Biri bizi gözetliyor
Cambridge Analytica şirketinin 50 milyon Facebook kullanıcısının bilgilerine erişmesi ve onlara propaganda gibi gözükmeyen propaganda haberleri sunarak seçmen davranışlarını etkilemesi son günlerde sosyal medyanın aslında günlük hayatımızı nasıl etkilediğini açık bir şekilde göstermekte.
The Atlantic dergisinde haftasonu yayınlanan Ethan Zuckerman’ın yazısında sosyal medyanın aslında bize Cambridge Analytica gibi kötü aktör problemleri dışında daha büyük ve aşılması zor problemler sunduğunu belirtmekte.
Rus trolleri, terör yanlıları, propaganda yayıcılarının hepsi “kötü aktör”. Bu kötü aktörler yalan yanlış haber yaymakta, internet ortamında kendileri gibi düşünmeyenleri taciz etmekte, hatta sanki bir kamuoyu varmış gibi algılarla sürü psikolojisi yaratarak bireylerin davranışlarını manipüle etmekte.
Asıl problem daha da derin. Facebook, Twitter, YouTube, Google gibi internet ve sosyal medya şirketlerinin para kazanma modelleri kullanıcılarının bilgilerini toplayıp onları pazarlamak üzerine kurulu. Beğenileriniz ve paylaşımlarınıza göre kullanıcı profilleri yaratıp reklamları daha verimli bir şekilde hedef kitleye ulaştırabildikleri için her gün artan kullanıcılar ve onların kimlikleri daha da önemli hale geliyor. Uzun lafın kısası bu siteler biz kullanıcılarını pazarlayarak para kazanıyor.
Peki, gitgide sosyal medyaya bağımlı hale geldiğimiz bu dünyada ne yapmalıyız? Zırt pırt hangi ünlü gibisiniz, hangi ülkede yaşamalısınız gibi anketleri doldurmayın, amaç sizin kişisel verilerinizi toplamak yoksa hayatı boyunca İzmir’de yaşayıp Çeşme kavşağını görmemiş birinin Venedik’te yaşama ihtimali yok.
Her habere inanmayın, özellikle kutuplaştıran ve nefret saçan haberlerin sizin duygularınızı kullanmak için yazıldığını bilin ve yaygınlaştırmayın. Biri bizi gözetliyor, profilimizi çıkarıyor ve en yüksek para verene satıp davranışlarımızı manipüle etmeye çalışıyor.