22 OCAK FİLMLERİ

“Ali G Baş Belası”, “Borat” ile “Brüno”nun ortak senaristi/yapımcısı olarak bilinen Dan Mazer, ikinci yönetmenlik denemesinde de boş durmuyor. “Çılgın İhtiyar”, dede-torun ilişkisinin tabularını yıkarken, tuvalet komedisi ve keş komedisinden beslenen çılgın bir tür filmine dönüşüyor. Seks düşkünü edepsiz büyükbaba ile evlenme arifesindeki masum torununun oluşturduğu ‘çapkın ikili’, Aubrey Plaza’nın yetkin performansından da destek alıyor. Film, ipin ucunu kaçırdığı kimi sahnelere karşın kahkaha attırırken fazlasıyla dinamik…

Terry Zwigoff’un “Bad Santa”sı (2003) ekolleşmiş bir dolandırıcılık komedisidir. Orada edepsiz ve küfürbaz noel baba prototipi olaylıdır. Billy Bob Thornton ise en iyi performanslarından birini vermiştir. O yapıtın ikincisinde ortak senaristlik de yapacak John Phillips’in kaleminden sinemaya yansıyan “Çılgın İhtiyar” (“Dirty Grandpa”, 2015) onun kadar ikonik olmayabilir.

ROLLER DEĞİŞİYOR

Ama büyükbaba-torun ilişkisi üzerine çılgın, ağzı bozuk bir ‘keş tuvalet komedisi’ (stoner gross-out comedy) örneği… Fazlasıyla da “Geyik Muhabbeti”nde (“Road Trip”, 2000) yan rolde olmasına karşın tepki veya ilgi çekmeyi beceren azgın dede Jack Manilow’u (Edmund Lyndeck) feyz almış gibi... “Ali G Baş Belası” (“Ali G Indahouse”, 2002), “Borat” (2006) ve “Brüno”nun (2009) ortak senaristi/yapımcısı Dan Mazer, aynı zamanda “Diktatör”ün (“The Dictator”, 2012) de yürütücü yapımcısı. Onun yönetmenlik koltuğuna geçmesi sulu mizahı  enerjik ve işlevsel hale getiriyor. Evlilik arifesindeki ciddi avukat Jason’ın (Efron), eşini kaybedince acıya boğulması beklenen büyükbabası Dick (De Niro) ile ilişkisi tabuları yıkıyor.

Normal şartlarda ‘büyük olan’ın daha sakin, daha sağduyulu, fazlasıyla uzlaşmacı ve yol gösterici taraf olması gerekirken, bu görev oğlana düşüyor. Efron ile De Niro’nun şans eseri iki genç kız ile karşılaşması ise yeni bir maceraya sebebiyet veriyor. Aubrey Plaza’nın ağzından cinsellik eksik olmayan Lenore’u tam bir portreleme harikası. Plaza, bağımsız sinemada en değişik fiziksel görünümle, performansla ve ses tonuyla, hafif ‘vamp’ bir kimlikle iş bitirmeye sürdüreceğini kanıtlıyor.

SINIRLARI ZORLAMAK

Zoey Deutch ise sempatikliğiyle bu duruma ayak uyduruyor. Aslında filmde dedesinin seks hayatını engellemeye, libidosunu düşürmeye çalışan, evliliğe birkaç günü kalmış utangaç ve masum bir erkek izliyoruz. Bu ikili de ucu açık bir ‘buddy movie’ (iki kafadar filmi) mizahı yaratıyor. İşin içine cinselliğin devamında uyuşturucunun her çeşidinin, Daytona Beach aşmışlığıyla girmesi filmin dinamizmini arttırıyor.

Jason Mantzoukas’ın canlandırdığı lakap gibi ismi olan ‘Tan Pam’ her çeşit üretim yapıyor. Açıkçası tüm bunlar bir mizah malzemesine dönüştürülüyor. Araya ise ‘bira yarışması’, ‘kas/güç gösterme yarışması’ gibi delidolu anlar giriyor. Bunlara bir sahnede erkek cinsel organı (De Niro), birkaç yerde de kalça görüntüsünün (Efron) eklenmesi ‘çıplaklık açısından sınırlar gereksiz zorlanmış’ dedirtiyor.

