Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması


En son bir trenden inip istasyona ayak bastığımda kendimin bile tanımadığı başka bir adam olmuştum! O gün, Aylesbury’deki o minik istasyondan, yaklaşık 9 ayımı geçirdiğim, tek göz ‘oda’ma doğru yürüyen kişinin ben olduğuma yemin edebilirim aslında... Kıyafetleri benim kıyafetlerimdi. Saçının önünde tıpkı benim saçımın önündeki gibi beyaz bir tutam vardı. ‘Discman’inde benim sevdiğim bir şarkı çalıyordu: “ That’s sugarcane that tasted good / that’s freezing rain, that’s what you colud / come on, come on no one can see you try...” Ama kafasının içinden geçen kelimeleri, öznesi ben olan yüklemsiz cümleleri ilk kez duyuyordum! Marylebone İstasyonu’ndan aldığım ‘single ticket’la yaptığım 56 dakikalık bir tren yolculuğu sonrası yeniden doğmuştum! İstasyondan eve kadar olan o birkaç yüz metrelik yolda 28 yıllık bir hayatın kırıntıları dökülmüştü ceplerimden kaldırımlara... Ailesi, işi, arkadaşlarıyla çevrili sakin bir koya bağladığı sandalının göbeğini minik dalgaların gıdıkladığı adam değildim artık.



ALİ’NİN VE LEYLA’NIN ÖYKÜSÜ

Önceki gün yönetmen Ozan Açıktan’ın, Ankara’da bindikleri trenden İzmir’de kendilerinin bile ilk kez tanıştığı iki insan olarak inen Ali ile Leyla’nın öyküsünü anlatan yeni filmi ‘Yarına Tek Bilet’i izlerken, sürekli, 19 yıl önce Marylebone İstasyonu’nda bir bankta oturmuş, kendisini kendisinden uzağa götürecek treni bekleyen bir adamla göz göze geldim. Siması tandık ama şimdi kim olduğunu bilmediğim o adama bakarken kafamın içinde sevdiğim bir şarkı çalıyordu: “This lightning storm, this tidal wave / this avalanche, I’m not afraid / come on come on, no one see me cry...”

NETFLIX’İN TÜRKİYE YAPIMI İLK FİLMİ


Ben bir film eleştirmeni değilim, Gaziantep’te dedemlerin damında uzanıp yan taraftaki yazlık sinemada izlediğim Malkoçoğlu filmlerinden beri neredeyse 45 yıldır bir ‘sinema sever’ olarak oturuyorum beyazperdenin önüne... Ve ta o zamandan beri (Malkoçoğlu yumruk yediğinde canımın yanması gibi) izlediğim filmlerde hep bir duygunun peşinde koşuyorum. Teknik değil beni filmlere bağlayan, sarıldığım bir duyguyla yuvarlanıyorum filmlerin içinde ben...
Netflix’in Türkiye yapımı ilk orijinal uzun metraj filmi ‘Yarına Tek Bilet’i izlerken önceki gün, şimdi çok uzakta olan ama çok tanıdık bir duygu oturuyordu yanı başımda...
Aylesbury’deki o minik istasyona döndüm yeniden...
Ali ile Leyla’nın sonunu bilmediğim yolculuklarına eşlik ederken benim yıllar önce tamamladığım bir yolculuğun istasyonlarını hatırladım bir bir...

“KİŞİSEL BİR FİLM HALİNE GELDİ”


‘Silsile’, ‘Annemin Yarası’, ‘Aile Arasında’ gibi filmlerle son dönemin en dikkat çeken yönetmenlerinden biri olan Ozan Açaktan’ın, Drazen Kuljanin’in 2014 tarihli ‘How to Stop a Wedding’ adlı filminden ‘uyarladığı’ ‘Yarına Tek Bilet’, son yıllarda Türkiye sinemasında ‘komedyen filmleri’yle ‘sanat filmleri’ arasında kalan devasa ‘boşluğu’ doldurma adına atılmış cesur adımlardan biri...
Kuljanin’in “IMDB’nin bile unuttuğu“ filmini jüri üyesi olduğu Varşova Film Festivali’nde izlediğini belirten Açıktan, bu öyküyü neden uyarlamak istediğini şöyle anlatıyor: “Drazen’in filminde beni heyecanlandıran benim istediğim oyunculuklarla, senaryosu tamamen bana ve arkadaşlarıma ait olacak şekilde bir evren verecek olmasıydı... Ana hikayeyi aldık Türkiye’ye getirdik. Ve sonrasında da kişisel bir film haline geldi...”


