Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Mehmet Açar Avangart ve ajite müzikal
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Şilili yönetmen Sebastián Lelio, özellikle üçüncü uzun konulu filmi “Gloria”dan (2013) sonra festivallerin ve eleştirmenlerin radarına girmeyi başardı. “Muhteşem Kadın”ın (Una mujer fantástica - 2017) kazandığı yabancı dilde en iyi film Oscar’ıyla adını daha çok duyurdu.

        “Gloria”nın ABD’de bizzat Sebastián Lelio tarafından yapılan yeniden çevrimi “Gloria Bell”i (2018), ticari koşulların dikte ettiği zorlama bir tekrar olarak görmüştüm. Buna karşılık, yine İngilizce çektiği Netflix yapımı roman uyarlaması “Mucize”yi (The Wonder – 2022) çok beğenmiştim.

        Lelio’nun, senaryosunu Manuela Infante, Josefina Fernández ve Paloma Salas’la birlikte yazdığı “Dalga” (La ola), ülkesi Şili’de gerçekleştirdiği bir film… 2018’de Şili’de yaşanan feminist protestolardan yola çıkan “Dalga”, alternatif bir müzikal denemesi aynı zamanda...

        Film müziğin ve ritmin etkili şekilde kullanıldığı bir disko sahnesiyle başlıyor. Haklarında hiçbir şey bilmediğimiz Julia (Daniela López) ve Max (Lucas Saéz Collins) dans ederken yakınlaşıyorlar. Açılış sekansı, ikisinin birlikte Max’in evine girmesiyle sona eriyor. Dikkat çekici nokta, kameranın evden içeri girmemesi… Kamera röntgenciliği yansıtan bir arzuyla kapıdaki gözetleme deliğine yaklaşıyor ve orada kalıyor.

        İçeride olup bitenlerin hikâyeyi şekillendireceğini seziyoruz ama film, uzun süre Julia – Max ilişkisi veya “o gece” üzerinden gelişmiyor. Üniversitede kıvılcımlanan feminist protestolara tanık oluyor ve eylemlere katılan Julia’yı yakından tanıyoruz.

        Yönetmen Lelio, üniversitedeki ilk eylemden itibaren müzikal ile protestolar arasında açık bir bağ kuruyor.

        Klasik müzikal anlatısında şarkılı bölümlerin işlevi, sahnelere göre değişir. Bazen diyalogların yerine geçer, bazen karakterin iç dünyasını, duygularını yansıtır.

        “Dalga”da ise müzikal formu, feminist protestonun içinde yatan öfke, duygu ve dişil enerjiyle özdeşleşiyor daha çok. Tabi bir de Julia’nın yoğun duygularıyla… Film ilerledikçe müzikalin, protesto gösterileri ile Julia’nın iç dünyası arasındaki bağ kuran bir anlatı katmanı olduğu netleşiyor.

        Lelio, Şili’de yakın siyasi tarihin parçası olan gösterilere gerçekçi veya belgeci tarzla yaklaşmıyor. Çünkü amacı 2018’de yaşananların hikâyesini anlatmak değil, eylemlerin özünü veya ruhunu yakalamak… Müzikal formunu tam da bu amaçla, kızların direnişini ses, ritim ve imgeye çevirmek için kullanıyor.

        Stilize olarak çekilen müzikal sahneler sürerken Lelio aralarda gerçekçi tarzla Julia’nın gündelik hayatını anlatıyor. Ailedeki kadınların işlettiği küçük markette çalışmasını, gündelik hayatını, konservatuarda aldığı ses eğitimini, dersteki performansını, hocasının onu sesini bulmak içini zorlamasını ve o geceden sonra Max’in tüm çabalarına rağmen ondan ısrarla uzak durmasını... Lelio bu sahneleri daha gerçekçi bir tarzda çekiyor.

