Seçim sonucunda ortaya çıkan AKP iktidarı, daha önce siyasi tarihimizde tanık olduğumuz 1950 ve 1954 DP iktidarının benzeri olması nedeniyle yadırgamadığımız bir durum. Ancak bazı önemli farklar var.

DP iktidarı “yeter söz milletin” dedi, ama büyük toprak sahibi ile çiftçiye söz hakkı verdi, koruma duvarları arkasında da sanayiciye yavaş yavaş yürümesi işaretini verdi. İktidar Türklerin ve bürokrasi de ‘beyaz Türklerindi’. Yine gelir adaletsizliği vardı; yine köylü bize oy versin, ama yakınımda yöremde dolaşmasın düşüncesi egemendi. Laik-dinci çatışması olmakla birlikte bugünkü gibi ‘rejim emdişesi’ taşıtacak boyutta değildi. Hele Kürt sorunu ya da Kürtçü endişesi hiç yoktu.

Bugün, AKP’nin içine baktığımızda, Türkiye’nin sahip olduğu ne kadar sorun varsa küçük ölçekte hepsine sahip.

Birincisi; Kökten dinci talepte bulunanlar ile laikliğin devletin ve rejimin üzerine oturmasına inananlar henüz birarada. Tıpkı makro ölçekteki Türkiye gibi!

İkincisi; DTP milletvekillerinin büyük kısmı PKK’nın bir terör örgütü olduğunu söyleyemiyor ve bunun yanısıra tezlerini seslendiriyor, aynı zamanda da seçilmişlerin Barzani’nin ‘bölge’ insanına işaret ettiği kişler olduğu inancı çok yaygın. Bu inanç, AKP’nin ‘bölge’ milletvekilleri için de geçerli. Yarın, Meclis’te 301’den, Irak’a operasyona, PKK teröründen TSK’nın verdiği şehitlere ve dış politikanın tartışılmasına sıra geldiğinde, AKP ‘bölge’ milletvekilleriyle DTP’nin üyelerinin aynı yönde, devleti özellikle de Genelkurmay’ı çok sıkıntıya sokacak kararları almakta tereddüt etmeyeceklerine kesin gözüyle bakılıyor. Kısacası, Kürt etnik milliyetçiliği savunusunda da AKP’nin içi, tıpkı Türkiye’nin makro ölçekteki görünüşü gibi.

Üçüncüsü; gelir eşitsizliği ya da zenginliğin hakça dağıtılmayışının yarattığı sorun. DP’de gördüğümüz, büyük toprak sahiplerinin egemenliği benzeri bu kez AKP’de kendini göstermiştir. 12 Eylül sonrası adım adım uygulanan sermayenin el değiştirme operasyonu AKP’nin 2002 seçimi sonrası iktidarı döneminde başarıya ulaştırılmıştır. Ulusal servet, cemaat ve tarikat ilişkisi ekseninde üleştirilmiş, AKP kontrollü yeni burjuvazi yaratılmıştır. Hem ihalelerin verilmesinde hem de bürokrasiye yerleştirmede tek ölçüt ‘karısının başının türbanlı oluşu’ alınmıştır. Bunda da başarıya ulaşılmıştır. Ancak...kendi zengini yaratılırken, aynı ölçüde yoksulu da yaratılmıştır. Jeep’lerden türbanlı şık hanımefendiler inip, içkisiz İslami usullere göre yemek pişirilen lokantalara girerken, varoşlardan sahile akan türbanlı, çarşaflı, ellerinde mangallarıyla yoksul İslamcı kesimin kadınları birbirine yangözle bile bakmadan ve sürtünmeden geçmek için çaba harcamaktalar.

AKP’nin yarattığı yeni zengin sınıfa göre, varoşların insanı kendileri gibi düşünsün, AKP’ye oy versin, ama gözlerine görünmesin! Bunun sonucunda ne olur? Geçmişte ne olduysa o olacak. Çünkü, bu ülkenin burjuvazisi, Batı tarihindeki sürecin yarattığı burjuvazi olmadığı için, yalnızca zenginleşmeyi düşünen, ama toplumsal barışı düşünmeyen, temel çelişkinin de dinci-laik uzlaşmazlığı olduğunu sanan bir sınıftır.

Bir önceki iktidar sürecinde AKP, laik işadamlarına da para kazandırdı. Bu nedenle, çelişkinin yaratacağı çatışma iki sermaye grubu arasında olmadı, hep devlete sığınmacı anlayışla bugüne kadar gelenler, çatışma zeminini Genelkurmay ile AKP’nin üstüne yıkmayı başardılar. Dolayısıyla ne bir siyasi parti ne de sermaye grubu olan ‘ordu’ ne yapacağını şaşırdı. Problem, cumhurbaşkanlığı makamına oturacak kişinin siyasi görüşlerinin kimliği üzerinde düğümlendi. Oysa TSK, etnik ayrılıkçı Kürtçü istekler ile mücadeleye gönüllüyken, bir de laik rejim ve sistemin korunması bekçiliğini de yüklenmek zorunda bıraktırıldı. Yani, ittihat terakki’den ve cumhuriyetin başında beri devlet eliyle yaratılmaya çalışılan sermaye sınıfı sahip çıkması gereken değerlere sahip çıkmadı ve sahip çıkmamak için de direniyor. Daha doğrusu hiç oralı olmuyor.

Durum böyle olunca, inancın, imanın ve sabrın zaferi  olarak seçim galibi olan AKP ve DTP iktidarı, içinde taşıdığı büyük problem ve sorunlarla her geçen muhkemleşmiştir. Bu ikili iktidar, Türk kökenli sermaye ile bürokrasiden de ‘beyaz Türklerin’ tasfiyesi demektir. TSK ve Dışişlerinin (o da şimdilik) dışında hiçbir bürokratik kurumda artık ‘beyaz Türk’ yoktur. Mevlevilerle Nakşibendilerin çatışmasından ikinci grup galip çıkmıştır. Türkiye’nin önünde yeni bir dönem açılmıştır. Anayasada yapılması istenen ve yapılacak değişiklikler de zaten Kemalist birinci cumhuriyetin artık tarih kitaplarında kalacağını göstermiştir.

AKP ve DTP’nin iktidarı tamam da, bunca ağır yükü kaldırabilirler mi? Göreceğiz. Eğer kaldıramazlarsa, ‘ulusal and’ yani ‘millî misak’ ders kitaplarında da değil, yalnızca ansiklopedilerde yer alacak korkarım!

 

Okuyucuya not: Bu konuya ve cumhurbaşkanlığı seçim sürecindeki akıl oyununu tartışmaya devam edeceğim.

erolmutercimler@haberturk.com

 

 

 

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!