“EN DOĞRU İKİLİ KENDİSİNİ VAR ETTİ”


Neredeyse yüzde 90’ı birkaç metrekarelik bir kompartımanda geçen ve iki başrol oyuncusunun hemen her an seyircinin gözü önünde olduğu filmin ‘Ali’si Metin Akdülger, 4-5 yıl önce senaryoyu yazmaya başladığında Açıktan’ın aklındaki ilk isimmiş, ‘Leyla’ Dilan Çiçek Deniz ise en sonda dahil olmuş: “Metin ilk başta ‘tamam’ dedi ancak bağımsız bir film bu yapım aşamasında sorunlar yaşayınca Metin’i bir diziye kaybettik. Başka oyuncularla görüştüm, kararlar aldım ama Türkiye koşulları engel oldu. Dilan’la bir reklam filminde çalışınca filmi ona anlattım. Dilan ‘Tamam’ deyince tekrar Metin’i aradım. Ve sonunda en doğru ikili kendisini var etti...”


“EŞSİZ VE ÖZGÜRLEŞTİRİCİ BİR TECRÜBE”


Yönetmen, o küçücük kompartımanı (pandemi nedeniyle aylardır evlerine tıkılıp kalan:) seyirciler için uçsuz bucaksız bir mekana çevirmek uğruna, 3-5 metrekare içinde kamerayla dans ederken hayatında ilk kez trene binen Dilan sette çocuklar gibi olduğun anlatıyor: “İlk gün çok heyecanlıydım. Yatakları açıyordum, üstüne yatıyor, sallanıyordum... Ama benim için asıl enteresan olan küçücük bir alanda sıkışmış gibi görünürken aynı zamanda 800 kilometrelik geniş coğrafyada ilerliyorduk. Sanki hem bir yerde hem her yerde gibiydik...”
Daracık bir alanda çalışmanın kendisi için eşsiz ve özgürleştirici bir tecrübe olduğunu belirten Metin ise asıl zorluğu yönetmen ve kameramanın yaşadığına dikkat çekiyor: “Alan dardı ama benim kendimi en rahat hissettiğim setti. Ama Ozan’la Cenk’in işi zordu. Bazen 10-15 dakika durmadan çekiyorlardı. Durduklarında ‘Karın kaslarınıza sağlık diyordum’ onlara...”

“ANKARA-İZMİR ARASI ZİFİRİ KARANLIK”


Ozan Açıktan, daracık bir kompartımanda çalışmaktan daha zorunun trenin ‘hareketliliği’ ve dışarının ‘ışıksızlığı’ olduğunu söylüyor: “Çekerken bir fon bir daha tekrar etmiyor. İki ayrı tekrar çekimi kullanmak istediğinizde mesela Dilan’ın yüzü gölgede bir repliği var ve orada çok iyi bir oyunculuk var; sonra aydınlıkta bir repliği var. O ikisini birleştirmek istediğinizde tren bunları engelleyecek sürprizler yaptı. Montajlaması zor bir durum vardı. Bir de pek hissedilmeyen bir şey var filmde. Gece olan fonların hemen hepsi sonradan oraya yerleştirildi. Çünkü Ankara-İzmir arası yolculukta dışarısı zifiri karanlık. İnsan hep dışarıdan vuran ışıkları hayal ediyor ama o ışıklar sadece birkaç yerde var: Kütahya, Eskişehir, Balıkesir ki orada da sabah karşı geliyor o ışıklar...”