DE NIRO’DAN NOSTALJİK PERFORMANS

Açıkçası Daytona Beach tarafının, Florida’nın kudurtma potansiyeli çok güzel ti’ye alınıyor. Ama bu ‘silinmiş sahne’ ilavelerinin yanı sıra bağımsız filmlerde ve TV’de çalışan kurgucu Anne McCabe filmi çok kaldıramıyor. Destek verse de oyunculara alan açmakla kalıyor. Ama De Niro’nun “Baba 2”den (“The Godfather: Part II”, 1974) “Zor Baba”ya (“Meet the Parents”, 2000), “Anlat Bakalım”a (“Analyze This”, 1999) kadar uzanırken, “Belalı Tanık”ı (“Malavita”, 2013) da hatırlatan ‘saygı duruşu hedefli performansı’ imalı haliyle tatmin ediyor. Bazı filmlerde Razzie’yi zorlayan performanslar veren oyuncu (bkz. “Motel”, “Medyum”) buradaki rolüyle o gruba girmiyor.

Efron duruma uyum sağlarken kendini oynuyor gibi. Julianne Hough ve Zoey Deutch’un ‘sarışın ve kumral güzel’ kontenjanından aralara atılması filme zarar vermiyor. Esasen büyükbaba-torun ikilisi ağızlarının bozukluğuyla, eşcinselleri de zaman zaman kızdıracak şeylere yönelebiliyorlar. Ama film çok komik!

“Çılgın İhtiyar”, “Babasının Oğlu”ndan (“That’s My Boy”, 2012) bu yana Hollywood komedisindeki en müstehcen ve cesur aile bağlarına tanıklık etmemizi sağlıyor. Adam Sandler-Andy Samberg’in ahlaksızlıkta ve cinsel fantezilerde sınır tanımayan, kahkaha rekortmeni baba-oğul ilişkisi ile yakın akraba… 2013’te izlediğimiz “Jackass: Büyükbaba”da (“Jackass Presents: Bad Grandpa”) makyajla dedeye dönüşen Johnny Knoxville’in tutmayan mizahını hatırlatmıyor. Dan Mazer işçilik olarak, İngiliz romantik-komedisi “Bu Aşk Fazla Sürmez”den (“I Give It A Year”, 2013) sonra ikinci uzun metrajlı sinema filminde de fazla es vermiyor.

FİLMİN NOTU: 5.5

Künye:

Çılgın İhtiyar (Dirty Grandpa)
Yönetmen: Dan Mazer
Oyuncular: Zac Efron, Robert De Niro, Aubrey Plaza, Zoey Deutch, Jason Mantzoukas, Dermot Mulroney
Süre: 102 dk.
Yapım yılı: 2015

‘GENÇ’LEŞME KENDİ YAŞINDA KAL!

Yeni milenyumda İtalyan sinemasından çıkan en önemli yönetmenlerden Paolo Sorrentino’nun kariyerinin en zayıf halkası… “Gençlik”, onda gördüğümüz Leone ve Fellini etkisini hakkıyla kullanamıyor. Aksine 70’ini geçmiş iki sanatçının boş diyaloglarıyla, bizi plastiğin de plastiği bir dokudan beslenen geveze ve çiğ bir komediye davet ediyor. ‘Gerçeküstücü gençlik aşısı’ tutmazken her detay abartılı makyaj rekoru kırmak için yapılan bir deney gibi…

80’lerinde bir müzisyen ile 70’lerinde bir yönetmenin bir araya geldiği  “Gençlik”te (“Youth”, 2015) Sorrentino, bu ilişkinin hayali boyutunu mercek altına alıyor. Sanki Fellini’nin “Sekiz Buçuk”taki (“Otto e Mezzo”, 1963) ‘ben ve kadınlarım’ anlayışına yakın duruyor. İmgesel anlatının doruğuna çıkan “Muhteşem Güzellik”in (“La Grande Bellezza”, 2013) modeline teğet geçmeye gayret ediyor. Onun ‘kopyası’na imza atmamak için debeleniyor. Bu sayede de aslında ‘korkak’ olmak bilinçli bir tercihe dönüşüyor.

