Şansölye, bakan ve 'turist'
Yunan Turizm Bakanı Olga Kefaloyanni ve Şansölye Gerhard Schröder ile sıra dışı bir buluşma
HT CUMARTESİ / Ali Esad GÖKSEL
İstanbul Bankalar Caddesi’ni bilirsiniz. İmparatorluğun kaderi bu caddede yazıldı. Tarih okumasını bilenlere derslerle dolu bir kitaptır. Ya bilmeyenlere? Acıklı. Dönme dolap gibi. Ayakta duramayacak kadar başınız döndümü sizi sahanlığa bırakıverir. Bankalar Caddesi’ni keşfettik ya inşallah tarihimizi de çıkarır okuruz. Osmanlı Bankası’nınmeşhur binasına girerken düşünüyoruz: İnsanları etkileyip size güven duymalarınımı istiyorsunuz? Bankacının fitilli kruvaze elbisesi yetmiyor.Mimar elzem. Bankalar Caddesimütevazı bir yol. Kıvrılarak VI. Daire’ye tırmanan caddenin eni 8 metre. Yani dememo ki: Vallaury nam mimar, bir sokak irisine bu ölçeğin icap etmeyeceğini bilecek bir şahsiyet idi. Constantinople’da yaptığı sair binalarda “yanlışı” yok! İçeri girer girmezmerdivenle yüz yüzesiniz. Hoş bir şeymidir? Katiyen. Şayet yüksek bir giriş ve azametli birmerdiven istiyorsanız, oranların buna izin vermesini istersiniz. Ya da izniniz ne kadarsa ona uyarsınız.Mimarlık bir “oran ve edep” işidir. “Ben yaptımoldu bitti. Çiçek ve böcek dahi var. Alışırlar” diye proje yapana, “Mimar” demekte zorlanırsınız! GelelimOsmanlı BankasıMüzesi binasına. 19’uncu yüzyılın bizler için önemli birmimarının bu eserinin elimizde olması bir şanstır. Çünkü aziz milletimiz şuradamutabıktır. “Yıkalım mı? Tez elden. Ne diye? İnşaatta hayır vardır!” F. Şahenk isabetli bir iş yapmış. Doğru bir restorasyon ve yeniden kullanma projesini finanse etmiş. Teşekkür borçluyuz. Restorasyon zahmetli ve ağır tempolu bir iştir. Pahalıdır. Üstelik yeni yetmeler okuyamaz.
“Bina zaten var idi” diye ahkamkeserler. Ezcümle iyi bir restorasyon, kadirbilirlik ve büyük burjuva refleksi gerektirir. Etrafı süzüyorum. Celbeden Sema Demiral nerede? Telsiz ve kulaklıklarıyla ehemmiyet pompalayan zevat nerede? Sema, eğer bu şaka falan ise, ben yapacağımı biliyorum. Dedim,manzara “bakan” vehmettirmiyor. Sıkılanmagazinci arkadaşlar benimle yarenlik ediyor, fotoğrafımı dahi çekiyorlar. Fakat? Magazin tayfası bir salise içinde yok oluveriyor? Biz fanilerin göremediği bir işaret aldılar. Sağ sol; alt üst, defalarca, bilmemkaç kilovat flaş patlamasıyla fotoğraf çektikleri seans bitince “konuyu” görüyorum. 35 yaşlarında “Türk lokumu” endamında hoş bir kadın. Eski karım, H. Avşar’ı dahi tanıyamayışımı avanaklık değil, dolandırıcılık olarak nitelerdi. O gün bugün temkinliyim. Yanı başımda, sırtı belinin alt teğetine dekolteli kızın kulağına eğiliyorum. “Hanımkim?” Yunan TurizmBakanı imiş! Aman yarabbim! Eyy Hüseyin Çelik! Bin bir kere haklısın kardeşim. Olga Hanım’ın dekoltesi beni bile zıplatıyor! Olmaz ki! “Kamusal alan” diye bir şey vardı. Yoksa? Kızı bırakıp bakana yöneliyorum. İktidar böyle bir şey. İnsanı kendine çekiveriyor. Kefaloyannimütevazı, rahat ve sıcak bir insan. En şöhretli aşçısını getirmiş. Tattırdığı incire sarılmış domuz yaprağı yediğimen baştan çıkarıcı fikir. Olga Hanım’a bu fikrin İncil’de yasaklanması gerektiğini söylüyorum.Meraklanıyor? Tümlezzetli şeyler dinenmekruh değil mi? Apaydınlık yüzüne bir kahkaha yayılıyor; “Gel, sana sakız doldurulmuş çikolata yedireyim” diye kolumdan çekiyor. Aman yarabbim! “Daha bizde neler var! Gel gör” diye davetiye çıkarıyor...
