Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör ABD-İran, bir uzun hikaye

        ABD Başkanı Trump ve Netanyahu arasında gerçekleşen son toplantı, daha öncekiler kadar ilgi görmedi. Bugüne kadar yapılan toplantı sayısının yanısıra, ABD-İran hattındaki sürecin gidişatı da bunda etkili oldu.

        İki ülke arasındaki müzakere, Trump’ın saldırgan üslubu ve tehditleriyle, İran’ın verdiği cevapların gölgesinde devam ediyor. Ancak bunları dikkatlice ayıkladığımızda meselenin daha olumlu bir seyre doğru ilerlediğini söylemek mümkün.

        Bu durum, ABD hattının bir saldırıda bulunmayacağı anlamına gelmediği gibi, sürecin bir imzayla barışa dönüşeceğini de söylemiyor bize. Sürecin, düşündüğümüzden daha uzun, inişli çıkışlı bir seyrinin olacağını, bu zaman diliminde İran’ın kendi içinde bazı değişim hamlelerine dair adımlar atacağını öngörüyorum.

        ABD COĞRAFYAYI TANIYOR MU?

        ABD; gayet açık ifade edelim, ne Ortadoğu’yu, ne bölgenin tarih ve değerlerini derinlemesine bilmiyor, daha doğru ifadeyle kavrayamıyor. Tarzının ve yöntemlerinin kabalığı, güç merkezli oluşu kadar; bu tür kavrama ve anlama çabalarını zaman kaybı olarak gördüğünü düşünüyorum. Satın aldığı bakış açıları da böyle bir yaklaşımın ürünü.

        Bu nedenle, sözgelimi İran’a bakarken neler gördüğünü gerçekten merak ediyorum. Tahran’da son derece karmaşık, iç içe geçmiş, çok aktörlü ve anlaması hayli zor bir yönetim modeli var. Dolayısıyla Amerikan yönetiminin ikide bir “İran’da rejimi yıkmak kolay, ama ertesi gün ne olacağını kestiremiyoruz” mealinde açıklamalar yapması tam olarak bunun ifadesi.

        İRAN ÜZERİNDE BASKI SONUÇ VERİYOR MU?

        Son haftalarda bir yandan Trump’ın deniz üzerinden oluşturduğu askeri baskı, diğer yandan ekonomik yaptırımların daha da ağırlaşmasını hedefleyen hamleler, İran içinde kuşkusuz sorunları daha da derinleştirebilir. Buna karşılık mevcut yönetimin ülkede bir ekonomik operasyon yapacağına dair söylemler, henüz tam olarak karşılık bulmuş değil.

        Masada görünen birkaç başlık vardı. İran, Umman’da sadece nükleer başlığı altında müzakere istedi. Peki diğer başlıklar ne oldu, onlara bakalım.

        MÜZAKERE BAŞLIKLARI NE DURUMDA?

        Balistik füzeler meselesi: İran’ın sahip olduğu füze kapasitesi, geçtiğimiz yıl Haziran ayındaki savaşta beklenmedik sonuçlar üretti. Kendisi önemli kayıplar veren İran, İsrail’i de hayli hırpaladı. Geriye doğru baktığımızda bu durumun ABD politikaları açısından bir kırılma noktası olduğunu düşünmek mümkün. Şimdi, bu füzelerin artık üretilmemesi yönünde bir gündem oluşmuş görünüyor. Tahran bu talebe şu an son derece mesafeli.

        Vekil güçlere destek konusu: İran’ın yaklaşık 45 yıldır özellikle Arap coğrafyasında oluşturduğu vekil güçler/örgütler 2024-2025 döneminde hayli zayıflatılsa da, tümüyle tehdit olmaktan çıkmış değil ABD ve İsrail açısından. Dolayısıyla bu konu da, sürecin önemli başlıklarından birisi olmaya devam edecek.

        ABD’NİN ASIL DERDİ NE?

        Aslında bu başlıkların diğerleriyle ne denli iç içe olduğuna yeterince dikkat etmiyoruz.

        Diğer iki başlık, nükleer silah ve uranyum zenginleştirme programı. ABD bunları istemiyor. Başka bir ifadeyle nükleer güç sahibi ülke sayısının 10’a çıkmasından endişeli.

        Neden?

        Bir: İran yönetiminin nükleer silah sahibi olduğu takdirde neler yapabileceğine dair korkular.

        İki: Kendisi kullanmasa bile bu teknolojiyi vekil güçler ya da yeni örgütlenmeler üzerinden tehdit haline getirme kapasitesi.

        Üç: İran rejimi kontrolsüz biçimde istikrarsız hale gelirse bu teknolojinin kimlerinin eline geçebileceği sorusu.

        NÜKLEER KAPASİTE YOK EDİLDİ Mİ?

        Dolayısıyla İran’ın müzakere masasında sadece nükleeri ele alma nedeni, işi zamana yayma taktiği kadar en güçlü kartı üzerinden süreci yönetmek. Bu arada herhalde artık herkes anlamıştır. ABD’nin geçtiğimiz yıl ağır bombardıman uçaklarıyla İran’ın nükleer kapasitesini yok ettiği veya ağır hasar verdiği de içi boş bir iddia olarak kayda geçti.

        İran, nükleer güç olma arayışından kolay kolay vazgeçmeyecektir. Bunu masaya sürmesi, onu bırakacağını değil, belki de geldiği aşamayı vurgulamak için olabilir. Bu arada süreç devam ederken, saldırı tehditlerinin durmasını ve yaptırımların kalkmasını da talep ediyor kuvvetle muhtemel.

        ABD’nin tehdit kartı elinde, denizde ve havada ağır baskı oluşturması her zaman mümkün. Ancak niyeti rejim değiştirmek değil, İran’ı Çin’den bir parça uzaklaştırmaksa bu takdirde bizi hayli uzun bir süreç beklediğini söyleyebiliriz.