        Sonra asıl konsept belirginleşiyor. Lelio, iki yönlü işleyen bir etkileşim üzerine kuruyor filmini: Eylemler, Julia’nın o gece yaşadıkları ile yüzleşmesini hızlandırırken; üniversitedeki feminist hareket de enerjisini Julia’nın iç dinamiklerinden alıyor. Julia’nın duyguları ve aldığı kararlar, nerdeyse hareketin gidişatını belirliyor.

        Lelio, ilk müzikal sahnede aslında bunun işaretini veriyor: Julia koreografinin gerçekleştiği avluyu terk ettiği anda arka plan bir anda hareketsizleşiyor. Sadece müzikal sahnelerde değil, spor salonundaki toplantıda, herkesin komisyonlardan birine katılması için Julia’ya baktığı anda da gerçeklik duygusunda kırılma hissediyoruz.

        Sonra film ilerledikçe konsept netleşiyor: Seyrettiğimiz feminist eylemler, Julia’nın zihnindeki duyguların yansıması aynı zamanda… O yüzden filmdeki nesnel gerçeklik fikri belirsizleşiyor, Julia’nın duyguları her şeyin merkezi haline geliyor.

        Lelio, müzikalin nesnel gerçekliği kesintiye uğratması fikrinden yola çıkmıyor sadece. Kaldı ki, film ilerledikçe müzikal sahnelerle gerçeklik daha çok karışıyor birbirine. Julia’nın zihnindeki düşünceler, anılar ve anlar da müzikal formatında veriliyor. Özellikle erkeklerin abartılı ve rahatsız edici yüz ifadeleriyle müzikal akışa gerçeküstü imgelerle dahil olduğu sahnelerde…

        Asıl önemlisi, sürpriz bir sahneyle “Dalga”nın film olduğunu vurgulayarak üst kurmaca tekniğini kullanıyor; en başından beri post modern bir anlatı yapısı içinde olduğumuzu düşündürüyor.

        Müziğin, ritmin ve dansın öne çıktığı biçimci bir film “Dalga”. Lelio, tüm müzikal sahnelerde yönetmen olarak seyre değer sağlam iş çıkarıyor. Filmin müzikleri Matthew Herbert’ın imzasını taşıyor. Lelio ve Herbert’ın filmdeki şarkılarda Ana Tijoux, Camila Moreno ve Javiera Parra gibi Şilili tanınmış kadın müzisyenlerle iş birliği yaptığını not edelim.

        Julia’nın müzik öğrencisi olması fikrinden yola çıkan Lelio, filmde insan sesini ve bireyin kendi gerçek sesini bulma sürecini metafor olarak kullanıyor. Hocasının ses ve rüzgâr arasında kurduğu bağı, çok yönlü olarak okumak mümkün.

        Lelio, genel olarak “MeToo Çağı” olarak adlandırılan ve birçok ülkede kendine farklı karşılıklar bulan kadın hareketine çok yönlü bir bakış getirmeyi hedefliyor filmde.

        “Dalga”, feministlerin beton gibi bir blok olmadığını, kendi içlerinde ayrıldıklarının altını çiziyor. Lelio, özellikle sınıfsal farkı vurguluyor. Orta halli veya alt sınıflardan gelen feministler daha radikal tavırlarıyla öne çıkıyor; aralarında daha iyi anlaşıyorlar. Mesela, Julia gibi burslu öğrencilerin sınav günlerinde eyleme katılmaları, ciddi bir risk oluşturuyor. Paralı öğrencilerin ise tuzu kuru…

        Radikaller, üniversite yönetimiyle uzlaşma çabalarına karşı çıkıyor ve daha ılımlı olanları “liberal feminist” diye küçümsüyorlar. Anlaşmazlık yaşadıkları başka konular da var. Lelio’nun, alt sınıftan gelen radikallerin yanında durduğunu gözlemliyoruz. Aynı radikallerin, “Feminist hareket üzerine film çekmek sana mı kaldı?” diyeceğinden de emin bu arada.

