Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

İSMET İnönü’nün “faşistliği” konuşulmaya başlandı Erdoğan’ın “ağır ithamlarından” sonra.

Yanlış ve anlamsız bir tartışma.

Aynı Türkiye’ye yönelik “soykırım” suçlaması gibi.

Bugünün değer yargıları ve siyasi konjonktürüne bakıp dünü yargılarsanız ve üstelik de bunu yaparken dünya coğrafyasına değil de sadece “tek bir noktaya” bakarsanız, doğruları bulamazsınız.

Yazacaklarımı yazmadan önce şunu söyleyeyim.

İsmet İnönü’ye şahsi bir sempatim olmadığı gibi, tam aksine döneminden, yaptıklarından çok da hazzetmem.

Bana göre, CHP bugün hâlâ onun hatalarının bedelini ödüyor.

CHP’nin oyunun belirli bir oranı aşamamasının altında İsmet Paşa’dan yaka silkmiş olanların toplumsal hafızası ve “anılar mirası” var.

Ama tüm bunlara rağmen İsmet İnönü’yü böylesine suçlamak çok doğru değil.

İsmet İnönü’nün, Menderes ve Bayar’ın önerisiyle “Milli Şef” unvanıyla ülkeyi yönettiği yıllara bir göz atmak lazım.

Bugün nasıl ki “Avrupa değerleri” diye demokrasiyi, demokratlığı, insan haklarına saygıyı görüyorsak, o gün de Türkiye, Avrupa değerlerine sahip çıkıyordu.

Ve o gün Avrupa’nın, özellikle de kara Avrupa’sının “ortak değeri” “faşizm”di.

İtalya, Almanya ve İspanya, faşizmin kaleleriydi. Yunanistan’da Metaksas iktidarı vardı.

Fransa’da demokrasiden bahsetmek pek mümkün değildi ve “tek güçlü liderler” dönemiydi.

Türkiye bu konjonktüre rağmen, Atatürk’ün mirası olarak İngiltere’ye yakın durmak istiyordu. Çünkü Atatürk pek de hazzetmediği

İttihatçıların Almanya’ya yakınlığından dolayı, Türkiye’nin İngiltere ile yakınlığından yanaydı.

İsmet İnönü bu politikayı konjonktürel nedenlerle sürdüremedi.

İnönü’nün iktidar olduğu yıllarda Almanya, büyük güç olarak Avrupa’yı ele geçirdi.

Türkiye’de de faşist bir dalga egemen oldu.

Bolşevik ihtilalinden Türkiye’ye kaçan bir grup aydın, Zeki Velidi Togan’ın önderliğinde Türkiye’de faşizmin sözcüleri oldular.

Reha Oğuz Türkkan, Nihal Atsız gibi isimler de onlarla beraber hareket etti.

Şimdi size komik gibi gelecek ama o günlerde Cumhuriyet Gazetesi Hitler’in fikirlerini savunuyor, faşist bir çizgide yayın yapıyordu.

İsmet İnönü de Türkiye’yi Almanya tehdidinin uzağında tutmak için Almanya’ya yakın bir çizgide dolaşıyordu.

Bu durum 1944’e kadar sürdü.

Almanya’nın akıbetinin belli olmasından sonra İsmet İnönü de çizgisini değiştirdi.

Meşhur 3 Mayıs tutuklamaları yapıldı. Türk faşistleri içeri atıldı. Ve 1945 Mayıs’ında Türkiye, Almanya’ya savaş ilan etti.

Ama bütün bunları dünyanın, özellikle de Avrupa’nın o günkü konjonktüründe değerlendirmek lazım.

Bundan 70 yıl sonra yapılacak bir değerlendirmede bugünkü iktidarın Amerika veya Avrupa ile olan ilişkileri “çok ayıplı” olarak algılanabilir.

Ama bugünün konjonktürü, bugünkü politikayı gerektirmiştir.

FATİH ALTAYLI'NIN YAZISININ DEVAMI GAZETE HABERTÜRK'TE
Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar