Türkiye’nin Suriye konusunda elde ettiği başarı, sadece bir tehdidin bertaraf edilmesi üzerinden okunamaz. Ortaya çıkan tablonun kimi çevrelerde ortaya çıkardığı şok etkisi bu yanlış okumanın sonucu.
Takip edenler hatırlayacaktır. Türkiye’nin Suriye politikasının, sadece sınırlarının ötesinde bir terör tehdidini engelleme olarak tanımlanmasına hep itiraz ettim. Tezim şuydu. Ankara, Suriye’yi bir bütün olarak görüyor. Onun bir bütün halinde yoluna devam etmesini istiyor. Sadece terör üzerinden güvenlik merkezli bir politikayı değil, bölgesel dengeleri kurup yönetebilmeyi hedefliyor.
TERÖR VE DEMOKRASİ
Yıllar yılı Türkiye, terörle mücadele konusunda sadece “güvenlik merkezli” politikalar üretmekle eleştirildi. Haklılık payı olduğunu düşünüyorum. Ancak gücünüzün sınırlarını doğru tanımlayan bir güvenlik politikası olmadan ayakta kalmanın mümkün olmadığını da savunuyorum.
Öte yandan bu “güvenlik merkezli” politikalar eleştirilerini öne çıkaran herkesin aynı yerde olmadığını da görmekte yarar var. Bunların bir kısmı, ülkemizdeki demokrasi eksikliğinin, hak ve özgürlükler alanındaki sorunların terör ve benzeri tehditlerin asıl kaynağı olduğunu savunuyordu.
Demokrasi, hak ve özgürlükler başlığı altındaki eleştirilere katılmakla birlikte; ülkemizi tehdit eden terörün ortaya çıkışının böyle bir açıklamaya sıkıştırılmasını eksik, yetersiz ve çözümün çok uzağında gördüm. Hala da aynı fikirdeyim.
İÇ CEPHEYİ TAHKİM NE DEMEK?
Bugün olup biteni anlamakta zorlanan, yukarıdaki ifadesiyle şok halinde olan isim ve kesimlerin aynı hatayı tekrar ettiğini görmek tuhaf doğrusu. Mesela “iç cepheyi tahkim etmek”, sadece toplumun bir kesiminin yararını gözeten; ötekinin derdini tasasını dinlemekten uzak bir yaklaşım olabilir mi?
Elbette hayır. Başından itibaren adı nasıl konulursa konulsun ortaya çıkan süreçlerin gerçek anlamda liderinin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olduğunu söyledim. Bugün Suriye sahasında ortaya çıkan sonuçlar üzerinden bu değerlendirmeyi yapanların aksine, onun güçlü liderlik özelliğinin ortaya çıkardığı avantaj ve kazanımlara yıllardır dikkat çektim.
Dolayısıyla iç cepheyi tahkimle başlayan Terörsüz Türkiye sürecinin, belli bir kesimin hak ve özgürlüklerini esas alan bir arayış ve politika olmadığını ısrarla savundum. Bunu öyle bir çerçeveye sıkıştırmak isteyenlerin geldiği nokta önümüzde duruyor ne yazık ki.
MÜZAKERE, PEKİ KİMİNLE VE NASIL?
Cumhurbaşkanının, millete değer veren değil, bizatihi milletin kendisini değer olarak gören bir lider olduğunu unutmamakta yarar var. Bu fark bütüne bakmanızı sağlar. Bir ideoloji veya etnik hassasiyet üzerinden değil, millet merkezli siyaset yapmanızın önünü açar.
Müzakere kuşkusuz siyasetin ve devlet aklının olmazsa olmaz bir unsurudur. Deyim yerindeyse yönetim sanatının eşsiz özelliklerinden birisidir. Ancak neyi, kiminle ve nasıl müzakere edeceğinizi doğru tayin etmeden atacağınız her adım sizi çözümün değil, sorunun parçası haline getirir.
SDG/YPG TEHDİTTEN VAZGEÇMEDİ
İşte tam da bu bakış açısıyla Suriye politikası şekillendi. Olup biteni sadece SDG/YPG tarafıyla müzakere parantezine sıkıştırma ve böylece Türkiye’yi bir kez daha çözümden uzaklaştırma gayretleri boşa çıktı. Ayrıca bir kez daha görüldü ki, devlet dışı ya da devletimsi aktörler ellerindeki silahı tehdit olarak tutmaktan gerçek anlamda vazgeçmiyor. Tünellere hapsolmuş bir zihin dünyasından ne beklenebilir ki.
Dolayısıyla Ankara kendisinin kurup yöneteceği dengeleri, bir örgütün parantezine sıkıştırmayı değil; gerçek anlamda aktörlerle müzakere ederek inşa etmeyi tercih etti. Şam doğru adresti, onun gücünün artması birden çok alanı kontrol edebilmenin önünü açtı. Uluslararası şartlar lehimizdeydi ve ABD ile süreci yönetmek doğru yaklaşımdı.
BAŞARI TESADÜF MÜ?
Türkiye’de hariciye, savunma ve istihbarat alanında ortaya çıkan devrimlerin ayrıca konuşulması gerekiyor. Bunların yeterince anlaşıldığını düşünmüyorum. Sadece şu notla ve şimdilik kaydıyla tamamlayayım.
Bir an için mevcut görevlerini de bir kenara bırakarak düşünelim. Dünyaya bakın, bölgemize bakın. Hakan Fidan ve İbrahim Kalın’ın, özellikle yaşadığımız bölgeye dair hafızası, birikimi, tecrübesi ve ufkunu kıyaslayabileceğiniz kaç isim bulabilirsiniz? Sadece Ortadoğu üzerinden baksanız; bunca örgüt, devlet dışı aktör, ideoloji, etnik, dini ve mezhebi farklılık ve tüm bunların ortaya çıkardığı sorunlar yumağının arka planı üzerinde fikir sahibi kaç isim görebilirsiniz?
Başarı asla tesadüf değildir. Önümüzde hala büyük sorunlar var. Ama artık dünyaya bakan gözlerimiz çok farklı.