        Adalet arayışı, linç kültürü, masumiyet karinesi, hukuk, suç ve ceza arasında kalan o sancılı bölgeye de girmeye gayret ediyor “Dalga”. Taciz ve tecavüzle suçlanan oğullarını eylemcilere karşı canhıraş şekilde korumaya çalışan anneler de var filmde.

        Açılış sahnesinde kameranın eve girmemesi ve içeride olup bitenleri görüntüleyememesi, ilerleyen bölümlerde filmin hassas noktalarından biri haline geliyor. Olayın iki kişi arasında yaşanması ve eylemcilerin ifadelere göre linç kültürünü hemen hayata geçirmesi, filmin tartışmaya açtığı konular arasında. Tıpkı tacize uğrayanların kimliklerinin deşifre edilip edilmemesi gibi…

        Finalde, tacizci erkeklere verilen cezanın ne ölçüde caydırıcı olduğu da sorgulanıyor. Daha önemlisi, kurban ve mağdur olarak etkilenen kadınların aldığı endirekt cezaların altını çiziyor ki filmin nokta atışı, anlamlı tespitlerinden biri bu…

        Özetle, Lelio, gerçekten çok geniş bir perspektiften bakmaya çalışıyor konuya ama bunun ne ölçüde filmin lehine işlediği, tartışmaya açık bir konu… Çünkü birçok önemli konu sığ kalıyor. Oğlunu savunan annelerden biri ile feministler arasındaki gerilim, bana sorarsanız tek başına bir film konusu… Ayrıca, Julia’nın annesinin (Claudia Cabezas) yaşadıklarından da bağımsız öykü çıkabilir. Oysa filmde ona çok az zaman ayrılıyor.

        Lelio’nun “Dalga”sında her şeyi madde madde sıralama derdi ağır basıyor ve bence bu yaklaşım, filmi didaktik hale getiriyor.

        Filmin konsepti çok farklı biliyorum ama Julia ve Max’in hikâyesi, daha gerçekçi şekilde, tüm biçimci numaralardan uzakta ele alınsa ve tartışma konuları açık açık konuşulacağına anlatının içine yedirilse daha etkileyici bir sonuca ulaşılabilirdi. Böylesi bir anlatıda müzik, ritim ve dans, yine biçimin önemli parçaları olabilir, ses / rüzgâr metaforu da aynı şekilde kullanılabilirdi. “Dalga” ise bu haliyle biraz ajitasyon biraz avangart sanat niteliği taşıyan biçimsel bir denemeye dönüşüyor.

        Filmi seyrederken, Julia’nın hikâyesinin bir benzerini anlatan “Üzgünüm Bebeğim”i (Sorry, Baby -2025) hatırladım. Eva Victor’ın yazıp yönettiği film, Lelio’nun ele aldığı birçok konuda daha etkili bir duygusal derinliğe ulaşıyordu. Çünkü yalın ve basit bir anlatı yapısı vardı. Meseleleri yorumlamaktan ziyade içten şekilde üzerlerine düşünüyordu. “Dalga” ise konuyu geniş ölçekte ele almaya çalışan sofistike ve entelektüel yapısıyla ne yazık ki aynı etkiye ulaşamıyor.

        Filmin uzunluğu ve kendini tekrara düşmesi de ayrı bir sorun… Özellikle, son 30 dakikada ne yazık ki bitmek bilmeyen bir filme dönüşüyor “Dalga”.

        Özetle, ben pek sevmedim ve beğenmedim. Öte yandan, anlatımı ve temalarıyla özgün bir film olduğunu inkâr edemem. Ayrıca, biçimsel açıdan insanın her zaman karşısına çıkmayacak türde bir film… O yüzden, beğenmeseniz bile, seyrettiğinize pişman olmayacağınızı düşünüyorum.

        6/10