SUV diye bildiğimiz arazi araçları arasında en ikonik olanı hangisidir diye bir soru sorulacak olsa, buna verilebilecek iki yanıt olabilir. 1. Jeep Rubicon, 2. Mercedes G Serisi.

Tabii G Serisi'nin hayalleri diğerine oranla biraz daha fazla süslediğini ve kalite çıtasını çok çok daha yukarıya taşıdığını da söylemezsek olmaz.

Otomobil yazılarımın okurları, geçmiş dönemlerde G Serisi'nin farklı jenerasyonları ile ilgili yazdığım yazıları hatırlayacaklardır.
Bu otomobili, Orta Amerika’nın 'jungle'larında çok zorlu koşullarda denemiş olduğum için de nasıl bir canavar olduğunu iyi bilenlerdenim.

“Ya bir yol bulacağız, ya bir yol yapacağız” sözünü boşa çıkarmak istercesine, yola bile gerek duymadan, yoluna devam ettiğinin birinci elden, direksiyon başındaki şahidiyim. Ve tabii aynı zamanda bu şehadet, G Serisi’nin yıllar içindeki evrimini de gözlemlememe neden oldu.

1970’lerde İran Şahı Pehlevi’nin özel talebi üzerine üretilen askeri amaçlı ilk jenerasyondan, bugüne tüm G’leri kullanma şansına eriştim.Ve bu kez de size tüm G’lerin en “şehirlisi” olarak tanımlayabileceğim “Yeni G Serisi”ni anlatmaya çalışacağım.

DIŞINDAKİ DEĞİŞİM SINIRLI

Her ne kadar Mercedes G Serisi özellikle son 15 yılda, daha çok kent içi kullanım amaçlı satın alınır olduysa da, genetik özellikleri itibarıyla, kent içinde kullanıma pek de uygun olmayan, sürücüsüne konfor açısından kısıtlı imkanlar sunan, saf kan bir arazi aracıydı.

Aşırı sert süspansiyonları, arazi koşullarına daha uygun görünen iç mekanındaki şık kabalık, asfalt sürüşlerinde bir takım zorluklar getiren yükseklik ve viraj kabiliyeti ile “dağdan indim şehre” halini üzerinden çok da atamıyordu.

Bu nedenle olsa gerek, Mercedes’ten “Yeni G Serisi'ni denemek ister misiniz?” teklifi gelince çok da heyecanlanmadım.

Şahane bir arazi aracını bir kez daha deneyecektim. Farklı ne olabilirdi ki!

Yine de ördek başı yeşili metalik boyalı yeni G 500’ü kapıda görünce içim titremedi değil. Dışarıdan bakınca göze çarpan fazla bir değişiklik de yok gibiydi. Ön ızgaralara hafiften dokunulmuştu.

Yepyeni bir tasarıma sahip led farlar otomobile hem değişik bir hava vermiş, hem de yeni olduğunu vurgulayacak kadar değişmişti.

Arka lambalarda ilk kez dışarıdan takma değil, gövdeye entegre hale getirilmiş ve şık led tasarıma kavuşmuştu ama dışarıdan bakınca hafif makyajlanmışın ötesinde büyük bir fark görünmüyordu.

Ancak bu “pek de yenilenmemiş” hissiyatı otomobilin kapısını açıp, içine bir göz atınca anında kendini “Anaaa, ne yapmışlar böyle”ye dönüşmekte gecikmedi.

İÇ TASARIMDA E YERİNE S TERCİH EDİLMİŞ

Mercedes’in Avusturya Graz’daki fabrikasında yapılan G’nin içine sihirli bir değnekle dokunulmuş gibiydi. Geçmişte iç tasarımda daha çok E Serisi'nden esintiler taşıyan, içindeki konfor öğeleri sonradan yerleştirilmeye çalışılmış olduğu için eğreti duran G gitmiş, yerine S Serisi'ni baz almış hissiyatı veren, son derece şık ve lüks bir tasarım almıştı.

Analog göstergeler gitmiş, yerine S Serisi'nden bire bir alınmış bilgi ekranı ve göstergeleri entegre biçimde taşıyan büyük uzun ekran dashboard’a yerleşmişti.

Haliyle ortada sırıtan bilgi ekranı da artık yoktu. Ki bu bile başlı başına iç mekana güzel bir hava getirmişti. Keza direksiyon simidi de değişmiş, Mercedes’in en lüks araçlarında kullandığı, üzerinde alüminyum butonlar olan şık direksiyon simidi gelmişti.

İç mekanda her yer deri ve çok kaliteli ahşap karışımı bir görüntüye kavuşmuş, özellikle ön koltukların bulunduğu kokpit bölümü S sınıfı lüksüne ulaşmıştı.

Alüminyum fren ve gaz pedalları, eski modellerde olmayan orta konsol hep yeniliklerdi. Arkadaki yolcu bölümüne de ilk kez havalandırma kumandaları yerleştirilmiş ve yolcu bölümünün konforu da oldukça arttırılmıştı.

“Demek gerçekten yenilenmiş” dedim safça. Çünkü yenilikleri bununla sınırlı olarak görüyordum.

V8 MOTORUN TEPKİLERİ ÇOK HIZLI

Motoru çalıştıran düğmeye basınca, 4 litrelik 8 silindirli motordan yayılan şahane bir motor sesi gelmeye başladı. AMG GT’de duyduğuma yakın, hafiften eski Amerikan otomobillerini andıran tok bir motor ve egzoz sesi.

