Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

BEGÜM ÇELİKKOL/ SAĞLIK HABERLERİ SERVİSİ

İstanbul'da aile hekimliği sistemine geçeli henüz 2 ay oldu. Ufak tefek aksaklıklar olsa da sistem işlemeye devam ediyor. Ancak vatandaşların çoğu halen bu sisteme alışamadı. Kimi aile hekimini hâlâ bulamadı kimi ise gitmiyor.


İstanbul İl Sağlık Müdürü Ali İhsan Dokucu, aile hekimliği sisteminin sadece hizmetlerin ücretsiz olarak vatandaşların ayağına götürülmesi anlamına gelmediğini, aynı zamanda düzenli bir kayıtla sağlık yöneticilerine iyi bir veri kaynağı da oluşturacağını söyledi. ''Aile hekimliği ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, insanları motive etmekte ve belli bir noktaya sürüklemekte'' diyen Dokucu, İstanbul'un aile hekimliği uygulamasına geçen 69. il olduğunu belirtti.

"Aile hekimliğinde hastane ilişkileri" konulu panelde önemli isimler biraraya geldi. İstanbul İl Sağlık Müdürü Ali İhsan Dokucu, aile hekimliği sisteminin sadece hizmetlerin ücretsiz olarak vatandaşların ayağına götürülmesi anlamına gelmediğini, aynı zamanda düzenli bir kayıtla sağlık yöneticilerine iyi bir veri kaynağı da oluşturacağını söyledi. Dokucu, İstanbul'da 1980'li yıllarda 35 sağlık ocağı bulunduğunu, 100 küsur hekimin çalıştığını belirterek, bu sayının 2003'te 217 sağlık ocağı ve 672 hekime çıktığını kaydetti.

Büyük bir gayretle bu noktanın belli bir seviyeye getirildiğini vurgulayan Dokucu, 217 olan sağlık ocağı sayısının 31 Ekim 2010 tarihi itibariyle 764'e çıkarıldığını aktardı.
İstanbul'da sağlık ocağında varılması planlanan rakamın 899 olduğunu dile getiren Dokucu, ''Bu, İstanbul'un 900 ayrı noktasında 2 ila 6 arasında hekimin çalıştığı merkezlerde insanların yürüyerek erişebilecekleri, temel sağlık hizmetleri alabilecekleri, tamamen ücretsiz olarak kurgulanmış bir hizmeti ayağına götürmektir. İstanbul'un ulaşabildiği iyi rakamlardan biri diye düşünüyorum'' dedi.

VÜCUTTAKİ YAĞ ORANI MİKTARI BİLE AİLE HEKİMİ KAYTLARINDA YER ALACAK!
Dokucu, aile hekimliği ile temel sağlık hizmetlerinde bir miktar daha ileri gidebilmeyi hayal ettiklerini belirterek, şunları söyledi:

''Aile hekimliğine geçişle beraber, sağlık ocağı otomasyon sisteminin tamamının kayıt altına alındığı, vatandaşların tamamının bir aile hekimi tarafından bütün parametrelerle takip edilebildiği ve o kişiye ait hastalıkların, raporların kayıt altına alınıp online olarak görülebildiği bir sisteme geçiyoruz. Sistemde, aile hekimine kayıtlı hastanın tüm bilgileri, geçirdiği hastalıklar ve hatta beden kitle endeksi ölçümleri yani kişinin bel çevresinde ki yağ oranı bile hekimin Kayılarında yer alacak. Bu sistem öyle bir sistem olacak ki, önümüzdeki birkaç yıl verilerini çok daha net olarak görmeye başlayacağız. Bütün verilerin sağlık yöneticilerinin önüne aktığı ve planlama açısından son derece önemli verilerin karşımıza geldiği bir yapıya dönmüş olacak. Bu aile hekimliği yapılanması sadece hizmetlerin ücretsiz bir şekilde vatandaşların ayağına götürülerek yapılmasını getirmeyecek, aynı zamanda düzenli bir kayıtla sağlık yöneticilerine iyi bir veri kaynağı da oluşturacak.''

HEKİM SAYISI YETERSİZDİ O YÜZDEN AİLE HEKİMLİĞİ DAHA ÖNCE BAŞLAMADI
İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur da, her aile hekimine kayıtlı 2 ya da 3 bin hasta olacağını söyledi.

Prof. Dr. Sur, bu hekimlerin, kişinin sağlığından sorumlu doktorlar olacağını, hastanın her durumda gidip bu doktora danışabileceğini, doktorun da hastayı hayatı boyunca izleyeceğini kaydetti. Bu modelin dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde, Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamında uygulandığını dile getiren Sur, Türkiye'nin bu sisteme daha önce geçmek istediğini ama hekim sayısının yetersizliği nedeniyle geçemediğini anlattı.

