Yabancı sınırlamasını Başbakan da istiyor
FUTBOL Federasyonu'nun Süper Lig takımlarına getirdiği ve 6+0+4 olarak tanımlanan yabancı kısıtlaması kulüplerle Futbol Federasyonu'nun arasını açtı.
Çünkü Kulüpler Birliği, yabancı sayısında bir kısıtlama yapılmamasını ve sahadaki 6 yabancı dışında kulübede de yabancı futbolcular olmasını istiyordu.
Oysa yeni getirilen kuralda maç kadrosunda 6 yabancı olabilecek.
İster hepsi sahada, ister hepsi kulübede.
Geri kalan yabancılar kadroda olamayacaklar, tribünde olacaklar.
Kulüpler ise isyan ediyor, "Biz böyle istemiyoruz. Gerekirse federasyonu deviririz" diyorlar.
Durumdan memnun olan tek kulüp Fenerbahçe gibi görünüyor.
Ancak benim bildiğim başka bir şey var.
Başbakan Erdoğan da aynen federasyon gibi düşünüyor ve takımlardaki yabancı futbolcu sayısının "kısıtlanmasını" istiyor.
Başbakan bunu yakın çevresiyle de paylaşıyor.
Başbakan'ın "kısıtlama" istemesinin nedeni ise "Milli Takım".
Erdoğan'a göre, yabancı futbolcu sayısı arttıkça Türk futbolcuların oynama şansı azalıyor ve buna bağlı olarak da Türk futbolcuların kalitesi düşüyor.
Bu da doğrudan doğruya Milli Takım'ın kalitesine yansıyor ve Milli Takım bu nedenle başarılı olamıyor.
Türkiye liglerinde top koşturan yabancı futbolcu sayısı azalırsa Milli Takım'ın düzeyinin yükseleceğini düşünüyor.
Bu görüş bir noktaya kadar geçerli olmakla birlikte tam olarak doğru değil.
"Kısıtlamalar", "yerli kaliteyi" yükseltmiyor.
Hatta zaman zaman düşürüyor.
Bunu sanayiden bir örnekle açıklamak gerekirse biraz geriye gitmekte fayda var.
Yaşı biraz büyükçe olanlar hatırlayacaktır, bir aralar Türkiye'deki yerli otomobil sanayiini korumak için uygulanan bir yönetmelik vardı.
1980'li yılların ortasına kadar Türkiye'ye 1.6 litreden büyük motorlu yabancı otomobil sokmak yasaktı.
Bunun sonucunda yerli otomobil sanayii korunmadı.
Sadece tüketici "üzüldü".
Çünkü "kısıtlama" ile korunan sektör, kendini geliştirmedi.
Türk halkı yıllarca 1960'lı yılların teknolojisiyle üretilmiş, eski nesil motorlu, kalite sorunlu yerli otomobillere binmek zorunda kaldı.
Dahası bu otomobillerin fiyatı, Avrupa'daki rakiplerinden çok daha yüksekti ve bu dandik otomobilleri almak için bile yıllarca sıra beklemek, karaborsaya fazladan para vermek gerekiyordu.
Sonra ne oldu!
Özal bu kuralı yıktı geçti.
Kapılar açıldı, yerli üreticiler de rekabeti görünce hem kalitelerini yükseltmek zorunda kaldılar, çağdaş modellere geçtiler, hem de fiyatlar düştü.
Tüketici kazandı.
Türkiye kazandı. Otomobil sanayii gelişti.
Şimdi futbolcularda da "kısıtlama" getirirseniz olacağı budur.
Futbolcu kalitesi yükselmeyeceği gibi, yerli futbolcu fiyatları alabildiğine yükselecek, vasat yerli futbolculara bile astronomik ücretler ödemek zorunda kalacak kulüplerimiz, Avrupa'da başarılı olma şansını yitirecekler.
Bunun en net örneği Alper Potuk transferidir.
Bu kural sayesinde önümüzdeki yıllarda pek çok Alper Poltuk örneği ortaya çıkacak, kulüpler Messi fiyatına Alper'leri oynatmak zorunda kalacak.
Rekabet düştüğü için de yerli futbolcuların kendini geliştirme ihtiyacı ortadan kalkacaktır.
Eğer milli takımlar düzeyinde başarı arzulanıyorsa bunun yolu yabancı kısıtlaması değildir.
Kulüplerin bütçelerinin altyapıya ayırdıkları bölümüyle ilgili bir düzenleme yapılmalı ve altyapıya ayrılan kaynakları artırmaları sağlanmalıdır.
Türkiye liginde oynayacakları maçlarda da altyapıdan yetişme oyuncular için uygulanan kontenjana uyulması sağlanmalıdır.
Aksi halde olacak olan, Türk futbolunu yıllarca Renault 12, Tofaş, Şahin ve Anadol'a mahkûm etmektir.
Mars'a motor olacağız
BUGÜNÜN en hoşuma giden haberi, TÜBİTAK'ın yani Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu'nun "uzay aracı motoru yapacağını" açıklaması oldu.
TÜBİTAK şimdi öncelikle Türkiye'nin yörüngeye fırlatacağı uyduları taşıyacak roketlerde kullanılacak ama aynı zamanda Mars'a ve "diğer gezegenlere" yapılacak seyahatlerde kullanılacak araçlar için motor imal çalışmalarına başlıyormuş.
Bu haberi beğendim.
Çünkü "tam Türk işi" bize yakışır bir "sıçrama"yı gösteriyor.
Türkiye'nin şimdiye dek yaptığı yegâne motor "Pancar Motor"du.
Rahmetli Erbakan'ın buluşu olduğu söylenen ve çiftçinin, balıkçının yaygın olarak kullandığı pancar motor.
Bunun dışında lisansını aldığımız bir motor yok.
Pancar motor dışında, modern, düşük emisyonlu, yüksek verimlikli dizel motor yapamıyoruz.
Benzinli motor yapamıyoruz.
Patlamalı uçak motoru yapamıyoruz.
Türbinli uçak motoru yapamıyoruz.
Bırakın motoru, karbüratör yapamıyoruz.
Enjektör sistemi yapamıyoruz.
Motor işletim sistemleri yapamıyoruz.
Bunların hiçbirinde lisansı kendimize ait üretimimiz yok.
Tüm bunları yapamazken, ani bir sıçramayla "gezegenler arası seyahat" için motor üretimine geçiyoruz.
Yani İstanbul'dan Ankara'ya götürecek motoru yapamıyoruz, ama bizi Mars'a, Jüpiter'e götürecek motoru yapmaya hazırlanıyoruz.
Ne diyeyim, inşallah yaparız.
Şimdi bu imalat için "temiz oda" hazırlanıyormuş.
Onu da inşallah elde kova, süpürge, toz beziyle iki gündelikçiye yaptırmazlar.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Sağlıklı ve kalıcı ilerlemenin zıplayarak değil emin adımlarla yürüyerek sağlandığını anladığımız zaman.
- Bana katlanan herkese teşekkürler2 yıl önce
- NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?2 yıl önce
- Mirası kim paylaşır2 yıl önce
- Uçlara güç veren bir Anayasa2 yıl önce
- İçimizdeki İrlandalılar2 yıl önce
- Dünün güneşi, bugünün çamaşırı2 yıl önce
- Plan mı pilav mı!2 yıl önce
- Kalksa da görsek2 yıl önce
- İnce dedikodular2 yıl önce
- Oran değil, fark önemli2 yıl önce