Tehlikeli sular...
YUNANİSTAN’IN, Girit’e konuşlu S-300 füze savunma sistemi ile Türk F-16’larına radar kilidiyle tacizde bulunmasının sıradan bir olay olmadığını, Yunanistan’ın ismini herkesin bildiği bazı ülkeler tarafından yönlendirildiğini, örtülü bazı amaçlarının olduğunu, Türkiye’nin bu olayın altında kalmayacağını dünkü yazımda bütün detaylarıyla anlatmıştım.
İfade ettiğim gibi Milli Savunma Bakanlığı, NATO görev uçuşu gerçekleştiren Türk jetlerine karşı tacizde bulunan Yunanistan’ı NATO’ya ve İttifak üyesi ülkelerin savunma bakanlıklarına belgeleri, görüntüleri ve radar kayıtlarıyla şikayet edecek. Kaldı ki 13 Temmuz 2021’de Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Feridun Sinirlioğlu, Yunanistan’ın silahsız olması gereken adalarla ilgili ihlallerini BM Genel Sekreterliğine bir mektupla iletmişti. Türkiye’nin NATO nezdinde de Yunan ihlallerine ilişkin sayısız kez başvurusu bulunuyor. Yaşananlar, bize bunun yeterli olmadığını, Yunanistan’ın bir yerlerden cesaret aldığını net şekilde gösteriyor. “Türkiye’ye S-400’ü alamazsın; kullanırsan yaptırım uygularız” diyenler çeşitli gerekçelerle Yunan adalarını adeta silahlı üslere çevirdiler. Öyle ki Ege Sahası Harekat simülasyonlarında, Yunanistan’ın adalara yerleştirdiği aktif füze ve hava savunma sistemleri, Türk Hava Kuvvetleri vurucu gücünün üçte ikisini bir hafta içinde imha edebiliyor.
Yunan basınında sık sık Türk ordusu ile Yunan ordusu arasında karşılaştırmalı analizler yer alır. Türkiye’nin son zamanda edindiği İHA ve SİHA yetenekleri de Yunanlıları oldukça ürkütmüştü. Bu analizlerin neredeyse tümünde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Yunan ordusuna karşı mukayese götürmez bir üstünlüğü göze çarpar. Kuvvet parametrelerinde Yunanistan lehine bariz bir değişiklik olmasa da son dönemde Yunanistan’ın olağanüstü şekilde silahlanma çabası, ABD ve Fransa ile yaptığı savunma anlaşmaları, gayri askeri statüdeki adaları uluslararası hukuku ve anlaşmaları hiçe sayarak silahlandırması işin rengini ve boyutunu değiştiriyor.
GAYRİ ASKERİ STATÜDEKİ ADALAR
Gelin harita üzerinde, gayri askeri statüde olması gereken adalarla ilgili uluslararası anlaşmalara bakalım.
15-18 Ekim 1912’de Osmanlı İmparatorluğu ile İtalya arasında imzalanan Uşi Antlaşması’nda Trablusgarp Savaşı sırasında İtalya’nın işgal ettiği Menteşe Adalarının Osmanlı İmparatorluğu’na geri verilmesi öngörülmüş olmasına rağmen, Balkan Savaşı’nın çıkması üzerine bu devir gerçekleşmemiştir. Osmanlı İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşında yenilince adalar fiilen İtalya’da kalmıştır.
1912’de I. Balkan Savaşı sırasında Yunanistan; Osmanlı hakimiyetindeki Bozcaada, Limni, Taşoz, Gökçeada, Bozbaba (Evstratios), Semadirek, İpsara (Psara), Ahikerya (İkaria) Sakız ve Midilli Adalarını, 1913 yılında II. Balkan Savaşı sırasında da Sisam Adası’nı işgal etmiştir. Böylece Osmanlı egemenliğinde bulunan adalardan bir kısmı İtalya’nın, bir kısmı da Yunanistan’ın işgali altına girmiştir.
1914 ve 1923’te Altı Büyük Devlet Kararı ve Lozan Anlaşması’nın 12. Maddesi gereğince gayri askeri statüde, yani silahsızlandırılma şartıyla Taşoz, Bozbaba, İpsara adaları Yunanistan’a verilmiştir. Yine Altı Büyük Devlet Kararı ve Lozan Anlaşması’nın 12 ve 13. Maddeleri gereğince silahsızlandırılmış olma koşuluyla Saruhan Adaları olarak bilinen; Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya adaları Yunanistan’a verilmiştir. Lozan Boğazlar Sözleşmesi, 3, 4 ve 6. maddeleri gereğince gayri askeri statüde Boğazönü Adaları olarak bilinen Semadirek ve Limni Adaları Yunanistan’a verilmiştir.
13 Şubat 1914’te Süfera Konferansı’nda, Altı Büyük Devletin (Almanya, Avusturya-Macaristan, İtalya, Rusya, Fransa, İngiltere) ortak kararı ile Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası Türkiye’ye iade edilmiş, Yunanistan’ın işgali altındaki diğer adalar ise 13 Şubat 1914 tarihi itibarıyla silahlandırılmamak ve askeri amaçlarla kullanılmamak şartıyla Yunanistan’a bırakılmıştır.
24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, İtalyan ve Yunan işgali altında bulunan Ege Adalarının hukuki statüsüne açıklık getirmiştir. Bu kapsamda;
- Trablusgarp savaşında İtalya tarafından işgal edilmiş olan Menteşe Adaları, Lozan Barış Antlaşmasının 15’inci maddesi ile İtalyanlara bırakılmış,- Lozan Barış Antlaşmasının 12’nci maddesi ile Altı Büyük Devlet Kararı teyit edilmiş,- Lozan Barış Antlaşmasının 13’üncü maddesi ile Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya Adalarının silahsızlandırılmış statüsünü yeniden düzenlemiştir. - Lozan Barış Antlaşması’nın Ek Boğazlar Sözleşmesi’nin 3, 4 ve 6’ncı maddesi ile Limni ve Semadirek adalarının (Boğazönü Adaları) silahsızlandırılmış statüsü yeniden düzenlenmiştir.
SİLAHSIZLANDIRILMIŞ STATÜ NE DEMEK?
Kavramları ve tarihsel süreçleri bilirsek, tezlerimizi ve ulusal çıkarlarımızı daha iyi savunabiliriz. Bu maksatla;
20 Temmuz 1936’da Türk Boğazlarının geçişini düzenleyen Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Yunanistan, Montrö Sözleşmesinin Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerine ikame edildiğini belirten 3’üncü paragrafına dayanarak Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nde öngörülen Boğazönü Adalarının silahsızlandırılmış statüsünün sona erdiğini iddia etti.
10 Şubat 1947’de İkinci Dünya Savaşının ardından, imzalanan Paris Barış Antlaşması, Menteşe Adalarının hukuki statülerine yeni düzenlemeler getirdi. Türkiye’nin taraf olmadığı bu antlaşmanın 14’üncü maddesi gereğince, Lozan Barış Antlaşması’nın 15’inci maddesi ile İtalyanlara verilen Adalar silahsızlandırılmış olmaları şartıyla Yunanistan’a devredildi. Paris Barış Antlaşması 13’ncü ekinin D paragrafında ise silahsızlandırılmış statünün tarifi yapılmıştır:
“Bu antlaşma bakımından, “silahsızlandırma” ve “silahsızlandırılmış” terimlerinin, ilgili ülkede ve karasularında, bütün deniz, kara ve askeri hava tesislerini, tahkimlerini ve silahlarını, yapay kara, deniz ve hava engellerini; kara, deniz ve hava birliklerinin konuşlandırılması, sürekli ve geçici olarak konaklamalarını; herhangi bir biçimde askeri eğitimi ve savaş malzemelerinin üretimini yasakladığı kabul edilecektir. Bu (hüküm), sayı itibariyle iç görevleri yapmakla sınıflandırılmış ve bir kişi tarafından taşınabilen ve kullanılabilen silahlarla donatılmış iç güvenlik personelini ve bu personelin gerekli askeri eğitimini yasaklamaz.”
