Hangisi daha güçlü?
GEÇMİŞ örneklerinin durumu da farklı olmadı…
Otoriter karizmatik lider ile üniversite çatışmasının kaçınılmazlığının gerçeğini bize örnekleriyle tarih gösterir.
Frankfurt Okulu bunun en iyi örneklerinden biridir…
Hem Hitler Nazizmi ve Faşizminin yükselişi, hem de Rus devriminin Stalizm’e dönüşerek yozlaşma eğilimine girmesi, kapitalizmin acımasız şartlar dayatması Okul’un ortaya çıkışını sağlar…
Almanya’dan kaçıp ABD’ye yerleşen, bugün de teorileri ve öğretilerinin insanlığa yol gösterdiği önemli bilim insanları Okul’un kuruluşuna destek verir.
Theodor W. Adorno, Max Horkheimer, Walter Benjamin, Herbert Marcuse, iletişim biliminin üstadı sayılan Jürgen Habermans, Alfred Scmidt, politik ekonominin öncüsü Frans Oppenhaeimer ve bugüne de yön veren birçok akademisyenin de arasında yer aldığı bilim insanlarıyla anılır…
Bunun en belirgin olanı İran’da yaşandı…
Sonrasında Venezuella, Bolsonaro döneminde Brezilya, Orbon’un ilk döneminde de Macaristan’da görüldü.
Macaristan’da bulunan Avrupa’daki iyi üniversitelerden Central European University (CEU) batı değerlerini savunduğu gerekçesiyle Üniversitelere baskı uygulanmasına karşı direndi, sonunda hükümetin baskısına dayanamayıp Budapeşte’den Viyana’ya taşındı…
Bir zamanların en iyi üniversiteleri arasında sayılan Moskova Devlet Üniversitesi’nin bugün akademide yeterince adı yer almıyor.
Çin bu sorunun farkına vardı, ilk dönemlerinde üniversitelere karşı katı tutumda olan Devlet Başkanı Xi Jinping, sonrasında üniversitelerin özgürlüğüne daha fazla önem vermeye başladı.
Çin’deki gelişimin en önemli unsuru haline gelmesi için destek verirken, bir zamanlar yasaklamaya kalktığı batı değerlerini ise önemsemeyen tutum aldı.
Bugün Çin’in birçok üniversitesinde batılı öğrenciler burslu okuyor; ülkenin yumuşak gücünü oluşturuyor.
Aynen Almanya’nın Heidelberg, İngiltere’nin Cambridge ve Oxford üniversiteleri gibi Tsinghua Üniversitesi de Çin’in en önemli yumuşak gücü olarak gösteriliyor.
Dünyanın yapay zeka konusundaki en iyi üniversiteleri arasında gösteriliyor.
Buna rağmen, Moskova Devlet Üniversitesi’nde yaşanan akademik özgürlük, devlet müdahalesine açık yayın, batılı üniversitelerle olan akademik işbirliğine yeterince açık olmayışı, politik engellerle karşılaşması Tsinghua’yı, bu denli güçlü yönlerine karşın Harvard kadar küresel kültür temsilcisi haline getirmiyor…
Bir “Bilgi Markası” olmasının önüne geçiyor…
Peki, yakın gelecekte de böyle mi olacak?
Madem Harvard’ı örnek gösterdik, oradan devam edelim.
Harvard’ı “Bilgi Markası” haline getiren en önemli özelliği dünyanın dört tarafından parlak öğrencileri, akademisyenleri çeken ve bilim insanlarının araştırma yapmak için gitmeyi arzular hale gelmesinin gerisinde yatan en önemli neden, dünyanın her bir yanına açık bilimsel özgürlüğü sergiliyor olmasıydı…
Eğer bugün ABD’nin ideolojik ve bilimsel liderliğini dünyaya pazarlayabiliyorsa, bunun gerisinde yatan neden mezunlarıydı…
İngiltere’nin önde gelen üniversitelerinden birinde süpervisor olan bir akademisyenin söylediği şu cümle hala kulaklarımda çınlar:
Dolayısıyla, Harvard’ın küresel bir fikir ve liderlik fabrikası, ABD’nin de en etkin yumuşak güç enstrümanı olduğunu söyleyebiliriz…
Çünkü dünyadaki 100 ülkenin gayri safi milli gelirinden daha fazla, 55 milyar dolar gibi bir varlığa sahip.
Hardvard’dan 2024 itibarıyla mezun olanlardan 161’i Nobel ödülü sahibi oldu…
ABD’nin geçmiş 8 Başkanı da Harvard mezunu…
Dünyanın önde gelen ülkelerinin bakanları, yöneticileri, bürokratları, hatta büyük firmalarının CEO’ları arasında Harvard mezunu olanların sayısı da az değil…
Peki, otoriter liderler bundan hoşnut mu?
Kendilerinin doğrudan denetimi olmayan hiçbir kuruma sıcak bakmama gibi bir gelenekleri olan otoriter karizmatik liderler, buna da sıcak bakmıyor.
