Adam niye kazandı!
CHP, Ekrem İmamoğlu’nun beklenmedik ya da şaşırtıcı performansı sayesinde İstanbul’da hiç kimsenin ummadığı bir zafer elde etti.
AK Parti’nin İstanbul’da önceki seçimler kadar rahat olmadığını herkes biliyordu.
Hatta herkesten daha iyi AK Parti biliyordu.
Ama yine de 3 ay öncesine kadar adını pek az kişinin bildiği hatta duyduğu bir adamın, Ekrem İmamoğlu’nun içinden bir “siyaset starı” çıkacağını kimse bilmiyordu.
Şimdiye dek hep eleştirdiğimiz Kılıçdaroğlu’nu bu adamı bulup çıkardığı için ve arkasında durduğu için bu kez kutlamamız gerek.
“Star maker” yani “yıldız yapıcı” bir genel başkan olmak az uz şey değil.
Peki İmamoğlu’nu AK Parti’nin siyasi başkentinde zafere taşıyan şey neydi?
Aslında çok basit bir şeydi.
Bu ülkenin hamurunda olan, mayasında yer edinmiş, sokağına egemen olmuş, benim bir süre önce yazdığım bir yazımda “Eğer toplumun büyük bölümü makul ve barışçı olmasaydı, azgın azınlık çoğunlukta olsaydı, çoktan birbirimize düşerdik” diye tanımladığım insani değerleri ağır basan, aklı başında, düzgün insanlardan oluşan topluma “huzur veren adam” olacağını göstermesidir.
Tek bir gün bile “kinden”, “nefretten”, “ötekileştirmeden” bahsetmemiş olmasıdır.
Hiçbir konuşmasında “atarlanmaması”, sürekli bir “alayına gider” havasına girmemiş olmasıdır.
Yüksek gerilimden değil, alçak voltajdan medet uman siyaset tarzıdır.
Yıllar süren kindarlık söyleminden uzak durması, komşuyu komşuya düşman etmeye yönelik değil, düşman mahalleleri dost etmeye yönelik söylemidir.
Karşıtlık söyleminden yorgun kitlelere, yakınlık söylemiyle istirahat vaat etmesidir.
Kim ne derse desin, Türkiye’nin bundan sonraki siyasetine bu “yumuşak ve sıcak söylem” egemen olacaktır.
İmamoğlu’nun başlattığı bu dil siyasetin yeni dili olacaktır.
Çünkü çoğunluk bu dili konuşmayı “özlemişti”.
Şimdi herkesin kafasında tek bir soru var:
“YSK İstanbul’da yeniden seçim kararı verir mi? İmamoğlu mazbatayı geri vermek zorunda kalır mı?”
1 Nisan günü bu köşede yayınlanan yazımı hatırlatmak isterim.
O günkü yazımın bir bölümü şöyleydi:
Bu yazının Türkiye’nin en yüksek noktasına kadar okunduğunu biliyorum.
Çarşamba günü verilen “Mazbata” Türkiye’nin hem demokratik hem de ekonomik olarak içinde bulunduğu ya da gösterildiği sıkıntıları aşmasının vesilesi olabilir.
Bunun doğal karşıtı ise mazbatanın iptalinin tamamen zıt bir sonuca neden olacağıdır.
YSK’nın kararı, Türkiye’nin çağdaş dünya ile bundan sonraki ilişkisinin de anahtarı olacaktır.
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ABD Başkanı Trump ile görüşmesinde başka bir Türk yetkili olmaması eleştiri konusu oldu.
Oysa diplomatik ilişkilerde “mütekabiliyet” esası vardır.
Hatırlayacaksınız, ABD Başkanı Trump’ın “kıdemli başdanışmanı” ve damadı Jared Kushner bir süre önce Ankara’ya gelmiş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile özel bir görüşme yapmıştı.
Diplomatik mütekabiliyete göre Oval Ofis’te yapılan bu görüşme, Ankara’da yapılan görüşmeyle bire bir örtüşmektedir.
Yeni İstanbul Atatürk Havalimanı’nın açılmasından önce pek çok yeni uygulamanın da bu havalimanı ile başlayacağı söyleniyordu.
Özellikle de taksiler ile ilgili bazı planlar ve açıklamalar yapılmıştı.
Burada eski havalimanındaki taksi kooperatifi hizmet verecek ancak çok özel araçlar olacaktı.
Faklı sınıflarda havalimanına özel taksiler devreye girecekti.
Birkaç keredir havalimanına gidiyorum.
Bu taksilere hiç rastlamadım.
Belli ki, bu söz tutulmamış.
Buradan yola çıkarak, geri kalan sözlerin akıbeti hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.
- Bana katlanan herkese teşekkürler2 yıl önce
- NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?2 yıl önce
- Mirası kim paylaşır2 yıl önce
- Uçlara güç veren bir Anayasa2 yıl önce
- İçimizdeki İrlandalılar2 yıl önce
- Dünün güneşi, bugünün çamaşırı2 yıl önce
- Plan mı pilav mı!2 yıl önce
- Kalksa da görsek2 yıl önce
- İnce dedikodular2 yıl önce
- Oran değil, fark önemli2 yıl önce