CAINE Mİ, FRANKENSTEIN MI?

Açılış sekansından itibaren barok mimarinin yüzeyinden geçen büyüleyici Sorrentino üslubundan bir parça görmüyoruz. Onun gösterişli üslubunun ve evreninin, parti dünyasında Jep Gambardella’dan aldıkları burada yılgınlıkla karşılık buluyor. Üstelik Alpler’in sırtlarındaki lüks bir otelde müzisyen Fred Ballinger, abartılı bir plastik makyajla ‘frankenstein’a benziyor.

Caine, ‘Razzie’ adaylığını hak edecek kadar gülünç ve yapay... “Gençlik”, oğlanla diyaloglar, kadınlarla ilişkiler derken ayakta kalmaya çalışan iki genç ruhlu adamın arasına sızıyor. Bu durumu fazlasıyla manidar cümlelerle sorgulamıyor. Aksine insani ve didaktik olurken İngilizce arka plan, ciddiyet eksikliği getiriyor. İmgesel anlatıda sanki “Muhteşem Güzellik”in çarpıcı kamera kaydırmalarının yarım kalmış, aceleye getirilmiş tezahürleri var.

MİZAH SORRENTINO’YA YAKIŞMAMIŞ

Bunun yanında başa baş muhabbet yönetmenin sinemasının bütün ‘güzellik’lerini alıp götürüyor: “Il Divo”nun (2008) Leone etkisini biyografiye taşıması ve “Muhteşem Güzellik”in Fellini’nin bilinçdışı tasvirini postmodernize etmesi… İşin tuhaf yanı nokta atışı olduğu düşünülen diyaloglu espriler, Allen, Moretti gibi yönetmenlerin egosuyla canlanıyor. Ve sonuçsuz bir çıkmaza sürükleniyorlar… Filmografisine bakınca ‘mizah’ta başarısız olacağını hissettiren Sorrentino, burada deneme yanılma yöntemiyle kendini küçük duruma düşürüyor.

Araya giren ve Arap mamulü gibi duran video klip sahnesinin kitsch geri dönüşleri derken aslında orman portresi de bir hayli yapay renklerle bütüne destek veriyor. Yönetmen sanki ne ilk yıllarındaki spagetti ne de bir önceki filmindeki gerçeküstücü evreni tatmamızı istiyor. Üstüne üstlük bu durumu ikilemlerle yürüyen ve hiç işlemeyen bir dramatik-görsel yapı ilişkisiyle servis ediyor. Son 20 dakikadaki bağlayıcı zeki sahne ile “Sekiz Buçuk”u hatırlatan ‘benim kadınlarım’ bölümü yegane sinemasal anlar. Ancak bunların zarafeti, filmin hiçbir yerinde yok.

PLASTİĞİN DE PLASTİĞİ BİR FİLM

Sorrentino, entelektüel ve deneyimli olduğunu kanıtlamak istiyor. Ama iki çapkın, ukala adamın boş muhabbetlerinden çiğ bir komediye meylediyor. Plastik sineması, plastiğin de plastiği bir hal alıyor. Jane Fonda’nın anlık girişi hiçbir şekilde işlemiyor. Usta oyuncu aşırı makyajla deneme tahtasına dönmüş gibi. En doğal unsur Rachel Weisz…

Yönetmen belli ki ilk İngilizce filmi “Olmak İstediğim Yer”in (“This Must Be The Place”, 2011) görsel tutarlılığını burada tekrarlayamıyor. Hatta oradaki Sean Penn makyajını Toni Servillo ile birleştirip tuhaf yüz izlerinden beslenen oyunculuklar sunuyor. ‘Ciddiyetin gösterişli sineması’nın dışına çıkınca göz boyayan görsellik gülünç duruyor, baş ağrısına yol açıyor. “Gençlik”, ABD’de şan-şöhret dünyasına dair üretilen sayısız yapıtla yarışa bile giremiyor.

