Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör Türkiye'nin gücü nereye kadar?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Türkiye’nin sadece merkezinde bulunduğu coğrafyada değil, çok daha geniş bir alanda ortaya çıkan değişimle nasıl irtibat sağlayacağı üzerinde durmak gerekiyor.

        Küresel egemenlik üzerinden devam eden çatışmalar, sadece yöntem ve biçim olarak değişiyor. Dolayısıyla her durumda ister dünya sistemi, isterse uluslararası sistem olarak adlandırılsın fark etmez. Türkiye bu çatışmaların, büyük küresel rekabetin en yoğun olduğu coğrafi alanda yer alıyor.

        GÜCÜNÜN SINIRLARINI BİLMEK

        Abartılı yaklaşımların daima büyük hayal kırıklığı ile cevap bulduğu malum. Ülkemizin nerede bulunduğu ve nereye gittiği konusunda değerlendirme yaparken, gücünün sınırlarını doğru tanımlamak daima iyi bir başlangıç olacaktır.

        Çok değil, son iki yıl içinde İran hayli etkin ve derinlemesine nüfuz sahibi olduğu bazı alanlardan önemli ölçüde çekilmek durumunda kaldı. Lübnan ve Suriye’deki tabloya Yemen’i de eklemek mümkün.

        Irak’ta ise ülkenin işgalinden sonra ABD ile yaptığı gizli-açık ittifaklarla elde ettiği alanda henüz aynı düzeyde kayba uğramış değil. Yeni seçimler Irak’taki dengelere dair önemli ipuçları verecek. Fakat her durumda Tahran’ın Bağdat’taki hakimiyetinin giderek zayıflayacağını öngörebiliriz.

        Kendi jeopolitik gerçekliğinize uymayan hamlelerin, sadece mevzi kaybına değil; kendi iç dengelerinizi de alt-üs edebileceğine dair önemli bir örnek İran’ın yaşadıkları.

        BOŞLUĞU KİM DOLDURACAK

        Bu hareketlilik üzerinden sıkça gündeme getirilen bir tez var. “İran’ın boşalttığı alanlarda yeni güç merkezleri oluşacak.” Bu tezin öne çıkan adayı Türkiye, devamında ise Suudi Arabistan’dan söz ediliyor.

        Bu tür güç değişimlerinin sadece bir “doldur-boşalt” denklemi üzerinden anlaşılması elbette eksik ve yanıltıcı olabilir. Ancak sadece Suriye örneğinde yaşananlar bile Türkiye’nin yakın coğrafyasında yeni nüfuz alanları elde edeceğini, bu durumun da sadece Ortadoğu’da değil, Avrasya hattına kadar uzanan etkileri olacağını gösteriyor.

        SUUDİ ARABİSTAN'LA YENİ DÖNEM

        Suudi Arabistan’ın sahip olduğu ekonomik güçle, ortaya çıkan bu boşlukta siyasi nüfuz ya da “etkin akıl” rolünden çok, tamamlayıcı roller üstlenmesini mümkün görüyorum. Türkiye ile rekabet etme meselesinin şimdilik pratik bir karşılığı yok.

        Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu sıralarda devam eden ziyaretinde ortaya çıkan anlaşmalar ve verilen fotoğraf kareleri, bu durumu rekabetten işbirliğine çevirmenin kapsamlı bir başlangıcı olarak öne çıkarıyor.

        SINIR GÜVENLİĞİNDEN ÖTESİ

        Meseleyi Türkiye üzerinden konuştuğumuzda, -ne yazık ki iç kamuoyunda böyle bir yaklaşım var- sınırlarımızın ötesindeki güncel sorunların ötesine geçilemiyor çoğunlukla. Oysa Suriye örneği bize gösterdi ki, Ankara’nın bu ülkeye ve bölgeye dair perspektifi sadece sınır güvenliği üzerinden tanımlanmayı çoktan aşmış durumda.

        Ankara-Şam hattı sorunsuz biçimde ülkenin yeniden inşasında, ancak tartışmasız biçimde devlet dışı aktörleri ve tehditleri tasfiye ederek ilerliyor.

        DEVLET DIŞI AKTÖRLER

        Bu kararlılık, sınırötesi bir güvenlik politikasıyla izah edilmenin çok ötesinde. Tüm bölgeye bakan, geniş ittifaklar kurarak ilerlemeyi hedefleyen bir stratejik vizyon. En önemlisi, yakın geçmişte ABD ve İran’ın bölgeyi zehirleyen “devletimsi” aktörler kartını kullanarak değil, mevcut ülke yönetimlerini merkeze alarak politika üretmesi.

        Buradan baktığımızda, bu devlet dışı aktörlerin (terör örgütleri ve diğerleri) gerçek anlamda bir muhatap alınması, doğru olmadığı gibi gerçeklikten çok uzak.

        TÜRKİYE’NİN HAMİLİĞİ NE ANLAMA GELİYOR?

        Bulundukları ülkelerde yönetime entegre olmaları, adil bir sistem içinde temsil imkanı elde etmeleri ve bugüne kadar yok sayılan vatandaşlık haklarına gerçek anlamda sahip olmaları üzerinde Türkiye gerçek anlamda bir hami, şemsiye ve aynı zamanda denetleyici güç.

        O nedenle içerideki tartışmaları yürütürken, bu alandaki gelişmelere daha fazla dikkat kesilmek gerekiyor.

        JEOPOLİTİK GÖRÜŞÜN DEĞERİ

        Jeopolitik görüşü bulunmayan bir siyasi yapının, ülke yönetmesi söz konusu olamaz. Sorunları anlamanız, izah etmeniz ve çözüm önermeniz imkansız hale gelir.

        Hadiselerin önünde yürümeyen bir siyasi aklın, Türkiye ölçeğinde bir ülkeyi idare etme iddiası herhalde makul sayılamaz.

        Böyle bir aklın; insan, mekan/coğrafya, tarih ve elbette politik bir perspektifle beslenmesi; kararlı ve güçlü bir liderlikle yoluna devam etmesi hepimizin geleceği. Aynı zamanda barışa dair en büyük umut.