Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Mehmet Açar Komedi dizisinden çıkan film
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Nasıl bir film olduğunu hiç bilmeden “Nirvanna the Band the Show the Movie”ye bilet alıp giren seyirci, ilk 5-10 dakika itibarıyla “Ben neyin içine düştüm? Ne seyrediyorum?” diye düşünebilir. Sadece filmin “sahte belgesel” gibi tasarlanmasından, kameranın elde kullanılmasından, sıçramalı montajından söz etmiyorum. Çağımızın sinema seyircisi, tüm bu anlatı tekniklerine yeterince aşina zaten. Geçmişi hiç anlatılmayan bir hikâyenin tam ortasına düşme halini kastediyorum asıl olarak.

        Nasıl tanıtılıp pazarlandığı hakkında bilgim yok ama böylesi bir filmi basın gösterisi yapmadan, “Saldım çayıra Mevlâm kayıra” mantığıyla afişe çıkıp seyirci beklemek, beni aşan bir konu gerçekten. Dikkati çekmek istediğim nokta, Kanadalı yazar, yönetmen ve oyuncu Matt Johnson’ı, onun partneri Jay McCarrol’ı ve birlikte yaptıkları aynı adlı komedi dizisini hiç bilmeden bu filmi seyretmenin nasıl bir deneyim olacağı sorusu… Mizah duygusunu yakaladığınızda daha ilk andan filme de tutulur gidersiniz hiç kuşkusuz. O yetmezse, hikâyenin sizi yakalaması biraz zaman alabilir; çünkü filmin ilk ciddi dramatik düğümü, hayli geç atılıyor. Ama oralara gelmeden önce filmin içinden çıktığı diziye bakmakta yarar var.

        Matt Johson ve Jay McCarrol’ın yazıp oynadığı “Nirvana the Band the Show” adlı dizi, 2007-2009 yılları arasında internette toplam 11 epizot olarak yayınlandı. 2017 ve 2018 yılları arasında ise 2 sezon süren 16 epizotluk bir televizyon dizisine dönüştü. Başlığı, ekstra bir “n” eklenerek “Nirvanna the Band the Show” oldu.

        Dizide Matt Johnson ve Jay McCarrol, kendi adlarını taşıyan ve Toronto’da yaşayan iki hayali karakteri canlandırıyorlardı. Jay piyano çalıyor, Matt şarkı söylüyor veya daha doğru ifadeyle müzik eşliğinde sözel performans gerçekleştiriyordu. Amaçları şehrin en önemli performans salonlarından biri olan The Rivoli’ye çıkmaktı. Adlarını duyurmak için Matt’in bulduğu çılgın tanıtım fikirlerini hayata geçiriyorlardı. Ama dizi boyunca şarkı yazamadıkları gibi The Rivoli sahnesine de hiç çıkamadılar.

        “Nirvanna the Band the Show the Movie” adını taşıyan sinema filmi, yine Matt’in sahne şovu fikriyle başlıyor. Yıl 2008 ve ikisi de çok genç ve istekliler. Piyanosunun başındaki Jay, Matt’in önerilerini can kulağıyla dinliyor ve elinden geleni yapıyor. İkisi de gelecek konusunda heyecanlı ve kararlılar.

        Jeneriği takip eden sahnede ise 2025 yılına geldiğimizi görüyoruz. Matt’in belki de en çılgın tanıtım projesinin hemen öncesindeler… Toronto’daki CN Tower adlı kulenin tepesine ziyaretçi gibi çıkıp oradan izinsiz olarak paraşütle SkyDome adıyla bilinen beyzbol stadyumuna atlamayı planlıyorlar. Süre ilerledikçe anlıyoruz ki The Rivoli’ye çıkmayı hâlâ becerememiş ve geçip giden 17 yıl içinde profesyonel olma konusunda hiçbir adım atamamış durumdalar… CN Tower’ın tepesinde yaşadıklarından hiç hoşnut olmayan Jay, belki de hayatında ilk kez kaçıp gitmeyi düşünürken, Matt “Geleceğe Dönüş” (Back to the Future - 1985) filminden esinlenerek bir zaman makinesi yapmaya karar veriyor.