FİLMİN NOTU: 3.8

Künye:

Gençlik (Youth)
Yönetmen: Paolo Sorrentino
Oyuncular: Michael Caine, Harvey Keitel, Rachel Weisz, Jane Fonda, Paul Dano, Gabriela Belisario
Süre: 124 dk.
Yapım yılı: 2015

BÖYLE ‘EKİP KOMEDİSİ’ TV EKRANINA YAKIŞIR

 

Neşeli aile bireylerinin dedelerinin fişini çekme durumu üzerine kurulu mizah anlayışıyla “Dedemin Fişi”, bir ekip komedisinin sözünü veriyor. Ama ‘Güldür Güldür’ün “Olur Olur!” gibi bir sinema filmine transfer olduğunu göremiyoruz burada. Aksine skeç skeç ilerleyen sekansları üst üste yerleştirme düşüncesi seyirciye sirayet edince mizah konusunda ipin ucunu kaçırıyoruz.

2014’te “Olur Olur!”, Güldür Güldür ekibinin sinemaya sızdığını müjdeledi. Ekibin bireyleri yalnız başlarına çeşitli projelerde oynasalar da bu deneme yedinci sanata uygun bir yapıttı. Alper Kul’dan Onur Buldu’ya uzanan isimler doğru kullanılırken, kurgusu ve sinematografisiyle işi kalıbına uyduran, eklemeleri de çok doğru yapan bir film vardı.

SENARYOSU VE SİNEMATOGRAFİSİ SİNEMAYA UYGUN MU?

“Dedemin Fişi”nde, Meltem Bozoflu’nun, TV şovunun yönetmeninin rejiyi üstlenmesi, Yılmaz Erdoğan’ın öyküsü derken ekibin tamamı bir araya gelmiş. ‘Durum’u oluşturan fikir fena değil. ‘Bitkisel hayattaki dedemizin fişini çekersek bütün masraflardan kurtuluruz, neden böyle bir hainlik yapmayalım?’ sorusunun yol açtıkları sorgulanıyor. Malatya’nın ‘Çirci’ ailesi de soyadıyla mizaha elverişli.

Açıkçası makyaj ve takma peruklar TV şovundaki gibi karşımıza çıkıyor. Filmde Türksoy Gölebeyi’nin evin dışında aldığı tek bir plan sekans (pencerelerin dışından) haricinde sinemasal bir şey yok. Teknik açıdan bakarsak, ışıklandırma küçük ekran ezberini akla getiriyor. Çamur gibi renkler devreye giriyor.

Buna senaryonun zayıf olmasıyla ekibin skeç skeç kullanılması da eklenince, aceleye getirilmiş ve tutmamış bir komedi filmi izlenimi bırakılıyor. Hiçbir olay ve muziplik bize geçmiyor. Yener, Buldu, Kul gibileri kendi çapında takılıyor. Bozoflu’nun TV anlayışı belirgin hale geliyor. ‘Küfürsüz ve kaliteli komedi’ sözü yarı yolda kalıyor. “Dedemin Fişi”, belki küçük ekranda daha tatminkar olabilir. Ama bu haliyle sinemaya uygun değil. 105 dakika ekibin enerjisinin bütüne yayılmasını engellemiş.

FİLMİN NOTU: 3

Künye:

Dedemin Fişi
Yönetmen: Meltem Bozoflu
Oyuncular: Alper Kul, Onur Buldu, Erdem Yener, Doğa Rutkay, Özge Borak, Ali Sunal
Süre:105 dk.
Yapım yılı: 2015

‘RECEP İVEDİK’İN VELİAHTININ İKİNCİ FİLMİ

İstanbul’daki gecekondu mahallesinde yumurtacı dükkanı işleten karakterin, 2013’teki maceraları bir hayli eğlenceliydi. İki sene sonra gelen devam filminde aynı ekip korunuyor, Özgürcan Çevik ikonik ses tonu ve azarlama özelliğiyle dikkat çekiyor. Ama serinin ‘düğün bölümü’ “Şevkat Yerimdar 2: Bizde Sakat Çok”ta yan karakterler ve senaryo o kadar planlı değil gibi.