AİLE HEKİMLİĞİNDE RUH SAĞLIĞINA GEREKEN ÖNEM GÖSTERİLMELİ!
Panelin konuşmacıları arasında yer alan Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise, ruh ve benden sağlığının ayrılmaz bir ikili olduğunu özellikle büyük kentlerde toplum ruh sağlığında ki bozulmaların büyük sorunlara yol açtığını ve bu nedenle aile hekimlerinin ruh sağlığı konusunda da eğitim almaları gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Tarhan, toplumda psikiyatrik sorunların delilik olarak görüldüğünü ve psikiyatrlara da deli doktorları olarak bakıldığını bu anlamda aile hekimlerin ruh sağlığı konusunda bilinç oluşturmasının önemli bir nokta olduğunu vurguladı.

ALMANYA'DA SİSTEM ÇÖKÜYOR
Almanya'da da aile hekimleri artık kendisine başvuran hastanın şikayetlerinin nedenini anlayabilmek için ayrıntılı değil, daha basit ve ucuz tahlillere başvurmaya başladı. Aksi takdirde kendisine izin verilen bütçeyi aşmak ve aştığı miktarı cebinden ödemek zorunda kalması söz konusu. Bu yüzden sistemin bu ülkede çöktüğü ileri sürülüyor.

ALMANYA'DA AİLE HEKİMLİĞİ NASIL BAŞLADI?
Almanya'da 1980 yılından itibaren aile hekimliği için uzmanlık eğitimini seçmek isteyen doktorlar için zorunlu bitirme sınavı uygulanmaya başlanmıştı. 1994 yılından itibaren de birinci basamakta çalışacak olan hekimler için aile hekimliği uzmanlık eğitimi zorunlu hale getirildi. İlk aile hekimliği kürsüsü 1976 da Hannover Tıp Fakültesi’nde açılmıştır. Bugün 24 tıp fakültesinde aile hekimliği kürsüleri bulunuyor. Tıp fakültelerindeki aile hekimliği kürsüleri tıp öğrencilerine de ders vermektedirler ve bu dersler zorunlu dersler kapsamında ele alınıyor. Aile hekimlerinin diğer dal uzmanlarına oranı %45-50 dolayında.
Hastalar dosyalarını teslim ettikleri aile hekimlerine en az 3 ay bağlı kalmakla yükümlü.
Aile hekimleri gerekli görürlerse, hastalarını diğer uzmanlara veya hasteneye sevk edebiliyor.

Ancak Almanya'da aile hekimlerinin bütçe nedeniyle ucuz tahlillere yönelmesi, doğru tanıların konulmasını engelliyor. Ülkede aile hekimliği sisteminin ise kalkacağı iddialar arasında.

ALİ TEZEL NE YAZMIŞTI?
Gazete Habertürk yazarı Ali Tezel Aile Hekimliğiyle ilgili olarak, "Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine ihtiyaç duyduğu tetkikleri yerel sağlık idarelerinin gösterdiği laboratuvarlarda yaptırtmak ve bu tetkikler için gerekli sarf malzemelerini temin
etmek amacıyla yapılacak giderler karşılığı ödeme yapılır. Yerel sağlık idarelerinin gösterdiği laboratuvarlarda yaptırılan tetkikler için belge karşılığında ödeme yapılır; belgelendirilemeyen kısım için herhangi bir ödeme yapılamaz. Ancak tetkik ve sarf malzemeleri giderleri karşılığı yapılacak toplam ödeme tutarı, tavan ücretin % 100'ünü (3120 lirayı) geçemez" şeklinde yazmıştı. Tezel yazısında şundan da bahsetmişti:

"Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine çalıştığı bölgeye göre sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti ödenir. Bu ödemede 657 Sayılı Kanun'un 152'nci maddesi uyarınca çıkarılan Bakanlar Kurulu kararının ekinde yer alan "Kalkınmada Öncelikli Yöreler Cetveli" esas alınır.
Ancak, kalkınmada öncelikli yöre sayısı düşük olduğundan her doktor bu parayı alamayabilir.
İlk 3 bölgede tavan ücret 312 lira
1,2 ve 3. bölgelerde çalışanlar için tavan ücretin    % 10'u (312 lira)
4. bölgede çalışanlar için tavan ücretin                % 20'si (624 lira)
5. bölgede çalışanlar için tavan ücretin                % 30'u (936 lira)
6. bölgede çalışanlar için tavan ücretin                %40'ı (1248 lira)
7. bölgede çalışanlar için tavan ücretin                % 50'si (1560 lira)
(Tavan ücret: 2010 Temmuz-Aralık dönemi için 3120 liradır.)"