3 Ocak 2026’nın sabahı dünya neredeyse herkesin beklediği “beklenmedik” olanla uyandı.
ABD, Venezuela’ya saldırdı, pek çok kritik hedefi vurdu. Başkan Maduro ve eşini de özel bir operasyonla ülkesinden kaçırdı.
Türkiye saatiyle takriben 19:35 civarında başlayan basın toplantısında ABD Başkanı Trump ve ekibi, yapıp ettikleri işi gayet açık, hiç lafı dolaştırmadan dünyaya anlattı.
Özeti şöyle: “Venezuela’yı arkamdaki ekiple (ilgili bakan ve askerler) biz yöneteceğiz. Petrolün olması gerektiği gibi akmasını sağlayacağız. Ülkenin altyapısını (elbette petrol merkezli olarak) yeniden inşa edeceğiz. Başkan Maduro’yu ABD’de yargılayacağız.”
YENİ DÜZENİN BÜYÜK HAMLESİ
Bu işgalin, giderek daha fazla dile getirilmeye başlanan “yeni düzen”in ayak seslerinden öte, son derece büyük bir hamlesi olduğunu söylemek mümkün. Uluslararası meşruiyet kaygısı yok. Ne operasyonun kendisi için, ne de Maduro’nun yargılanması için böyle bir arayış söz konusu değil. Bağımsız bir ülkenin yönetimine el konuluyor ve mevcut lideri kaçırılıyor. Ülkeyi bizzat Amerika yönetecek.
Burası “yeni düzen”in ana kodlarını işaret ediyor. Bunu daha geniş biçimde bir sonraki yazıda size aktarmak istiyorum. Sadece şu kadarını söyleyeyim. Trump’ın çılgınlıkları üzerinden olup biteni açıklama eğiliminde olan herkesin, tezlerini çöpe atma vakti çoktan geldi. Bu Trump’ın yeni düzeni filan değil. Sadece “yeni düzenin cesur adımları”nı atacak olan uygun isim o.
ABD, BATI YARIMKÜREYE YÖNELDİ
Geçtiğimiz yılın sonunda Trump imzasıyla yayınlanan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde, ABD’nin Batı Yarımküre’ye olan ilgisinin önceliğine dikkat çekilmişti. Bu diğer ifadesiyle Doğu Yarımküre diye tanımlanan coğrafyada belli sorumlulukları başkasına yıkmak/paylaşmak; maliyeti yüksek işlerden kurtulmak. Bunun ne kadar mümkün olacağını kestirmek kolay değil.
Ancak Batı Yarımküre tercihinin ilk somut adımı, Venezuela üzerinden gerçekleşti. Donanma üzerinden Karayipler’e yaptığı yığınak zaten bu adresi gösteriyordu. Yine de Trump, Güney Amerika’daki diğer ülkelere de bu operasyon üzerinden mesaj vermeyi ihmal etmedi. Küba’nın kendisine göre “içler acısı hali”ni anmayı ve buradan Rusya’ya mesaj göndermeyi de unutmadı. Burası gayet net altını çizelim. Küba bu operasyonla birlikte açık biçimde tehdit ediliyor. Küba’nın istihbari anlamda Venezuela ile yakın bir ilişkisi var. Burada koordinasyon Rusya üzerinden yürüyor. Ayrıca Moskova’ya da bu ülkeyle askeri anlamda yeniden yakınlaşmaması uyarısı yapılıyor.
UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE KONUSU
Uyuşturucu kartelleriyle mücadele adı altında yapılan tanımlamalar, herhangi bir ülkeye iyilik olsun diye ortaya çıkmıyor elbette. Asıl hedefin petrol olduğunu bizzat Trump söyledi. Bunun parantezinde iki büyük güç, Çin ve Rusya var. Ancak uyuşturucuyla mücadele iddiasının, hem Venezuela’yı kontrol etmenin, hem de Amerikan kamuoyuna verilecek mesajın zemini olduğunu öngörebiliriz.
Bu saat itibarıyla ABD, yönetime el koyduğu ülkenin muazzam kaynaklarını kelimenin tam anlamıyla kuşatacak ve bunu kuvvetli bir askeri güçle koruyacaktır. Diğer yandan ülkeyi kendisiyle mutlak bir ittifak şekillendirinceye kadar yönetmeye devam edecektir. Bunun kesinlikle uzun bir zamana yayılacağını düşünüyorum. Unutmadan, bu ülkenin son derece stratejik değerde mineralleri ve altın yatakları var.
DİRENİŞ MÜMKÜN MÜ?
Amerikan yönetimi neredeyse çeyrek asırdır devam eden rejim değişikliğini gerçekleştirmiş görünüyor. Chavez’le birlikte Çin, Rusya ve İran’la müttefik olan ülkenin, şimdilerde Maduro ile çökmüş (çökertilmiş) ekonomisiyle bu işgale karşı bir direniş gösterip göstermeyeceği ise belirsizliğini koruyor.
Peki bu müttefikler nerede şimdi. Rusya, Ukrayna üzerinden hamle yaparak burada olup bitene göz yummayı mı tercih edecek? İlk gelen açıklamanın cılız tepkisi bu yönde sanki. İran, aslında çok uzak bir coğrafyada olsa bile Venezuela’nın başına gelenleri büyük ölçüde yaşamış durumda. Helikopter kazasında cumhurbaşkanı başta olmak üzere devletin üst kademesini kaybeden İran, şimdi sokaklardaki eylemlerle kuşatılıyor. O yüzden müttefikine destek olmak bir yana, kendi canının derdinde.
Çin’e gelince. Başkan Maduro’nun son uluslararası kabulü bu ülkeden bir heyetle gerçekleşti. Pekin’in tepkisi ise şöyle: “Çin, ABD'nin egemen bir ülkeye ve onun devlet başkanına güç kullanımından derin şok içindedir ve bunu güçlü şekilde kınamaktadır.”
Çin’in buradaki petrol kartının yeniden ele alınmasından hoşnut olma ihtimali yok. Ama ortaya çıkacak yeni “akış”la ilgili senaryo çalışacak kadar soğukkanlı olduğundan da eminim.