Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        İngiliz yazar Virginia Woolf’un “Gece ve Gündüz” (Night and Day) adlı ikinci romanı 1919’da yayımlanır. Sonraki yıllarda yazacağı romanlarına göre daha geleneksel anlatı tekniklerini tercih ettiği “Gece ve Gündüz”, İngiltere’de Edward Dönemi’nin (1901-1910) sonlarında geçer. Katharine Hilbery ve Mary Datchet adlı iki genç kadının hikâyesini anlatan roman, aşk / evlilik, mutluluk / başarı arasındaki ilişkileri sorguladığı kadar dönemin erkek egemen dünyasında kadınların haklarını aramasına da odaklanır.

        Justine Waddell’in sinemaya uyarladığı, Tina Gharavi’nin yönettiği “Virginia Woolf'tan Gece & Gündüz”ün (Virginia Woolf's Night and Day), romana sadık kaldığı söylenemez. Katharine Hilbery’yi öne çıkarması ve Mary Datchet’ı yan karakter olarak arka plana alması, romandan ayrıldığı en kritik noktalardan biri… Kayda değer ve tartışmaya açık başka birçok farklılık var. Ama romanla karşılaştırmayı sona bırakarak, şimdilik film üzerinden gidelim:

        Film, yakınlarının Kit dediği Katharine’in (Haley Bennett) 1910 yılında bir gece, Londra’da gölette yüzerken gök cisimlerini izlemesiyle açılıyor. Katharine astronomiye tutkuyla bağlı bir genç kız. Matematikle, fizikle arası çok iyi… Astronomi konusunda döneminin ilerisine geçen iddialı fikirleri var ama tezlerini geliştirebilmesi için her şeyden önce daha büyük teleskoplarla çalışması gerekiyor. 1910 itibarıyla astronomi, İngiltere’de tümüyle erkeklere ait bir alan… Astronomi Derneği’ne kadın üye alınmıyor mesela.

        Katharine’in bir başka sorunu, babası Mr. Hilbery’nin (Timothy Spall) ondan beklentileri… Yani, evlenmesi, evinin kadını olması ve çoluk çocuğa karışması konusunda üstünde oluşan patriyarkal baskı… Çocukluk arkadaşı William Rodney’nin (Jack Whitehall) evlilik teklifini önce kabul etmiyor ama babasının gösterdiği tepki nedeniyle yeniden düşünmek zorunda kalıyor. Çünkü en azından kötü bir koca adayı olmadığının farkında. Kaldı ki, kendilerine “süfrajet” (suffraget) diyen dönemin feministleri ve onların lideri Mary Datchet (Lily Allen) ile şiir tutkunu Rodney sayesinde tanışıyor.

        Katharine’in annesi Mrs. Hilbery’nin (Jennifer Saunders) yıllardır bir biyografi kitabı üzerine çalıştığını ama elindeki malzemeyi toparlamakta zorluk çektiğini görüyoruz. O yüzden babası, Ralph Denham (Elyas M’Barek) adlı bir editörle anlaşıyor. Katharine’in, ilk kez süfrajet toplantısında tanıştığı Ralph, sadece Mrs. Hilbery’nin kitabına yön vermiyor, Katharine’e de yakınlaşıyor. Katharine mesafeli davransa da birbirlerinden hoşlandıklarını hissediyoruz.

        “Gece ve Gündüz”, öncelikle Katharine’in dönemin patriyarkal sistemine karşı verdiği kişisel mücadeleyi konu alıyor. Buna karşılık, oy hakkı peşindeki süfrajetlere ve eylemlerine fazla yer verilmiyor filmde.

        1910-1911 itibarıyla Katharine’in yaşadıklarının, binlerce yıl ayakta kalan ve hâlâ devam eden eril düzen adına bugün ne kadar utanç verici olacağını kestirmek zor. Çünkü günümüzde de aynı kafa ve zihniyette çok insan yaşadığını, kendilerinden hiç utanmadıklarını biliyoruz. Ama aynı mantığın astronomi derneği ve dönemin üniversitelerindeki karşılıklarını görmek, bilim tarihinin utanç verici sayfalarını hepimize bir kez daha hatırlatıyor. Filmin belki de en önemli hedeflerinden biri zaten bu… Kadınların akademik hayattan sistematik olarak uzak tutulduğu bir dönemi hatırlatmak, kadın haklarının nereden nereye geldiğini göstermek…

        Kuşkusuz, sinemanın ilk kez girdiği konular / temalar değil bunlar. Virginia Woolf’un kendi çağının ruhunu başarıyla yansıtan, edebi ve tarihsel değeri inkâr edilemez romanını bir yana koyarsak, 2026 yapımı “Gece ve Gündüz” filminin söz konusu temalara yeni bir yaklaşım getirdiğini söylemek çok iddialı olur.

