Jön Kürtlere bir soru
DOĞU ve Güneydoğu’da meydana gelen son olayları, olayların HDP’nin kontrolünden çıkmasını ve Öcalan’ın çağrılarının bile “iplenmemesini’’, bölgedeki yapıyı iyi bilen ve tanıyan isimlerle konuştum.
Genelde söyledikleri şu:
Bu laflardan anladığım şu.
Ortada kimseyi dinlemeyen bir grup var. Hafif “Desperado’’ bir grup. Gelecekle ilgili umutları fazla olmayan, kimseyi takmayan, hayali bir misyonla kendilerini donattığına inanan bir genç kitle.
Bir nevi Ortadoğu tipi “Jeune (Jön) Kürtler’’.
Siyasal Kürt hareketinin “eskileri’’ bölünmeye, ayrılığa, parçalanmaya “inanmazken’’ bu Jön Kürtlerin “ayrılıkçı” oldukları anlaşılıyor.
Ben de artık Jön olmayan bir Türk abileri olarak bu Jön Kürtlere şunu sormak istiyorum.
Ey Jön Kürt kardeşim, ayrılığa hazır mısın!
- Gittiğin zaman iyi kötü bir iş bulabildiğin, zengin olabildiğin buralara pasaport ve vize aldıktan sonra gitmeye, ama buralarda çalışamamaya, çalışma izni peşinde koşmaya ve büyük ihtimalle bu izni alamamaya hazır mısın!
- Sen ayrıldıktan sonra bu tarafta kalan akrabalarına, sevdiklerine “ters ters’’ bakılmaya başlanmasına hazır mısın!
- Türkiye Cumhuriyeti tarafından bölgeye yollanacak bir iş makinesi olmayacağı için kızdığın zaman yakacak bir iş makinesi, basacak bir şantiye bulamamaya hazır mısın!
- Vergi ödemeye hazır mısın! Hadi bunlar önemli değil.. Geçelim hepsini... Ya bunlara ne diyeceksin Jön Kürt kardeşim..
- IŞİD’le komşu olmaya hazır mısın!
- Suçlayacak. Kızacak bir TC olmamasına hazır mısın!
- Mezhep çatışmalarının içine düşmeye hazır mısın!
- Üç kuruş petrol geliri için Güney’deki vatandaşlarınla kavga etmeye hazır mısın!
- Petrol gelirimiz olacak derken bu gelirin sana asla ulaşmamasına ve bu gelir bir gün ortadan kalkınca kara kara düşünmeye hazır mısın!
Tüm bunlara ve daha fazlasına hazırsan Jön Kürt kardeşim, bilmelisin ki artık “suyun öteki tarafında da’’ bunu konuşmaya, bunu düşünmeye ve buna hazır olmaya başlayanlar var.
Ne yazık ki var, ne üzücü ki var.
Ve sevgili Jön Kürt kardeşim, “Ne o bizi tehdit mi ediyorsun’’ diye saçma sapan bir algıya da kapılma.
Benim ne dağda silahlı gücüm var, ne de “Bak bozarım ha’’ diye tehdit edebileceğim sürecim.
Biz kim, tehdit kim.
Biz ezikleriz.
Biz etnik kimliğini suç gibi taşıyan, günah gibi gizleyeniz.
Tehdit etmek kim, ben kim, biz kim!
Ben sadece fotoğraf çiziyorum.
Sonra “Ben bu fotoğrafı görmemiştim’’ diye üzülüp hayıflanma diye...
Çünkü biz sizi seviyoruz.
Belki şaşırıyorsun bu lafıma, ama gerçekten seviyoruz.
Sevmesek bunca yıl bu uğraş, bu üzüntü niye!
Adım adım fiili özerklik
SELAHATTİN Demirtaş’ın yaptığı çağrı sonrası meydana gelen olaylar, Cumhurbaşkanlığı sürecinde topladığı “sempatiyi’’ aldı götürdü.
Demirtaş’a oy verenlerde bile, “Biz buna mı oy verdik’’ diyenler var.
Demirtaş her ne kadar çıkıp, “Yahu benim kastettiğim bu değildi. Ben şiddet çağrısı yapmadım’’ demeye çalışsa da o ses bu gürültüde duyulmaz.
Vandalizm ve anarşizm görüntüleri, Demirtaş’ın “beyefendi görüntüsünün’’ önüne geçti bir kere.
Aslına bakarsanız bu “şiddet’’ görüntüleri beni de hayli şaşırttı.
Çünkü Kürt siyasal hareketinin “eskilerinin’’ ve “aklı başındalarının’’ dahi bu görüntüden rahatsız olduğunu, Öcalan’ın “değersizleştirilmesinden’’ memnuniyetsizlik duyduğunu biliyorum.
Bu kişilerin “bölünmeden’’ yana olmadığından eminim.
Demokratik özerklikten öte bir talepleri bulunmadığına kuşkum yok.
Zaten Doğu ve Güneydoğu’dan gelen haberler de “demokratik özerkliğe’’ büyük ölçüde geçildiğine, yasal ve Anayasal olmayan “fiili bir demokratik’’ özerk yönetimin başladığına, bölgede “tek partili’’ bir demokratik özerk yapının kurulduğuna işaret ediyor.
Bölgedeki “kamu unsurları’’ bunun farkında.
Kamu derken kastettiğim, Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı bürokratlar, yetki ve otoritelerinin ellerinden kayıp gittiğini görüyorlar ve bu durumu izliyorlar.
Kimbilir, orada başlayan bu fiili demokratik özerklik deneyimi, Türkiye’de başka bölgelere de örnek olacaktır.
Dediğim gibi, kimbilir...
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Börek yemek üzere yola çıkanların her zaman umduğunu yemediğini anladığımız zaman.