10 Şubat 1947’de Paris Antlaşması 14/2 Ek 8, D paragrafı gereğince gayri askeri/silahsızlandırılmış olma şartıyla Meis ve Menteşe Adaları olarak bilinen İleryoz, Lipso, Batnoz, Kelemez, İstanköy, Sömbeki, İstanbulya, İncirli, İleki, Rodos, Herke, Kerpe, Çoban Adaları Yunanistan’a verildi.
YUNANİSTAN BÜTÜN ANLAŞMALARI ÇİĞNEDİ
Yunanistan boş durmadı. Anlaşmaları hiçe sayarak; 1956’da Sakız Adası’nı, 1959’da Limni Adası’nı, 1964’te Rodos Adası’nı silahlandırdı. 9 Haziran 1964’te Türkiye yayımladığı nota ile ilk defa adaların silahlandırılmasını protesto etti. Silahlandırmayı inkâr eden Yunanistan durmadı; 1965’te İstanköy, 1974’te Semadirek 1975’te Midilli adalarını silahlandırdı. Sonraki tarihlerde; İpsara, Ahikerya, Batnoz, İleryöz, Kilimli, Sömbeki, İleki, Kerpe ve Meis adaları silahlandırılınca toplamda 23 adanın 16’sı silahlı hale geldi.
İYİ KOMŞULUK İLİŞKİSİ Mİ?
Yunanistan’ın iyi komşuluk ilişkilerini zedelemeyi bir kenara bırakın, son dönemdeki faaliyetleri, başka amaçlarının da olduğu ve yönlendirildiği sonuçlarını çıkarıyor. Uluslararası hukuku da çiğneyen bu eylemlerin ne amaç taşıdığına gelince;
Yunanistan'ın bu davranışının kesinlikle NATO müttefiklik ruhu ile bağdaşmadığı ve uçuş emniyetini önemli ölçüde riske attığı verili durum. Bunun yanı sıra; Yunanistan’ın bu tacizler ile gerginliği bilinçli olarak arttırma peşinde olduğu da açık. Yunanistan bu gerginlikten ne gibi bir fayda bekliyor? Kimin taşeronluğuna soyundu? sorularına şu yanıtları vermek yanlış olmaz sanırım:
- Bu tür provokasyonlara Türkiye’nin tepki vermesini sağlayarak ülkemizi saldırgan bir ülke olarak göstermek.- Türkiye’yi S-400 sistemini kullanmaya zorlayıp güç durumda bırakmak veya S-400’lerin deşifre olmasını sağlamak. - Uluslararası ilişkilerde Türkiye’nin ağırlığının artmasına karşın Yunanistan’ın gündemden düşmesini engellemek veya öne çıkarmak. Yeni müttefik ülkelerle ilişkilerini güçlendirmek.- Rusya ile Türkiye arasında gelişen ilişkileri ve askeri anlaşmaları sekteye uğratmak. - Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki ve Afrika’daki faaliyetlerini yeni müttefiki olan ülkelerle birlikte engellemek. - Son dönemde Yunanistan iç politikasında Başbakanı zor durumda bırakan dinleme skandalını örtmek veya iç kamuoyunu tehdit algısıyla yönlendirerek konsolidasyon sağlamak…
Sebep ne olursa olsun ve kim cesaret verirse versin, Yunanistan ile Türkiye arasında artan bu gerilimin kimseye faydası olmaz. Geçmişte acı örnekleri var; iki ülke arasında yönetilemeyecek seviyeye yükselecek bir krizin iktidar değiştirme potansiyeli var…