Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör Asıl savaş zihinlerde
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Gündemimiz yine aynı. Savaş, zamanın ruhuna ve hızına uygun biçimde seyrediyor. Ateşkes ilan edildiği andan itibaren, savaşın zihin yönetimi ve algı mühendisliği boyutu daha fazla öne çıktı. Bunlar başından itibaren savaşın parçasıydı elbette. Sadece daha görünür hale geldi.

        Geçmişin “klasik” diye tanımladığımız savaşlarında da benzer hamleler vardı. Ancak günümüz savaşlarında bu araçlar ve yöntemler çok daha belirleyici. Hatta zaman zaman askeri gücün önüne geçecek boyutlar kazandığını da söyleyebiliriz.

        DÜŞMANIN ZİHNİNİ MAĞLUP ET

        Bugün siber saldırılar, kamuoyunu yönlendiren bilgi akışları, algı operasyonları ve benzer araçlar inanılmaz sonuçlar üretiyor. Hazır klasik olandan söz etmişken tüm bunların ana ilkesi şu: “Düşmanı önce zihni üzerinden mağlup et”

        Şöyle de ifade etmek mümkün. Düşmanı yenmek için onun hikayesini mağlup etmeniz gerekiyor. Bunun öncesinde ihtiyacınız olan “kendi hikayenizi inşa etmek”.

        İKNA SANATI

        Tüm bunların modern zamanlarda ortaya çıkan yaklaşımlar ve ilkeler olduğunu düşünenler var. Doğru değil, bunlar hep vardı. Değişen sadece araçlar ve üretilenlerin yayılma hızı.

        İki alıntıyla devam edelim.

        “Gök ve yer arasındaki bilgeler, insanları yönlendirmek için geçmişi inceler. Her şeyin başlangıç ve sonunu önceden kestirir, insan zihnini ve düşüncelerini anlarlar.”

        “Karşındaki kişi hakkında gerçekleri ve gerçek olmayanları dikkatlice incele. Onların gerçek niyetlerini anlamak için istek ve hırsları hakkında bilgi edin.” (Alıntılar Guiguzi’nin “İkna Sanatı” kitabından. Bu alanda Çinceden yaptığı çevirilerle eşsiz metinlere ulaşmamızı sağlayan Giray Fidan’ı takip etmenizi öneririm. Özellikle İş Bankası Yayınları’ndan.)

        KABA GÜCE HAYRANLIK

        Savaşın bize gösterdiği yakıcı gerçeklerden birine dikkat çekmek istiyorum. 28 Şubat 2026 itibarıyla pek çok yorumcunun, ABD’nin askeri gücüne ve yenilmezliğine iflah olmaz bir hayranlık duyduğunu gördük. Ülkemizdeki ekranlarda bolca örneği var ne yazık ki.

        Bu söylediğimin Amerikan gücünü hafife almak ya da sıkça yapıldığı gibi çöktüğünü iddia etmekle uzaktan yakından ilgisi yok. Bu hayranlığın ürettiği teslimiyet ve çaresizliğe ürkütücü dikkat çekmek istiyorum sadece. Gerçekten ürkütücü.

        Bu savaşın ne kadar süreceğine dair öngörüde bulunmak zor. Ancak her durumda çok fazla ders çıkarılması gereken boyutları var. Büyük güçleri kadir-i mutlak görmenin ne denli yanlış olduğunu anlamakla başlayabiliriz.

        TÜRKİYE’NİN İKNA MİMARİSİ

        Özellikle son 10 yılda aktif arabuluculuk rolünü pek çok büyük krizde üstlenen Türkiye’nin, aynı zamanda çok ciddi bir “ikna mimarisi” oluşturduğunu görmek gerekiyor. Sözgelimi tarafların hassasiyetlerini dikkate alıp paylaşım alanları üretmek. Doğrudan çözümün ya da müzakerenin mümkün olmadığı zamanlarda farklı araçlar ve zeminler ortaya çıkarmak.

        Bunlara büyük emek sarf ediyor Türkiye. Küresel güç karşısında çaresizliği ve teslimiyeti değil, kendi hikayesini inşa etmeyi tercih ediyor.

        SAVAŞIN ASIL COĞRAFYASI ZİHİNLER

        Askeri anlamda savaşlara hazır olmak, savunma sanayiinde güçlü ve dinamik hamleler yapmak bunların hepsi çok değerli. Ancak en az bunun kadar değerli olan, savaşların sadece coğrafyada değil, insanların zihninde devam ettiğini, dolayısıyla bilginin gerçek anlamda bir silaha dönüştüğünü görebilmek.

        Bu alanda önemli bir tecrübe ve dikkat biriktiriyoruz son yıllarda. İletişim Başkanlığı’nın büyük gayretinin de altını çizelim.

        HER STRATEJİ İNCELENMELİ

        Bu savaş boyunca İran’ın doğrudan savaşmaktan çok, rakibin vazgeçilmez alanlarında zaaf üretmeyi tercih etmesi (körfez gibi), vekil güçlerini öne çıkarması ve belirsiz alanları genişletmesi, büyük askeri güç karşısında kendisine avantajlar sağladı. İran, ABD-İsrail saldırıları karşısında toplumsal direnci yüksek tutmayı da başardı. Üstelik bu alanda çok ciddi bir zaafı olduğu kanaati yaygınken.

        Bunların her birini soğukkanlı biçimde ele almalıyız. Kontrolsüz öfke ve tepkilerle değil, bilgece bir sükunetle olup bitene bakmalıyız.

        Savaş bir postacı olsaydı kapıyı kaç kez çalacağını asla bilemezdiniz.