“OYUNCU OYNARKEN ‘YALANCILIK’ YAPARSA FİLM İŞLEMEZ”


Kompartımanda tanıştıkları ilk andan itibaren didişmeye başlayan, oldukça geveze Ali ve Leyla’nın, trenin geçtiği her istasyonda birbirleri ve kendileriyle ilgili yeni bir şeyler keşfettiği yolculuklarına tanıklık ederken neredeyse her an gözümüzün önünde olan iki oyuncu Dilan Çiçek Deniz ve Metin Akdülger filmin bütün yükünü de sırtlanıyorlar...
Bu durumun başta gözünü korkuttuğunu söylüyor Dilan Çiçek Deniz: “Ancak başta dezavantaj gibi görünen bu durum oynadıkça bana avantaj sağladı. Konsantrasyonumu en üst seviyeye çıkardı...”
Uzun süren ön hazırlık sürecinde metne çok hakim olmalarının kendileri için bir avantaj olduğun belirten Metin Akdülger, “Benim için bir sörf gibiydi” diyor: “Ne yapacağımızı çok iyi biliyorduk aslında ve ben Dilan’a çok güvendim. Müthiş bir partner... Yolculuk süresince çok yaratıcı anlar yaşadık. Bunun mimarı ikimiziz aslında. Bir dans gibiydi...”
Sinemanın özünün oyunculuklar olduğunu ve bu filmi bunun için yaptığını belirten Ozan Açıktan oyunculuğun önemine dikkat çekiyor: “İyi bir senaryonuz yoksa iyi bir film çıkmaz tamam... İyi bir senaryo, iyi bir yönetmen var ama inanmadığımız oyunculuklar varsa her şey çöp! İyi müzik, iyi ışık, iyi kamera, olağanüstü mekanlar her şeyi getirin eğer oyuncular orada değillerse, oyuncular karakterlerini bize anlatırken ‘yalancılık’ yapıyorlarsa işlemiyor... Biz bu filmi aslında oyunculuk meselesiyle ilgili bir takım fikirlerimiz var onlara dokunalım diye yaptık...”


“FİLMİN FİNALİ DOĞAÇLAMA OLDU”


Bazı açılardan Richard Linklater’ın ‘Before Üçlemesi’nin uzaktan akrabası hissi veriyor Yarına Tek Bilet! Before Üçlemesi’nde seyirci birçok sahnenin doğaçlama olduğunu düşünse de Linklater ve oyuncular Julie Delyp ve Ethan Hawke filmdeki her repliğin senaryoda yazılı olduğunu belirtiyor. Yarına Tek Bilet için çalıştıkları 4-5 yıllık sürede ve ön hazırlık aşamalarında çokça doğaçlama yaptıklarını belirten Ozan Açıktan sete çıktıklarında artık ellerinde noktasına virgülüne dokunulmayacak şekilde karar verilmiş, rafine bir senaryo olduğunu belirtip asıl sürprizi açıklıyor: “Bütün bunlara rağmen filmin finali doğaçlama! Filmi çekerken hep birlikte o finale gittik. Bu da aslında filmin cümlelerinden biri gibi, ‘Bir yola çıkarken nereye gideceğinize sadece siz karar veremezsiniz...’ Bu cümle bizim için de geçerliydi. Bambaşka bir finalimiz vardı filmi çekerken, o yolculukları yaparken üçümüz yavaş yavaş paslaşarak bu aklımızda olmayan bu finale gittik!”

“SEVİŞME SAHNESİ BİR DANS GİBİYDİ”

Film seyirciyle buluştuğu gün yönetmen ya da oyuncular istese de istemese de herkesin konuşacağı ‘cesur’ bir sevişme sahnesi var. Ozan Açıktan’ın ‘sosyal mesafe’yi ortadan kaldıran bu sahneyi çekerken, son dönemde özellikle ‘Normal People’ dizisindeki sevişme sahneleriyle daha da çok konuşulan, ‘intimacy coordinator’den (sevişme sahnelerinin daha estetik ve ‘seksi’ olmasını sağlayan kişi’ sanırım doğru bir açıklama) yardım alıp almadığını soruyorum: “Intimacy coordinator ‘MeToo Hareketi’ sonrası sevişme sahnelerinde kadınların suistimal edilmesiyle alakalı olarak ortaya çıktı. Bizim öykümüzün vazgeçilmeziydi bu sahne... Filmde herhangi bir diyalog sahnesini çektiğimiz gibi, dans ettikleri, ilk tanıştıkları sekans gibi sevişme sahnesinde de tam bir kamera ve oyuncu koordinasyonu vardı. Zaten aklımda (o sahneyle ilgili) bire bir yazılmış bir akış da vardı... Bir dans gibi hareket ettik ama gerçekçi hissedilmesi için Dilan ve Metin ellerinden geleni yaptılar ve şahane oldu.”
Metin Akdülger, daha çok okunsun diye filmin bu sahnesiyle ilgili haberlerin yapılacağını beklediğini ama bunu problematik bulduğunu söylüyor: “Hayatta çok daha anormal şeyleri kolayca normalleştiriyoruz ama bu kadar doğal bir eylemin bu kadar anormal görünmesi ve kafa yorulması bana tuhaf geliyor. Benim için karışındaki insana kalbini açarak kurduğun bir iletişim sahnesi bu (sevişme) sahneden daha zor...”
Dilan Çiçek Deniz, sevişme sahnesine ne çok fazla değer verdiklerini ne de az değer verdiklerini söyleyip ekliyor: “Bu sahnenin koreografisini önceden çalışmıştık. Mekanikti aslında kamera açısına göre nerede ne yapacağımızı bilmemiz gerekiyordu. Genelde bu sahnelerle ilgili kadın üzerinden haberler yapılıyor. Gerçekten bu tabulara inanamıyorum. Bakalım bizim filmden sonra nasıl olacak...”