Dolaylı, dolanlı veya doğrudan akademik özgürlüğünü elinden alıp, kendi kontrolünde bir merkez haline getirmek için çaba gösteriyor.
Harvard özelinde son dönemde yaşananlar da bundan öte değil…
Trump, Harvard’a ilk döneminde de takmış ve ABD’nin değerlerinin uzağında olan bazı şeylere izin veriliyor olmasını eleştirmişti.
Örneğin yine ülkenin prestijli okulları arasında sayılan Pensilvanya Üniversitesi’ne (UPenn) ayrılan 175 milyon dolarlık federal fonu, birinci olan yüzme takımında yer alan transseksüel bir sporcuyu gerekçe gösterip askıya aldı.
Transseksüellere dönük benzer tutumu başka üniversitelerde de sergiledi. …
Çünkü günümüzde otoriter karizmatik kimlikler ve ele geçirdikleri rejimler, kurum kültürlerini kendileri eğer kendileriyle uyuşmuyorsa, baskıcı bir yöntemle yandaş yapma çabasına giriyor…
Bu kapsamda başvurdukları da iki farklı yöntem var.
Bunlardan biri, İngilizcedeki “Government Organized Non Governmental Oganizations (Hükümetin Organize Ettiği Sivil Toplum Kuruluşları)” kelimelerinin baş harflerinden oluşan “GONGO…” adı verilen kuruluşlar.
Önce GONGO tacizine uğratılıyor, toplumda bunun bir sivil toplum tepkisiyle olduğuna dönük rıza üretiliyor, ardından STK taleplerini karşılamak için hükümetin kolları sıvadığı imajı yaratılarak asıl hedefe ulaşılıyor.
Eğer buna direniş devam ederse de bu kez kamu yardımlarından mahrum bırakarak boğma yoluna gidiliyor.
Harvard’ın son dönem yaşadıkları da bunlardan oluşuyor…
Trump, Dünyanın en prestijli okulları olarak kabul edilen ve Sarmaşık Liste olarak isimlendirilen önde gelen 10 üniversitenin yönetimine gönderdiği yazıda okullarda kayıtlı yabancı öğrencilerin derslere devamını, etkinliklerini, notlarını kendilerine bildirmesini istedi.
Buna gerekçe olarak da Harvard’da yapılan Filistin’e destek, İsrail’in Gazze saldırılarını kınama eylemleri gösterildi.
Harvard yönetimi de bu talebi karşılamayacağını bildirince Güney Dakoto Valiliği döneminde de eşcinsellere dönük uygulamaları ve insan haklarını hiçe sayan söylemleriyle öne çıkan İç Güvenlik Bakanlığının başına getirdiği Kristi Noem’i devreye soktu…
Hükümet 2 milyar dolardan fazla hibeyi dondurunca Harvard, Boston’daki mahkemede dava açtı.
Trump yönetimi ise üzerine daha ağır gitmeye başladı.
İlk sırayı Kanadalıların aldığı, 6 bin 800 öğrencisinin yurt dışından geldiği okuldan gönderilmeleri istendi…
Harvard bünyesinde olan Kennedy School’da öğrencilerin %59’u, TH Chan School df Public’te kayıtların %40’ını, Harvard Business School’daki kayıtların da %35’ini yabancı öğrenciler oluşturuyor.
Bunların gitmesi demek zaten Harvard’ın geçmişteki tüm genetiğinden vazgeçmesi anlamına geliyor.
ABD karizmatik lidere sahip olacağım diye, karizmasını sağlayan tüm yumuşak güçlerini kaybediyor…
Karizmatik lider, ülkenin karizmasını çiziyor…
Ancak farkına varmadıkları bir nokta var...
Tarih de şahit ki güçleri iktidarda kaldıklarıyla sınırlı, Harvard ve benzeri üniversiteler ise 1600'lü yıllardan bu yana akademik özgürlükle ayakta duruyor...
Nitekin dün Boston Bölge Yargıcı Allison Burroughs, ABD İç Güvenlik Bakanlığının ilettiği kararı geçici olarak durdurdu.
Bu kadar gürültünün Trump'a yaramadığı açık; bu işi de gümrük vergilerine dönecek...
Biraz daha fazla konuyla uğraşsa, geriye kendi karizması da kalmayacak...
- Gazze'de ateşkesin garantisi…1 ay önce
- Gazze'li Abdullah'ın rüyası…2 ay önce
- Meclis'in mevcut aritmetiği mi, yoksa kamuoyu yoklaması mı?2 ay önce
- AK Parti'nin 76, CHP'nin ise 56…1 ay önce
- Yasası 'özel', infazı 'genel'…1 ay önce
- Mitolojik olan bitti, meteorolojik başladı…1 ay önce
- Şam'dan, İsrail'e: Egemenlikte pazarlık, toprakta müzakere yok...1 ay önce
- Lafı çok, hareketi yok…1 ay önce
- İnönü'yü devirdi, Özel'i de getirdi…1 ay önce
- Weizman'dan Yılmaz'a, Netanyahu öngörüsü!..2 ay önce