Boğazlar için gaz verme zamanı
Dünyanın gündemindeki petrol sızıntısı, benzeri petrol arama ve üretim çalışmaları için tarafları daha dikkatli olmaya şüphesiz itiyor. Ancak, uzman diye geçinen bazıları ise bu sızıntının arkasına saklanıp, başka oyunlar, tezgâhlar peşine düşüyor.
British Petroleum (BP), ABD'nin Meksika Körfezi kıyılarındaki petrol sızıntısının çevreye verdiği zararlar tartışıldığı bir dönemde Türkiye, Karadeniz’de derin sularda petrol arama faaliyetlerini sürdürüyor. Bu tablonun verdiği mesaj ne olmalı? Karadeniz’deki bölge halkını gaza getirip, protestolarla aramaları engellemek mi? Yoksa tarafları daha duyarlı çalışacakları ve ağır yaptırımları olan bir anlaşma sürecine sokmam mı?
Kendini bilmez uzmanlara kalırsa, Karadeniz halkının endişelenmesi yerindeymiş, şu ana kadar denizlerdeki petrol aramacılığı açısından Karadeniz bölgesinde henüz çok somut bir tepki gelmemiş, ancak bölge halkının enerji yatırımlarının risklerine duyarlıymış. Adam açıkça diyor ki, ‘Uyumayın ayaklanın.’
Elbette büyük petrol şirketleri, lobi yaparak kendilerine yönelik alınan ağır önlemleri gevşettirmek için çalışacaklardır. Bu noktada aydınlara, uzman geçinenlere düşen görev, lobi faaliyetlerini, anlaşma detaylarını takip etmektir. Halkı gaza getirmek değil.
Zira Türkiye, kısa sayılabilecek bir süre önce açık denizlerde petrol arama çalışmalarına başladı. Karadeniz’de Türk karasularında su yüzeyinin yaklaşık iki bin metre derinliğinde petrol bulunması amaçlanıyor. Dünyanın en büyük 36’ncı şirketi olan Brezilyalı Petrobras, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile Karadeniz'de arama için iki ayrı anlaşma imzaladı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Petrobas’ın yapacağı arama/üretim çalışmaları için yapılan iki anlaşmalarda yaptırım/tazminat detaylarını açıklayıp kamuoyunu rahatlamalıdır. Bu birinci detay.
İkinci husus ise Enerji Bakanlığı, Meksika Körfezi’ndeki petrol sızıntısı sebebiyle Boğazlardaki petrol tankeri trafiğine haklı olarak bir düzenleme getirmek istiyor. Hatta alternatif güvenli nakil güzergâhı olarak Çalık Grubu’nun bir projesi olan Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’nı gösteriyor.
Ancak, Karadeniz’de aramalar için ikili anlaşmalarda yaptırım/tazminat maddeleri yetersiz ise petrol şirketlerine Boğazları kullanmayın diyebilir miyiz?
İran’a İlk Tepki BAE’den
‘Uranyum Takası’ anlaşmasından sonra İran’a karşı hızlanan yaptırım sürecinin son adımına ilk tepkiyi veren Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) oldu. Gelen haberler böyle. Daha ilginci İran’ın bölgede üst olarak kullandığı BAE’de özel sektör ve devlet olarak ciddi yatırımları, işbirliği girişimleri söz konusuydu. Hatta Amerikan şirketleri de İran ile yaptıkları ticarette Türkiye’ye yerine Dubai hattını tercih ediyorlardı.
Mesela herhangi bir Amerikan şirketinin ürünü İran’a pazarlanacaksa adres olarak Dubai gösteriliyordu. Bu durumu, Türkiye’den bir şirketin Amerikan mali bir ürünü İran’a pazarlamaya çalışırken yaşadığı problemler sebebiyle biliyorum. Türkiye’deki bir Amerikan şirketinin bir Türk şirketi kanalıyla İran’a ürün satışına onay verilmemiş, Dubai’deki temsilci şirketler görüşmesi istenmişti.
Bu sebeple BAE’nin, BM'nin İran'a yaptırım kararını ihlal etmekle suçladığı 40'tan fazla yerel ve uluslararası şirketin bürosunu kapatması önemli. BM yaptırımları ve nükleer silahların yayılmasını önlenme anlaşması çerçevesinde yasaklanan tehlikeli ve ikili kullanıma açık ürünlerin ticaretini yaptığı belirtilen İran ile irtibatlı şirketlerin kapatılması İran için hayati önem arz ediyor.
Ayrıca BAE'de İranlılara ait şirketlerin benzeri yaptırımdan nasibini alacağı belirtiliyor. Özetle, İran Devrim Muhafızları veya BM tarafından mal varlıkları dondurulmuş birey ve diğer gruplarla bağlantısı kanıtlanmış bütün şirketler de sırada.
Dereler Daha Neler Neler
Geçen haftaki “Bakan dere suyu içer mi?” başlıklı yazıma Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan uzun bir cevap geldi. 2003 yılında 4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu çerçevesinde yürürlüğe giren “Su Kullanım Hakkı Anlaşması Yönetmeliği” ile özel sektörün hidroelektrik enerji yatırımlarında önü açıldığı belirtiliyor.
ABD hidroelektrik potansiyelinin %86’sını geliştirmişken Japonya’da bu oran %78, Norveç’te %68, Kanada’da ise %56’dır. Buna mukabil ülkemizde bu oran %23 seviyesinde kaldığına işaret ediliyor. ‘Daha önce kurulu gücü 10 MW’ın altında olan projeler ÇED sürecinden muaf tutulmuşken, 17 Temmuz 2008 tarihinde çıkarılan yeni ÇED yönetmeliği ile kurulu gücüne bakılmaksızın bütün HES projeleri ÇED sürecine alınmıştır.’ deniyor.
Gediz Nehri’ndeki balık ölümlerine gelince. Benim ‘Balık ölümlerine jeotermal enerji üreten bir kurumun termal suları nehre vermesinin sebep olduğu’ iddiama şu cevap veriliyor. ‘Uşak ilinde jeotermal enerji üreten herhangi bir kurum veya kuruluş bulunmamaktadır.’ Bürokrat ustalığıyla neredeyse, ‘Bölgede jeotermal kaynak yok’ deniyor. Hâlbuki bu bölge jeotermal merkezi. Merakım Gediz Nehri’ne bu suların karışıp karışmadığıdır. Ne kadar kontrol edildiği hususudur…
- Türkiye'nin F-35'e dönmesi doğru mu?10 dakika önce
- Uçak kazaları azalıyor!2 gün önce
- Oreşnik engellenemez mi?3 gün önce
- Siber Güvenlik için önemli adım!1 hafta önce
- Eurofighter ve Bayraktar TB2 yarışı!1 hafta önce
- Uçakta istenmeyen 7 yolcu tipi…1 hafta önce
- Turkcell'i zarardan Ukrayna kurtarmış!2 hafta önce
- THY'ye Trump'ın etkisi nasıl olacak?2 hafta önce
- Yenilenebilir enerjiyle ne kadar bağımsız olabiliriz?2 hafta önce
- Türkiye Kart ve Troy2 hafta önce