        “Nirvanna the Band the Show the Movie”, dizide olduğu gibi farklı ve özgün bir bakış açısıyla başarısızlığı konu alıyor. “Hayatın gerçekleri karşısında tuzla buz olan gençlik hayalleri hüznüne ve romantizmine” hiç girmeyen bir konsept var karşımızda. 17 yıl sonrasına geçtiğimizde, Matt’in heyecanı ve tutkusundan hiçbir şey kaybetmediğini, tam aksine daha da kararlı olduğunu ve kuleden atlama projesine ne ölçüde gönül koyduğunu gördüğümüzde, onun için meselenin başarısızlıkla ilgisi olmadığını hissediyoruz. Çünkü Matt, asıl olarak sürecin kendisinden keyif alan, her şeye oyun gözüyle bakan ve başarısızlığı kafaya nerdeyse hiç takmayan biri… Ayrıca moralini de hiç bozmuyor. Hemen ertesi sabah Jay’in karşısına yeni bir projeyle çıkacağı o kadar belli ki…

        Hikâye, birçok filmdeki gibi pes etmemek, sonuna kadar direnmek ve kendine inanmakla ilgili değil aslında. Çünkü onca yıl boyunca müzik kariyerlerinde hiçbir adım atamamaları, bize çok şaşırtıcı gelmiyor açıkçası. Özellikle, 2008’de Matt’in ilk şovları için düşündüğü şarkı veya performansı dinlediğimizde… Hatta ilk bölümde mizahın, başarılı olabileceklerine inanmaları üzerinden şekillendiği dahi söylenebilir.

        2025’te Matt hâlâ aynı havada, hiçbir ders çıkarmamış gibi görünüyor. Daha aklı başında gibi görünen Jay’in sabrının tükenmesiyle hikâye farklı bir eksene oturuyor. Matt’in çılgınlıkları ve aşırı iyimserliğine karşı Jay’in kariyerini gecikerek de olsa önemsemesi ve “alternatif 2025”te geldiği noktayı görmesi, ironik gerçekten…

        Zaman makinesiyle 2025’ten 2008’e döndükleri sahnelerde filmin en kritik meselesi ortaya çıkıyor. “Başarı mı, arkadaşlık mı?” ve “Arkadaşın için neleri feda edebilirsin?” soruları filmi dramatik açıdan beklemediğiniz kadar sağlam bir eksene oturtuyor. “Beklemediğiniz kadar” diyorum çünkü ilk yarım saat itibarıyla skeçler tarzında ilerleyen hafif ve iddiasız bir komedi izlenimi veriyor film. Aslına bakarsanız, o “hafif, eğlenceli film görünümü” sonuna kadar devam ediyor ama karakterler ve arkadaşlıklarının karşılaştığı ikilemler, giderek derinleşiyor. Matt’in “hiç bitmeyen bir ergenlik çağı sendromundan” ibaret olmadığını görüyoruz. Daha önemlisi, son 30 dakikada her iki karakterin de karşılaştığı ikilemler filmi başka bir noktaya taşıyor. Filmde lineer hikâye kurgusu da birkaç kez kırılıyor. Matt ve Jay’in verdiği bazı kritik kararlar önce “atlanıyor” ve atlanan sahneler, ilerleyen bölümlerde siyah beyaz olarak düşük hızda karşımıza geliyor. Yönetmenlik açısından birçok trük var filmde.

