgürleştiriyor… Her gece şehrin işlek caddelerinden birinde mangal başında köfte satan; tezgahına, ailesine, çocuklarına bağlı biri Kadir… Belki de uçmak onun için yitirilmiş çocukluğunu yeniden yaşama fırsatı… Belki çevresindeki tüm sorunlardan uzaklaşma çabası… Belki de sadece kuşlar kadar özgür olmak istediği için uçuyor.

        Film boyunca birkaç sahnede Tarkovski’nin “Andrey Rublev”inin (1966) açılış sahnesini hatırladım. Tarkovski bir dönemin ve Rus ikona ressamı Andrey Rublev’in hikayesini anlattığı filme balonla uçmak isteyen bir insanın gördükleriyle başlar. Dünyaya farklı açıdan bakmak isteyen, çağının ötesinde bir insandır. Başarılı olması kolay değildir ama çabasının her şeyden önemli olduğunu hissederiz. “Andrey Rublev”, bir katmanıyla yaşadığı çağın, bulunduğu çevrenin ötesine geçmeye çalışan insanların hikayesidir zaten. Kadir de onlar gibi… Yenilse de tekrar denemek istiyor; uçmaktan vazgeçmiyor. Önyargıları, engelleri umursamıyor.

        Anaakım bir film olarak planlansaydı, Kadir’in uçma tutkusunun nedenleri çok daha net olarak ortaya konur; filmin duygusal dozu yüksek tutulur, karşısına çıkan engeller abartılır, hatta işin içine gereksiz kötü karakterler karışır ve her şey, bizi etkili olması planlanan katarsis anına doğru sürüklerdi. Rezan Yeşilbaş ise bunların hiçbirini yapmıyor. Abartıdan uzak, son derece gerçekçi bir ton tutturuyor ve duygu manipülasyonuna hiç girmiyor. Karakter ağırlıklı bir film koyuyor ortaya.

        Filmin en sevdiğim yanlarından biri “deadpan” olarak da anılabilecek ince mizah duygusu… Kara mizah birçok yerde filmi ele geçiriyor. Kendi adıma, herkesin “Bagajda ne işi var?” diye sorduğu balta detayına güldüm en çok. Kadir’in benzin istasyonunda paramotoru soran pompacıya söyledikleri de çok hoş elbette. Zaten Kadir mizah duygusuyla öne çıkan bir karakter. Ama mizah duygusu bazen aleyhine çalışıyor.

        Nazmi Kırık, Köfteci Kadir’e gerçekten harika bir yorum getiriyor. İstanbul ve Adana’da aldığı ödülleri hak ediyor. Karakterin sadece uçma tutkusunu değil, mizah duygusunu, kalabalıklar içindeki yalnızlığını, hayal kırıklıklarını, hüznünü ve yer yer kontrol edemediği öfkesini çok iyi yorumluyor. Azize’de Selin Yeninci yine çok iyi bir performans çıkarıyor.

        “Uçan Köfteci” detaylarıyla da akılda kalan bir film… Kadir’in çırağının Amedspor tutkusu mesela… Adana’da yardımcı kadın oyuncu ödülünü kazanan Aslı Işık’ın oynadığı Sevgi, mükemmel bir yan karakter… Sevgi, sadece Azize’nin tutucu ailesinin Kadir’in uçma tutkusuna önyargılı bakışını değil, maddiyatçı, katı, tek tip insan anlayışını savunan bir muhafazakarlığı da temsil ediyor Azize’nin ailesi gibi olmadığının, Kadir’in tutkusuna saygı duyduğunun farkındayız. Zaten aralarını bozan olay, Kadir’in uçma tutkusu değil; kökenleri çocukluğa kadar uzanan başka bir mesele… O “mesele” de her yanıyla hüzünlü bir hikâye…

        “Uçan Köfteci”, gerçek bir hikâyeyi ele alışı, yönetmenliği, ince mizah duygusu, katmanları ve oyunculuklarıyla son dönemde seyrettiğim en iyi yerli filmlerden biri… Yerli ve yabancı festivallerdeki performansına baktığımda, hak ettiği kadar ilgi görmediğini ama zaman içinde, özellikle internet ve televizyon gösterimleriyle birlikte sevenlerinin sayısını giderek artıracağını düşünüyorum.

        Gerçek Uçan Köfteci Kadir Arslan’ın eşi, üç çocuğu, annesi ve babasıyla birlikte 6 Şubat 2023 depreminde Diyarbakır’da hayatı kaybettiğini ve ne yazık ki çekim sürecine dahil olduğu filmi seyredemediğini belirtelim. Gerçekten çok üzücü bir olay bu… O yüzden film, onu anmak için de bir fırsat. Son olarak, Rezan Yeşilbaş’ın onunla ilgili bir belgeselin üzerinde çalıştığını ekleyelim.

        7/10