Saldık çayıra, mevlam kayıra
Ortaokul – eh biraz da lise- yıllarının en mühim, zaman tünelinde yolculuğa çıkaran, en heyecanlı kız geyiği “Acaba şimdi kocamız nerdedir? Ne yapıyordur?” oyunuydu.
Sanki tek gelecek hayalimiz buymuş gibi. Sanki o yabancı dilleri evlenip çoluk çocuğa karışıp, akşam evde kocamızı beklemek için öğreniyormuşuz gibi.
Bu gizemli “Acaba?” sorusunun ardından gelen kikirdemeler, kendini saçma cevaplara bırakırdı: “Belki şu sağında duran çocuktur, belki şu köşedeki – bunlar mümkünse en sinir olunan tiplerden seçilir ki “ıyy” nidaları da yükselsin-, belki şu an evli ve çocukları var -bu iddialı cevaplardandı, gözümüzün önünde direk eli belinde annemiz belirirdi-, belki doğmadı!” lar ardı ardına sıralanırken, bilinmezliğin derin dehlizlerinde boğulmaya devam ederdik, ta ki konu yeniden gündeme gelene kadar.
Ancak dikkat etmek lazım: Bu leziz geyik, her zaman prim yapmaz. Zira kadın dediğin, hayatına giren erkekle ilgili mümkün olan en kısa sürede, düğün dernek hayali kurma yeteneği olan bir canlı olduğundan, hayatında biri olan kadın için “Acaba kocam nerede?” sorusunun cevabı çoğunlukla bellidir: Dizinin dibindedir.
Ama yaşınız kaç olursa olsun, kendini diriltir oyun. Okul bahçesinden çıkar, içine hava basılan balon gibi durmadan büyür, büyür. Koca telaşı(!) yerini kariyer telaşına, sağlık telaşına, hayat telaşına bırakır ama demirbaş mesele orada öyle durur: Gelecek meselesi.
İş görüşmelerinin bir numaralı sorusu, işverenin aday hakkında her şeyi çözeceğine inandığı ve sona sakladığı kilit bir soru olarak çıkar bazen: “5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?” – ki “Şu an sizin oturduğunuz koltukta” gibi, farklı olayım derken kafa göz çıkaran, içi boş artist cevaplardan koşarak kaçılmalıdır-
Bazen de aniden bir arkadaşınızdan gelen soruyla: “10 yıl sona nerede olacağız?”diyen bir mail, kafasına darbe alan çizgi film kahramanlarına döndürür sizi. Başınızda yıldızlar ve Z!(%X! ler dönmeye başlar aniden.
İşte çok sevdiğim bir arkadaşımdan gelen bu “10 yıl sonra?” sorusu, beni yine bilinmez hallere soktu. Her bir yerimden merak ve telaş fışkırıyor yine. Yine kimbilir hangi astroloğa, hangi yıldızlara, hangi kitaplara ve fallara saracağım… Gerçekten bir işe yarayacakmış gibi tüm kontrol manyaklığımla planlar yapmaya başlayacağım. “Şu yılda şunu yapmış olmalıyım, kesin ama bak!” gibi süper hedefler koyacağım yine. Sonra da bu elimde cetvelli halimden korkacak, “Bir saniye sonrası bile belli değilken neyin telaşı bu?!” diye silkeleneceğim. Ama sonra hoop film yine kaldığı yerden devam edecek, mecburen.
Vücudunuzdaki dövme gibi olmuş, hep sizinle olan ama varlığını hissetmediğiniz, görmediğiniz, ancak biri dürtünce hatırladığınız, düşünmeye başladığınız,
tüm zamanların en güzel, en kötü, en anlamlı, en anlamsız, en dolu, en boş, en gizemli, en açık, en klasik, en sıra dışı, en orijinal, en sıradan bu sorusuna cevap aramak, bitmeyen bu filme bir son yazmak, ancak delilerin işidir.
Yıllar boyu çalışarak edindiğim, miras değil alın teri ünvanıma layık olarak ben listemi çıkarmaya başladım. Ama rica ederim siz uymayınız, yapmayınız, etmeyiniz.
Adam Smith’in meşhur deyişini duruma uygularsak:
Bırakınız yapsınlar, bırakınız tey tey geçsinler…
hkoseoglu@haberturk.com
- Bir çaresi...12 yıl önce
- Münih'ten İstanbul'a CazyapJazz!12 yıl önce
- Okul yolunda Bohemian Rhapsody!12 yıl önce
- Metrobüsten şaşmayan vatandaş12 yıl önce
- Yeni oyun> Başlat12 yıl önce
- Yani, olmuyor!12 yıl önce
- Anne olmak: Dünyanın en zor ve en iyi işi12 yıl önce
- Bizi dinlediniz mi?12 yıl önce
- Süt dişlerinin peşinde!12 yıl önce
- Gönüllüyüm, gönüllüsün, gönüllü12 yıl önce