‘BİLİN BAKALIM O TURİST KİM?’
Ertesi gün Antalya’ya uçuyorum. Gerhard Schröder ile buluşacağım Biliyorsunuz,mühtediler uçlarda yaşar. Yıllarca devlet ricalinden köşe bucak kaç. Sonra akşambakan, ertesi gün şansölye ilemuhabbet et! Sonumuz hayrola! Doğrudan Concorde Hotel’e gidiyoruz. Schröder geliyor. Almanya ve Avrupa Topluluğu’nu 8 yıl yönetmiş bir adam! Türkiye’ye şaşılacak bir yakınlık duyuyor: “Kendimi evimde hissediyorum” diye! Bodrum’da ev aldı... İkramda bulunuyorum: “Ne içersiniz?“ Garson süratle getiriyor. İhtiyaten soruyorum; Bu şarap nedir? Bilgi veriyor: “Kırmızı!” Şansölye atak. Uzanıp alıveriyor. Hâlâ sorgu sualdeyim: “Git öğren bakayım. Şarabın ismi ne?” Çocuk Allah için gayretli. An geçmiyor yanıbaşımızda: “Efendim, şarap öküzbaşı üzümü...” diye bilgi sunuyor. Ben gülmeye başlayınca, şansölyemeraklanıyor. Geçiştiriyorum... Tübingen ve Ernst Bloch’dan başlıyoruz. Bloch efsane felsefeci. “Gündüz Rüyası” diye sanat ve mimarlığa kaldıraç bir kitabı var: Geleceği hayal etme ve tasarlamak... Konudan konuya atlayarak Amerika’ya geliveriyoruz.
“Bizi öteden beri dinliyorlardı. Yeni bir şey değil” diye noktalıyor: “Avrupa Topluluğu çok önemli bir proje, Türkiye’nin hemen tamüyeliğe davet olunması lazım. İki taraf ev ödevlerini süratle tamamlamalı. Türkiye’de ev sahibi, bir seveniniz olarak şunu da söylemek durumundayım: Milletler kendi istedikleri gibi yaşamalı. Hükümetlerin öngördüğü şekilde değil...” Schröder beyaz şaraplarımızı daha çok beğendiğini ekliyor. Belli ürünleri ile dünyaya hükmeden Almanya’dan “böyle bir destek” Türk şarapcılığına yeni yıl hediyesi gibi. Antalya, Uluslararası Resort Turizm Kongresi ev sahibi. Şansölye konuk konuşmacı. 2012’de küresel ölçekte bir milyar turistin, 2020’de 1milyar 800 milyon olacağına ve bunun sonuçlarına dikkat çeken, olağanüstü bir vizyon turu sergiliyor. Sesi ve Almanca’ya hâkimiyeti insanı kıskandıracak düzeyde. Konuşmacılardan bir diğeri TUİ- P. Long. Geçen 32milyon turisti yönlendirmiş (Bize gelen toplamı 18milyon) Long’un anlattıkları turizmcilerimiz için el kitabı gibi. Ama turizmden sorumlu bakan orada değil. 2 gün içinde turizmtemalı iki toplantı izliyorum. Bir Şansölye, bir bakan “bir de turist”muhtevalı! John Le Carré gibi sorayım. Bilin bakalım “bir turist kim?”