        Yönetmen Tina Gharavi, asıl olarak Katharine’in içindeki astronomi tutkusunun gücüne ve finale doğru eril iktidara karşı isyana dönüşen ruh haline odaklanıyor. Hayallerinin ve tutkularının büyüklüğünün yanı sıra patriyarkal anlayışın ona dayattığı aşksız evliliğin getireceği muhtemel mutsuzluğun altını çiziyor. Rodney, Ralph ve kuzeni Cyril (Misia Butler) dışında dönemin erkeklerini kadın haklarına karşı direnen inatçı bir sürü gibi tasvir ediyor.

        Kostümlerde, mekânlarda, prodüksiyon tasarımında kuşkusuz bir dönem filmi havası var ama Tina Gharavi’nin asıl amacı, günümüz sinemasının dinamizmini yakalamak… Uzun planlardan uzak duran, çok kesmeli, montajı öne çıkaran hızlı tempolu bir anlatım tutturuyor. Müziklerde ise elektronik tınıları ve 1970 sonrasının ritimlerini tercih ediyor. Belli ki ağır başlı dönem filmi algısını kırmaya çalışıyor. Bu çabaya hiçbir itirazım yok. Zaten son 30 yılda birçok kez denenen bir yaklaşım bu… Ama ortaya çıkan sonucu çok sevdiğimi söyleyemem. Oyunculuğu öne çıkardığı ikili sahnelerde hiçbir sorun yok. Film öyle sahnelerde iyi işliyor. Kaldı ki, oyunculuk filmin sağlam öğelerinden biri. Ama kalabalık sahnelerdeki kısa plan ısrarını, hızlı kurgulanmış bölümlerdeki montaj ritmini, birçok bölümü kargaşa ve kakofoni duygusuyla çekmesini açıkçası pek sevemedim.

        Fakat filmle ilgili asıl sorunum, anlatımdaki tercihlerden ziyade romanı filme uyarlarken benimsenen gerçekçilikten uzak, kolaycı ve şematik yaklaşım oldu. Bu konuda biraz detaya girmek istediğim için, hikâyenin ikinci yarıdaki gelişimiyle ilgili hiçbir şey öğrenmek istemeyen okurlarla burada vedalaşmanın en doğrusu olacağını düşünüyorum.

        Romandaki Katharine, bütün gününü Viktorya Dönemi şairi dedesinin biyografisini yazmak için annesine yardım ederek geçirdikten sonra gecelerini astronomi tutkusuna ayırır. Romanın adı da bu ikili hayattan gelir. Anne kitap yazar, baba dergide editörlük yapar. Dede zaten şairdir ve edebiyatla içli dışlı olan ailenin kızı Katharine, kadınların ilgilenmemesi gereken alanlar olarak kodlanan matematik, fizik ve astronomiye meraklıdır. Yıldızları incelemek, kendi hayal dünyasında geçirdiği kaliteli bir zamandır. Astronomi onun gizli dünyasıdır. Filmde olduğu gibi erkek kılığına girip astronomi derneğinin toplantısına katılmaz. Daha önemlisi, Cambridge Üniversitesi Fizik Bölümü’ne girmek için erkek adıyla resmi başvuru yapmaz, mülakata katılmaz. Fizik Bölümü’nün hocalarına kadın haklarıyla ilgili etkileyici bir söylev vermez. Woolf, dönem İngiltere’sinde kadınların akademik eğitim almasının önündeki engelleri eleştirir ama filmdeki gibi zorlama durumlar yaratmaz.

        Yönetmen, romanda karşılığı olmayan sahnelerle filmdeki feminist duyguyu yükseltmek, seyirciyi ajite etmek istiyor ve bunu belirli ölçülerde başarıyor ama çabası, hikâyeye duygusal derinlik getiremiyor. Çünkü çoğu seyirci, Cambridge’in kız öğrenciler konusunda daha farklı bir tarihi olduğunu zaten biliyor. O yüzden, arşivlerde herkesin erişimine açık duran tarihsel olayları, hikâye gereği eğip bükmek, açıkçası bana pek anlamlı gelmiyor.

        Romanda Mary Datchet, Woolf'un feminist ideallerini doğrudan somutlaştıran çok önemli bir karakterdir. Woolf, iki kadını iki ayrı özgürlük arayışı olarak anlatının merkezine koyar. İkisi de birbirlerine hayrandırlar çünkü kendilerindeki eksik parçayı birbirlerinde bulurlar. Katharine, Mary’nin ekonomik bağımsızlığına; Mary ise Katharine’in düşünsel derinliğine, zekâsına hayrandır. Filmde bunlar silik ve belirsiz kalıyor.

        Film, Ralph Benham ve Cyril’i de çok farklı karakterler haline getiriyor. Uyarlamalarda böyle değişiklikler yapılabilir. Ortaya çıkan sonuç iyi olduktan sonra hiçbirine itiraz etmem. Ama bana sorarsanız, “Gece ve Gündüz”, Woolf’un romanına sadık ve saygılı bir uyarlama olsaydı en azından hikâye olarak daha sağlam bir yapıya sahip olabilirdi. Bu haliyle, pek yeni bir şey söylemeyen, günümüze uyum sağlamaya çalışan ama hikâyenin tarihselliğini ıskalayan orta halli, hafif bir uyarlamaya dönüşüyor.

        6/10