        Matt Johnson’ın yönettiği “Dirties” (2013), “Operation Avalanche” (2016) ve “Blackberry” (2023) gibi filmleri seyredenler için “Nirvanna the Band the Show the Movie”nin ikinci yarısında kazandığı derinlik, şaşırtıcı değil. Özellikle gerçek olaylar üzerine kurulu “Blackberry”yi seyrettiyseniz, Johnson’ın film diline hâkim, neyi neden yaptığını bilen bir yönetmen olduğunu zaten biliyorsunuz. Kaldı ki, “arkadaşlık / başarı” ikileminin “Blackberry”nin de izlekleri arasında olduğunu ve Matt Johnson’ın her iki filmde “bitmeyen ergenlik sendromundan” mustarip karakterleri oynadığını not etmek gerek.

        Matt Johnson, televizyon dizisinde yaptığı gibi “sahte belgesel” (mockumentary) yapısında kuruyor filmini. Yüzlerini sadece birkaç kez gördüğümüz Jared Raab ve Andrew Appelle adlı iki kameraman, film boyunca Matt ve Jay’i takip ediyorlar; karakterlerle birlikte onlar da zaman yolculuğu yapıyorlar. Kameramanların hikâyeye dahil edilmesi metakurmaca işlevi görüyor aynı zamanda. Film onların el kamerasıyla çektiği görüntülerden oluşuyor. 2008 ve 2025 sahnelerinde kameralar, format ve kadraj ölçüleri de değişiyor.

        Johnson, kameranın varlığını sürekli hissettiriyor ve kameramanın fiziksel konumunun getirdiği sınırlamaları sinema dilinin parçası haline getiriyor. Bu arada, filmin “gerilla tarzı” bir yapım olduğunu; Toronto’daki dış çekimlerin izinsiz olarak gerçekleştirildiğini belirtelim. O yüzden, birçok sahnede özellikle üniformalı kamu görevlileri veya özel güvenlik mensuplarının yüzleri flu hale getiriliyor. CN Tower sekansının izinsiz olarak gizli kamera tekniğiyle çekildiğini, birkaç sahnede ise kulenin replikasının kullanıldığını belirtelim.

        İnternetteki bazı kaynaklara göre film, 200 günde son derece sınırlı bir ekiple gerçekleştiriliyor. Johnson ve McCarrol’un diyaloglarının genellikle doğaçlama olduğu, senaryonun son halinin sette şekillendiği de paylaşılan bilgiler arasında.

        “Sahte belgesel” gibi bir türü “zaman yolculuğu” hikâyesiyle birleştirmesi, filmin en özgün yanlarından biri. Olay örgüsünün bizi bir anda bilimkurgu türüne götürmesi, zaman yolculuğu sürecinin hikâyeye farklı bir katman eklemesi, herhalde filmin en hoş sürprizlerinden biri.

        Bu arada, zaman yolculuğu fikrinin bilimsel buluş üzerinden değil, “Geleceğe Dönüş” filmi üzerinden geldiğini söylemek gerek. Diğer bir deyişle, Matt fizikçi olarak değil, sinemasever kimliğiyle yapıyor zaman makinesini. Tam da o filmde olduğu gibi geçmişe giderek geleceği, yani yaşadıkları şimdiki zamanı değiştirmeye çalışıyorlar. “Geleceğe Dönüş”te Marty McFly, annesi ve babasının arasını yapmaya çalışarak kendi varlığını garanti almak ister ve farkında olmadan geleceğini kurtarır. Burada ise Matt ve Jay farklı yolculuklar sırasında kariyerlerini mi, yoksa arkadaşlıklarını mı kurtaracaklarına karar vermeye çalışıyorlar. İki film arasında “yıldırım bekleme” gibi başka benzerlikler de var. Öyle ki sonlara doğru işin içine aksiyon türü bile giriyor.

        Mizah duygusunu sever, anlatım tarzından, dağınık gibi görünen yapısından rahatsız olmazsanız “Nirvanna the Band the Show the Movie”, eğlenceli bir film... Matt Johnson da adından giderek daha çok söz ettirmeyi başaran bir sinemacı…

        7/10