Medyatik kadro medyatik vaatler
CHP’nin içine medyadan ve medyatik isimlerden çok fazla isim girince, Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylemleri de doğal olarak değişti. Bol cilalı sözler kullanıyor. Kulağa hoş gelen, ama içlerinin doldurması için tek bir programdan, projeden bile bahsedemeyen vaatler zinciri sıralanıyor.
Kısa süre önce bir tanıdığımla karşılaştım. Aslen MHP’li olarak biliyordum, ama CHP’yi ve liderini övünce şaşırdım. Nedenini merak ettim. Meğer bir kızı için uzun süre iş aramış, AK Parti ve MHP cenahından çalmadık kapı bırakmamış, ama nafile. İmdadına CHP’nin kontrolünde olan Cumhuriyetimizin köklü kuruluşlarından birinin yönetim kurulu üyesi yetişmiş. Ve kızını işe koymuş. Böylece ailece CHP’li oluvermişler.
Bu tarz hikâyeler CHP’de birse, mutlak surette AK Parti’de binlercedir. Sıkışık durumdaki insanlar vaatlerin de peşinden gider. İşsizlik oranımız da fena değil. Dolayısıyla halkın partisi olduğunu iddia eden CHP’nin, uzun bir süredir halk adına hayırla anılacak bir eylemi yok. Ama halk adına güzel şeyler tahayyül ediyorlar. Umulur ki iktidar partisi de bunlardan etkilensin. Yoksa başka türlü bu vaatlerin hayata geçme şansı görünmüyor.
Neden?
Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu’nun müfettiş edasıyla AK Parti için açtığı dosyalarından birisinin ayağı yere basmış olsaydı, sosyal devlet söylemine kısmen inanılabilirdi. Ama Kılıçdaroğlu, uzman olduğu bir konuda, yani geçmiş dosyaları karıştırma hususunda bile parlak bir geçmiş sergileyemedi. Hatta yolsuzluk dosyasıyla karşımıza çıktığında, ‘yine neyi yanlış anlamış, yanlış yorumlamış, kimin gazına gelmiş’ edasıyla dinleniyor. En azından, biten işler hakkında yanlış dosyalar açıklamak yerine, gelecek adına bol vaatte bulunması iyi olur. Ola ki Kılıçdaroğlu’nun ağzından güzel bir fikre dönüşecek kelam duyulur da, AK Parti de bunu icraata çevirir.
Fakat vaatler hep vermek, hep dağıtmak üzerine olunca sorun çıkıyor. Zira CHP’nin geçmiş yıllarda baki olan üretememe hastalığı var. Üretemeyenler, çabuk tüketirler.
Keşke AK Parti’nin karşısına kuvvetli söylemi, programı olan, yapılan yanlış işleri doğru anlayıp eleştirebilen, hatta köşeye sıkıştırabilen bir muhalefet çıksa. Vaat edilen birçok şey, mesela yoksul kadınlara ve ilköğretim çağındaki çocuklara şu an Köy-Des projesi çerçevesinde el uzatılıyor. Kaynak bulunmuş ve ödeniyor. Fakat CHP’nin medyatik kadrosu bundan ne derece haberdar?
Hatta AK Parti Hükümeti’nin öyle yardım kalemleri var ki, eminim CHP yetkilileri adını bile duymamışlardır. Lütfen biraz çalışarak muhalefet yapın, vaatler de dosyalar benzemsin...
Bu defa durum ciddi
Yaklaşık iki yıl önce Mavi Akım Doğal Gaz Boru Hattı’nın Kıbrıs’a oradan da İsrail’e kadar uzanacağına dair haberler yazıp, yorumlar yapıyorduk. Önce Gazze açıklarında doğalgaz kaynakları bulunduğuna dair haberler geldi. Akabinde ise Mavi Akım’ın Akdeniz’i aşıp İsrail’e uzanması sessiz sedasız gündemden düştü. İsrail’in Türkiye üzerinden temin etmek istediği doğalgaza ihtiyacı kalmamıştı.
Ancak, bu defa İsrail-Rum ikilisinin sahnede olması, Mısır-Rum, Lübnan-Rum ittifaklarına benzemiyor. Her ikisiyle de uluslararası ilişkilerde sorunlarımız var. Her ikisini de her türlü negatif olayda Türkiye’ye karşı kullanan, kışkırtan hatta destekleyen Batılı ülkeler söz konusu.
Türkiye bu aşamada her iki devletçiğe karşı sağlam durmaz ve tepki koymazsa sonraki yıllar Akdeniz’de işi daha zorlaşacaktır. Çünkü Akdeniz’de İsrail’in Kıbrıs Rum Yönetimi‘yle yaptığı ekonomik haklar anlaşmasının diğer yüzünde de başka çıkmazlar var. İsrail, zaman zaman hafif tonla söylese de, Türkiye’yi Kıbrıs’ta işgalci görüyor. Sorunlu bir alanda yaptığı işbirliğini haklı, Türkiye’nin tavrını ise ‘Uluslararası toplulukta eşine rastlanmamış bir küstahlık’ olarak yorumlayabiliyor. Sınır sorunu olan Rum Kesimi’ni Avrupa Birliği’ne alanlar da bu tuhaf ikiliden farklı düşünmeyecektir. Dolayısıyla yine yalnızlık günlerimizde yol bulmaya çalışacağız.
Doğu Akdeniz’deki anlaşma, İsrail ile Kıbrıs arasında dev doğalgaz yataklarının bulunduğu ekonomik bölge üzerinde sınırları belirliyor. Hatta yıllardır sorunlu olan bir konuya İsrail’de bodoslama girmiş oluyor. Bu defa Akdeniz’in enerji kaynakları ateş çıkaracak gibi…
Bu peşkeşe kim izin verdi
Macaristan-Türkiye arasındaki havayolu seferlerine son olarak ilginç bir şirket daha eklendi. Wizz Air. Neden ilginç? Çünkü düşük maliyetli havayolu olan Wizz Air, bir Macar şirketi gibi kendini Türk makamlarına kabul ettirip, uçmaya başladı. Gerçekte ise durum çok farklı…
Çünkü, Doğu Avrupa’nın düşük maliyetli havayolu olarak reklamını yapan şirket, Polonya, Romanya, Bulgaristan, Ukrayna, Çek Cumhuriyeti gibi 12 bölgede konuşlanarak, operasyon yapıyor. Şirket merkezinin ise vergiler sebebiyle bir ada olduğu belirtiliyor. Dolayısıyla böyle bir havayolunun, Türk makamlarınca (Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü-SHGM) Türkiye’ye tarifeli sefer yapmak üzere yetkilendirilmesinin yasal bir dayanağı yoktur. Tarifeli olarak olmadığı gibi, charter olarak da münferit bilet satma hakkı yoktur. Ama bizimkiler mevzuatları atlayıp Wizz Air’e bir kıyak yapmış.
Acaba neden?
- Türkiye'nin F-35'e dönmesi doğru mu?10 dakika önce
- Uçak kazaları azalıyor!2 gün önce
- Oreşnik engellenemez mi?3 gün önce
- Siber Güvenlik için önemli adım!1 hafta önce
- Eurofighter ve Bayraktar TB2 yarışı!1 hafta önce
- Uçakta istenmeyen 7 yolcu tipi…1 hafta önce
- Turkcell'i zarardan Ukrayna kurtarmış!2 hafta önce
- THY'ye Trump'ın etkisi nasıl olacak?2 hafta önce
- Yenilenebilir enerjiyle ne kadar bağımsız olabiliriz?2 hafta önce
- Türkiye Kart ve Troy2 hafta önce