Demek G 500’ün yeni sesi buydu. Sırf bu ses için bile G 350’ye tercih edilebilirdi bu araç.

İlk şaşkınlığımı otomobili kaldırmak için gaza basınca yaşadım. Fırladı. Şaka yapmıyorum. Fırladı yerinden. Benim yerinden aheste kalkan G’lere alışkın ayağım, G 500’ün yeni gücünün farkında değildi ama bu sadece güçten kaynaklanamazdı.

Çünkü geçmişte bu aracın G55’ini de kullanmıştım ve böyle bir ataklık yoktu. 422 beygirlik yeni motor çok hızlı tepki veriyordu.

KONFOR ODAKLI SÜSPANSİYONA YER VERİLMİŞ

İlk şoktan sonra yola çıktık. Ve artçı depremler gibi yeni yeni şoklar ardı arkasına gelmeye başladı.

Yeni G’nin süspansiyonu da çok farklıydı. O tangır tungur arazi işi süspansiyon gitmiş, yerine müthiş konforlu, yumuşak, esnek bir süspansiyon gelmişti. Yerden epey yukarda, S Class konforunda gitmek garip bir duygu idi.

Daha sonra arazi deneyimini yapacağımız bölgeye gitmek üzere, otoyola çıktık. Yerden 25 santim yükseklikteki 2.5 tonluk koca otomobil muazzam gidiyordu. Virajlarda eski G ile alakası bile olmayan muazzam bir yol tutuş, müthiş bir denge sergiliyordu.

180 kms sürate kadar çok ciddi bir ivmelenme ile ulaşıyordu. 200’ü geçtiği zamanlarda da hızlı gidiyormuş hissi uyandırmıyordu. İçine gelen rüzgar sesi de bayağı azalmıştı. Aerodinamik mühendislerinin ne yaptığını çok merak ettim.

Aynı gibi kalan tasarımla, bu denli fark alışılmışın dışında bir şeydi.

DİĞERLERİNİN KALACAĞI YERDEN ÇIKTI

1 saatlik bir asfalt sefasından sonra, Karadeniz kıyısında, arazi sürüşü yapacağımız bölgeye geldik. Biraz çekinmiyor değildim.

Aralıksız üç gün yağan yağmurdan dolayı gireceğimiz yer bayağı çamurlu, bizim ise çamura çok da uygun olmayan lastiklerimiz vardı.

Sürekli 4 çeker olan G 500 diferansiyel kilitlerini kullanmamıza gerek bile kalmadan tüm çamurlu engelleri aşmayı başardı. Yüz bulup biraz daha zorlu alanlara girdim. Bir kaç yerde ön ve arka diferansiyeli kilitlemek zorunda kaldım. Çok da zorlanmadık.

Sonunda bir arazi aracı için en zor deneyim olan kuma girmeye karar verdim. Ki bunu başka hiç bir arazi otomobili ile denememiştim. Çünkü kış ortasında inip en yakın köye yürüyüp, traktör çağırmak istemiyordum. Ama G serisi bana bir küstahlık, bir şımarıklık aşıladı.

Sonunda daldım kuma. Tabii biraz zorlandık. Bir sure sonra da kum ile denizin kavuştuğu noktada saplandık. Önce ön, sonra arka, ardından da orta diferansiyeli kilitlemek zorunda kaldım.

Ve yemin ediyorum, off road hazırlığı olmayan tüm araçların saplanıp kalacağı yerden G 500, gücünün de yardımıyla söküp çıktı.

ARAZİ KABİLİYETİNDEN BİRAZ ÇALINMIŞ

Otomobilin 70 cm’lik su geçme kapasitesini deneyecek derinlikte bir su bulup geçemedim ama oradan da başarı ile çıktığına daha önce tanık olduğum için çok da dertlenmedim.

Ön ve arka yaklaşma açılarını da farklı parkurlarda farklı zeminlerde denedik. Bildik alıştık G Serisi olduğunu gösterdi. Yani müthiş.

Ancak şunu da söylemem lazım. Asfalta uygun hale getirilmiş olan süspansiyon arazi koşullarındaki kabiliyetinden çok az bir miktar da olsa götürmüş.

Normal bir sürücü için bu fark hiç bir anlam ifade etmeyecektir, çünkü bizim denediğimiz koşulları muhtemelen hiç bir sürücü denemeyecektir. Aradaki fark sadece ekstrem koşullarda anlaşılabilir düzeyde.

TÜKETİM BAŞARILI, FİYAT YÜKSEK

Mercedes G Serisi'nde yine müthiş bir otomobil yaratmış. Markanın bir ara bu modelin üretimini sonlandırma kararı aldığını düşünmek otomobile bakınca komik geliyor doğrusu. Çünkü çok çok iyi.

G 500’ün tutumlu bir otomobil olduğunu söylemek güç. Zorlu koşullarda denememiz sırasında 100 km’de ortalama 21 litre yakıt tüketti. Asfalt kullanımında tüketim 13 litreye kadar düştü. Böyle bir güç ve motor için hiç de kötü değil.

Fiyatına gelince. İşte orası biraz tuzlu.

Denediğimiz otomobilin fiyatı 1 milyon 600 bin TL. Tabii bunun büyük bölümü vergi. Neredeyse üçte ikisi. Eder mi? Parası olana eder.

Kendi adıma düşününce, bu yaşta bu otomobili alsam. Tahminen ölünceye kadar kullanırım. Öylesine bir taş anlayacağınız.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!