Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör Hamaney'den sonra kim ve nasıl?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        İran’da Velayet-i Fakih ilkesi gereği rehberlik (Rehber-i Muazzam-ı İran veya Rehber-i İnkılab) makamında bulunan Ayetullah Seyid Hüseynî Ali Hamaney, dün sabah saatlerinde İsrail-ABD saldırıları sonucunda hayatını kaybetti.

        Bu makam, İran’ın mevcut devlet sisteminde en üst siyasi ve dini otorite. Sistemin hemen tüm ana unsurları ya kendisine bağlı ya da bir şekilde dokunabileceği alanlar üzerinden kontrolü altında. Tam da bu nedenle Ali Hamaney’in dini lider olduğunu söylemek, gerçeğin tamamını ifade etmez. İran Devrimi’nin lideri Ayetullah Humeyni’nin 1960’lardan itibaren siyaset dışı kalmayı reddedip başlattığı geleneğin devamıdır. Dini olanla siyasi olanı birbirinden ayırmaz. Bir otorite altında birleştirir.

        Şİİ KİMLİĞİNİN İNŞASI

        Günümüzü anlamak için burada küçük bir parantez açmakta yarar var. Şii din adamları genel anlamda iki merkezde yetişiyordu. Irak’ta Necef ve İran’da Kum şehirleri. Burada dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilere dini eğitim verilirken, bir yandan da ulus üstü bir bir bilinç inşa edilir. Kısacası Şia kimliğinin devamında etkin rol oynar.

        İran’daki din adamları özellikle 1930’lardan sonra Rıza Şah Pehlevi döneminde siyaset dışı kalmaya dikkat ederek, Kum’daki dini merkezi güçlendirdiler. Siyaset dışı tavra yönelik en ciddi karşı çıkış, 1961 sonrasında Humeyni tarafından gerçekleştirildi. 1963’te rejim kendisini tutuklayınca isyan eden halktan binlerce insan Şah tarafından öldürüldü. Humeyni’nin Necef’ten başlayıp Fransa’ya kadar uzanan sürgün hayatı da böylece başladı.

        1979’a gelindiğinde bugünkü sistemi ortaya çıkaran Velayet-i Fakih ilkesi ve buna dair düzenlemeler Humeyni ve ekibinin elinde büyük ölçüde hazırdı.

        HAMANEY DEVRİMİN İLK KADROSUNDA

        Ali Hamaney, 1979’dan itibaren devrim kadrosunun en önemli isimlerinden birisi oldu. Üst üste gelen büyük suikastlerle bu kadronun önemli isimlerinin hayatını kaybetmesi sonrasında Humeyni etrafındaki çekirdek kadroda yerini aldı. O da kendisine yönelik bir suikastten ağır yaralı olarak kurtuldu ve yaşadığı sürece sağ kolunu büyük ölçüde kullanamadı. Nitekim 1981’den 1989’a kadar cumhurbaşkanı olarak görev yaparken, Humeyni’nin ölümünden dünkü saldırıya kadar da rehberlik makamında bulundu.

        Peki Hamaney’in din adamları ve ülke dışındaki Şiiler üzerindeki etkinliği nasıldı? Bu son derece karmaşık bir konu. Kısaca şöyle ifade etmek mümkün. İran içinde rehber olarak seçilmesinden bugüne kadar onun dini otoritesine itiraz eden çok sayıda din adamı oldu. Bunların bir kısmı ev hapsinde tutuldu ve çoğunun siyasete müdahil olmasına izin verilmedi.

        Hamaney, Humeyni’nin vasiyeti (veya işareti) üzerine aday gösterilince kendisinin henüz Hüccet-ül İslam (Ayetullah öncesi bir sıfat) olması üst düzeydeki din adamlarının itirazlarına neden oldu. Bu konu o dönemin etkin aktörlerinden Rafsancani’nin katkısıyla alınan bir kararla çözüldü. Hamaney, Ayetullah ilan edildi. Ancak bu tartışmanın etkin ve geniş kitleye sahip din adamları nezdinde hiç kapanmadığını da söyleyebiliriz.

        VEKİL GÜÇLER OLUŞUNCA

        İran’ın 1980’lerde Suriye-Lübnan hattında attığı tohumlar, ardından 1990’lar itibarıyla daha geniş bir alanda Şiilik merkezli jeopolitik hamlesini ortaya çıkarması,bir anda bölgesel iktidar alanları oluşturdu. Bu etkinlik pekçok Arap ülkesinde Devrim Muhafızları Ordusu’nun pratik anlamda dış yapılanması olan unsurlar (Kudüs Gücü) eliyle yürütüldü. Bu nedenle ortaya çıkan vekil güçler üzerinde Hamaney’in de dini olmaktan çok siyasi bir etkinliği oluştu.