“NETFLIX KİŞİSEL BİR FİLME EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR”


Uzun bir süredir ucu bucağı beli olmayan serilere bağlayan komedilerle ‘festival’ filmleri arasında gidip gelen ‘Yeşilçam’da Netflix’in ülkemizdeki ‘ilk sinema filmi’ olarak seyirciye farklı bir alternatif sunan ‘Yarına Tek Bilet’e yatırım yapmasının önemli olduğunu düşünüyorum kendi adıma. Yarına Tek Bilet bu açıdan da önemli bir film... Ali ile Leyla’nın içinde yolculuk ettiği bu tren önümüzdeki dönemde farklı bir şeyler yapmak isteyen sinemacılar için de bir yol açıyor bence..
Ozan Açıktan, kendi kişisel filminin Netflix gibi bir platform tarafından dünyaya gösterilmek istenmesinin Türkiye sinemasına bir sinyal olduğun söylüyor: “Metin’le Dilan’a ‘Ya ben bir film yapıyorum. Ne olacağını ben de bilmiyorum. Üstelik bir yerden de uyarladık. Özgünlüğünün tartışılacağı yerler bile olacak ama ben burada inandığımız bir oyunculuk, inandığımız bir sinema eseri bırakabileceğimi düşünüyorum’ diyerek yola çıktım. Sonra Netflix görüp aldı filmi. Bu tam olarak böyle filmlere bir sinyal. İlla Atiye, illa Muhafız, illa Aşk 101 gibi iddialı işlere değil bazen Ozan Açıktan’ın kişisel filmine de yer var ve Netflix buna ev sahipliği yapıyor...”


ŞARKILAR FİLME ÇOK ŞEY KATIYOR


Yarına Tek Bilet, içinde geçtiği tren gibi başlarda tekerlekleri çok yavaş hareket etse de ilerledikçe temposunu bulan, Dilan Çiçek Deniz ile Metin Akdülger’in uyumu, Ozan Açıktan’ın incelikli yönetmenliğiyle ilgiyi hak eden bir film...
Filmin en beğendiğim yanlarından biri de müzikleri oldu. Ozan Açıktan’ın özenle seçtiği şarkılar filme çok şey katıyor doğrusu...
Filmin sonunda Ali ile Leyla İzmir’de trenden indiğinde ben de yıllar önce Aylesbury İstasyonu’nda ayrıldığım kendimin yanına oturdum.
Kafamda Pessoa’nın, Ali gibi, Leyla gibi, benim gibi ‘nereye gideceğini bilmediği’ yolculuklara çıkanlara söylediği “Aramızda kim geri dönüşsüz yoldan dönüp de yolda layıkıyla yürümüş olduğunu iddia edebilir ki...” cümlesi yankılanıyordu.
Bugünkü bana hiç benzemeyen ‘kendime’ “Umarım layıkıyla yürümüşümdür bu yolu” dedim... Kulaklıklarını çıkardı discman’de hala çalmakta olan şarkını sözleri kulaklarımın yanından geçip gitti: “...trying to look like you don’t try...”

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!