Ezik olan Aysal
“Biz Galatasaraylılar 14 yıl şampiyon olamadık, hiç de utanmadık. Başımız hep dik dolaştık. Ama bunu Ünal Aysal gibiler anlamaz. Biz ezik değiliz. Galatasaraylılar’a ‘Benden önce eziktiniz’ diyen Aysal’dır asıl ezik olan.”
Galatasaraylılar ne yapmak istediklerine karar vermeli. Hem her dalda şampiyon ol, hem borçlanma, hem gayrımenkullerimi ve menkullerimi satma, hem üyelerine ucuz yemek, ucuz çay, ucuz sosyal tesis imkanı sağla, hem de benden yılda 300 liradan fazla beş kuruş isteme. Bunların hepsi bir arada olmaz.
Kongrede başlangıçta Ünal Aysal karşıtı bir hava vardı ama Ünal Aysal’ın konuşmasıyla bu hava dağıldı ve ibra çıktı. Ben zaten burada da hep söyledim ibra çıkmalıydı. Ünal Aysal söz konusu olsa bile. Tabii Ünal Aysal’ın nasıl bir adam olduğunu da kongredeki konuşmayla bir daha gördük. Ben hep Ünal Aysal’ın iş hayatında nasıl başarılı olduğunu düşünürdüm. Sırrı konuşmadaymış. Maşallah Sülün Osman gibi! Adama Galata Köprüsü’nü satar. Kongrede konuşmasına “Benden önce Galatasaraylılar utanç içindeydi” diye başladı. İnanamadım. Neymiş iki sene şampiyon olamadık diye utanç içindeymişiz. Bu lafı duyunca içimden okkalı bir küfür ettim. Biz Galatasaraylılar asla utanç içinde olmayız. Aysal’ın dediği gibi başımız asla öne eğilmez. Biz 14 yıl şampiyon olamadık, hiç de utanmadık. Başımız hep dik dolaştık. Ama bunu Ünal Aysal gibiler anlamaz. Tabii kendi kompleksini kusuyor. Belli ki, fakirken utanırmış, başının dikelmesi için öyle veya böyle zengin olması gerekmiş. O zavalllı tavır Ünal Aysal’a mahsustur, Galatasaraylılar’a değil. Biz ezik değiliz. Galatasaraylılar’a “Benden önce eziktiniz” diyen Aysal’dır asıl ezik olan.
Hadi canım. Türkiye’nin en büyük medya grubuyla ortaklıkları var. Türkiye’nin en önemli gazetesi Aysal’ın basın bülteni ve sözcüsü gibi.
İbra etmemek daha büyük sorunlar doğuruyor. Fiili bir sonucu da olmuyor.
O kadar da arsız olabileceğini zannetmiyorum ama özellikle eşinin gündemde olmamaktan sıkıldığını, gazetelerde fotoğrafları çıkmadığı için diye sızlandığını konuşuyor Galatasaray camiasında birileri. Eşi “Ünal yine başkan ol” diyebilir. O da mecburen çıkar. Galatasaray’ı da bir kez daha eziklikten kurtarır!
Gelmedi ama kulislerde çok konuşuldu. Yolsuzluklar, hırsızlıklar. Bratu dışında da çok konuşulanlar vardı. Bruma transferi, Aysal döneminde devre arasında alınanlar gibi. Buralarda büyük avantalar döndüğünü düşünüyor Galatasaraylılar. Bence bunları ciddiyetle araştırmak lazım. Mesela Bülent Tulun’a yükleniyor herkes. Adamı şimdiden suçlu ilan ettiler. Ben böyle bir şey demem, diyemem ama araştırılmalı. Kimse de durduk yerde suçlu ilan edilmemeli. Bence Tulun böyle bir talepte bulunup kendini aklama yolunu açmalı.
Söylenecek tek söz bir şarkı sözü: Daha önceleri neredeydiniz? Gruptan çıkma şansımız sıfıra yaklaşmış, Milli Takım iyi oynamış. Bu maç Milli Takımımız’ın bu turnuva başladığı günden bu yana iyi futbol oynadığı ilk maç. Hollanda’da eksikler falan olabilir ama sonuçta Hollanda Hollanda’dır. İyi oynadık ve rakibi elimizden kaçırdık. Peki iyi oynayanı Avrupa Şampiyonası finallerine götürüyorlar mı? Hayır. Puanı olanı götürüyorlar!
Dediğim gibi çok zor. İmkansız mı? Değil. İmkansıza yakın mı? Yakın. Fatih Terim “5 maç, 15 puan” demiş. O zaman keşke turnuvanın ilk başında “10 maç 30 puan” deseydik. Lafla olmuyor bu işler. Tabii Hollanda karşısındaki futbolu görünce insan daha çok üzülüyor. Finallere gidebilecek bir takımız ama gidemiyoruz işte.
Öyle bir soru ki, yanıtı bilene 1 milyon Dolar verirler. Kötüydük çünkü yanlış oynadık. Yanlış kadrolarla maça çıktık. Oyuncularımız takıma can-ı gönülden katkı vermediler. Ama en önemlisi ne biliyor musunuz? Türkiye’de artık kafalar bozuk. Milli ruh diye bir şey kalmadı. Herkesin kafası karışık. Millet bölünmüş, vatanseverlik ayıp hale getirilmiş. ‘Türküm’ demek utanılacak bir şey haline getirilmiş. Herkes birbirinden nefret eder olmuş.
Terim benim canım ciğerim ama Türkiye’deki futbol ortamının sorumlusu ben miyim, yoksa Türkiye Futbol Direktörü olarak o mu? Bu ortamdan hepimiz suçluyuz. Yıllardır yazıyorum, söylüyorum, televizyonlardaki rezil spor programları, berbat hakem eskilerinin yarattığı kavga ortamları, kulüp yönetimleriyle amigoların arasındaki iğrenç ilişkiler, spor yöneticiliği üzerinden prim yaparak şöhret olmak isteyen, iş kotarmak isteyen yönetim kurulu üyeleri ve tabii spor adamları hep birlikte futbolu bu hale getirdik. Terim; Emre ve Gökhan olaylarından söz ediyor. Kendi kusuru yok mu? Bakın size sizin de bildiğiniz bir örnek vereyim.
Bu gazeteyi ben kurdum. Kurarken de işe aldığım arkadaşlar arasında bazılarının benim için çok özel değeri vardı. Bunlardan biri, adını vermeyeyim ama siz biliyorsunuz zaten, benim prensim gibiydi. Türkiye’nin en iyi gazetecilerinden biriydi. Bir gün burada bir tatsızlık yaşandı. Evladım gibi sevdiğim, gazeteci olarak çok büyük değer arzeden bu kardeşim burada bir kadın çalışanımızın üzerine yürüdü. Yürümekle kalmadı, kafasına kahve boşalttı.
Ben ne yaptım. İçim kan ağlayarak çıkışını verdim. Kabul edilebilir yanlışlar vardır, kabul edilemez yanlışlar vardır. Bilmem anlatabildim mi!
Saha dışında Emre dünya efendisi bir adamdır. Ama sahada, içine şeytan giriyor. Irkçılık desen onda. Ki bundan mahkumiyeti var, normalde FİFA’nın ceza vermesi gerekir. Mahkemede rakip kulübeye küfürden daha yeni ceza aldı. Aynı şeyi yapmaya devam ediyor. Federasyonlar federasyon olmadığı için de, hiç bir şey olmuyor. Ve O da arsız çocuklar gibi cezasız kaldıkça haytalıklarına devam ediyor.