        Devrim Muhafızları Ordusu’nun güç kazanması, ülke içinde yükselişi ve bölgesel hamleleri, İran’a beklemedik genişlikte bir alanda hareket etme kabiliyeti verdi. Her ne kadar bu ülkenin nükleer güç sahibi olma arayışı devrim öncesinde de olsa bile, bu dönem nükleer alanında ısrarlı adımlar atıldı. Hamaney bu konudaki politikalara tam destek verdi.

        Diğer yandan Rusya ve çok daha geniş kapsamlı anlaşmalarla Çin’le yakınlaşmalar da bu dönemin ortayla çıkardığı başlıklar. Ancak aynı zamanda zaten devrim sonrasında ağır yaptırımlarla karşı karşıya olan Tahran için, ABD-İsrail hattının hedefi olmasının da ana nedenleri.

        TOPLUMU BİRLEŞTİRİR Mİ?

        ABD-İsrail saldırıları devam ediyor. İran’da Hamaney’in ölümü sonrasında hem çok sert mesajlar veriyor, hem de karşılık vermeye devam ediyor.

        Hamane şehrinde Azeri bir baba ve Farisî bir anneden dünyaya gelen Ali Hamaney, kimliğinin sadece bu boyutuyla bile ülkesinde çok geniş bir kesimi temsil eden özelliklere sahipti. Otoriter ve kolayca geri adım atmayan tarzıyla hep “şahin” ya da sertlik yanlısı olarak tanımlandı.

        Şimdi yönetimin üst kademesindeki pekçok isimle birlikte hayatını kaybetti. Son yıllarda uğranan ağır kayıplara ülkenin en tepedeki isminin eklenmesi kuşkusuz İran açısından çok farklı sonuçlar üretecektir. Şu anki öfke ve tepkinin, ne düzeyde toplumu birleştirici rol oynacağı ülkenin geleceğinde kritik bir soru. Çünkü ABD-İsrail hattının, ülkenin yönetim kadrosunu yok edip, aynı zamanda tüm altyapısını da hedef alarak “halkı ayaklandırma” projesinin nereye uzanacağı sorusunun cevabı bir açıdan burada.

        KİM, NASIL VE NEDEN SEÇİLECEK?

        Hamaney’in yerine gelecek ismi Uzmanlar Meclisi belirliyor. Şu anda üçlü bir vekâlet mekanizması oluşturuldu. Buna göre, yeni rehber seçilene kadar Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Muhsin Ejei ve Ayetullah Ali Reza Arafi, makamın görevlerini geçici olarak birlikte yürütecek.

        Burada Arafi’nin öne çıktığını söyleyenler var. Diğer yandan Mücteba Hamaney’in de ismi gündemde. Bir baba-oğul ilişkisinin sistemde karşılık bulması kolay görünmüyor. Ayetullah Arafi ise yeni dönemin profiline daha yakın olabilir. En üst düzeydeki belirleyici makamlarla yeralması, din adamı kimliğinin güçlü, ancak kişiliğinin daha sakin görünmesi gibi önemli avantajları var.

        Ancak saldırıların ne zaman biteceği ve ortaya çıkacak sonuçların ne olacağı belirsiz. Tam da bu nedenle böyle bir üçlü mekanizma kurulmuş görünüyor.

        Vekil güçlerini zayıflayan, ülke içinde yeniden bir ayaklanma riskiyle karşı karşıya olan İran için yakın tarihinin en zor seçimlerinden biri olacak. Üçlü yapının arka planında Devrim Muhafızları’nın oluşturduğu siyasi ve ekonomik gücü de hatırdan çıkarmamak gerekiyor.

        Bütün bunları ve seçilecek profili belirleyecek iki büyük başlık var. Öncelikle İran nükleer konusunda bundan sonra ne söyleyecek? İkincisi eğer yeni bir döneme ulaşılırsa, Çin başta olmak üzere ana aktörlerle kurduğu stratejik ittifaklar nereye evrilecek?

        Bu başlıklarda istediğini alan iki saldırgan gücün, rejimin niteliğiyle ne kadar ilgili olacağını kestirmek zor. Yine de Velayet-i Fakih ilkesiyle şekillenen bir yönetim modelini potansiyel tehdit olarak gördükleri de ortada.