 

Azarlama sevdasına karşın yufka yürekli ‘maganda’ ‘Şevkat Yerimdar’, adeta ‘Recep İvedik’in ‘ince belli’ şubesi… 2013’te başlayan seri bana kalırsa bu formülü takip edenler arasında önemli bir yere yerleşebilir. Gökbakar’ın karakterinin sevilmesiyle tek bireyli komedi filmlerinin ve onların sunduğu komedyenlerin adedi arttı. Ama “Şevkat Yerimdar” (2013) gibi Arzu Film anlayışını yansıtan, en azından o açıdan tutarlı işler çıkabiliyor.

ÖZGÜRCAN ÇEVİK DEĞİŞMEMİŞ, ORTAM DEĞİŞMİŞ

“Şevkat Yerimdar 2: Bizde Sakat Çok”, kaldığı yerden alıyor. YouTube fenomeninin sinema maceralarında ‘evlilik/düğün bölümü’ olarak öne çıkma peşinde. Üstelik ‘çifte düğün’ün esprisinin ortaya atılması işi daha da eğlenceli hale getiriyor. Açıkçası Yerimdar’ın kendi mahallesinde, metropol insanını ti’ye alırken yol açtığı durumlar daha eğlenceliydi.

Burada öykünün Ankara’nın gecekondu mahallelerine taşınması, ‘samimi ortam’ın dışına çıkmamızı sağlıyor. Özgürcan Çevik yine formunda, el hareketlerinden ses tonuna kadar gerçek bir ikona can veriyor. Her şey onun Kemal Sunal esintileri taşıyan sahne kimliğine ve karakterine yakışıyor. Ama bunun ötesinde yan tiplemelerin devreye girmesiyle, ‘başını yaktığın adamın düğününde sen de evleneceksin’ durumu hem işlevsel değil, hem de yeterince kurcalanamamış.

SENARYO TESADÜFLERE BEL BAĞLAMIŞ

Renk düzeltme aşamasında filtre ilave edilmiş gibi duran çerçeveler ise bu derme çatma plana bir ivme kazandıramıyor. Bülent İşbilen çabuk iş bitiren bir komedi filmi yönetmeni. Burada ‘Temel’, ‘Recep İvedik’ örneklerindeki gibi bileğinin hakkıyla seriye dönüşen eserde, fazla değişmeyen ekip elemanları işe yaramıyor.

Yerimdar’ın azarlaması için ortaya çıkan olayları sahici kılacak bir senaryo yok, her şey tesadüflere bağlanmış. Öyle olunca da İstanbul’un burjuva ortamının inandırıcılığı zedeleniyor. Başak Parlak’ın evindeki atmosferin komedi malzemesi burada yok. Aksine ilk filme göre daha fazla küfür ve bel altı espri ‘kolaycılık’ anlamına geliyor.

FİLMİN NOTU: 3

Künye:

Şevkat Yerimdar 2: Bizde Sakat Çok
Yönetmen: Bülent İşbilen
Oyuncular: Özgürcan Çevik, Başak Parlak, Cezmi Baskın, Mustafa Bilgin
Süre: 106 dk.
Yapım yılı: 2015


HAFTANIN EN İYİSİ ‘DİRİLİŞ’İ DÜN YAZMIŞTIM

Macera-western damarlı intikam/hayatta kalma filmi, Oscar’lı Iñárritu’nun imzasını taşıyor. Yönetmen altıncı uzun metrajında daha ziyade görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki’nin fotoğraflama ustalığına ve oyuncuların becerisine yükleniyor. “Diriliş”te her türlü dönüşümü geçirerek kariyerinin en zorlu ve başarılı performansını veren DiCaprio, adeta 19. yüzyılı yaşayan Hardy ve deneysel besteleriyle Sakamoto-Noto ikilisi de çok iyi…

“Diriliş”i (“The Revenant”) dün kaleme almıştım:



FİLMİN NOTU: 6.2

Künye:

Diriliş (The Revenant)
Yönetmen: Alejandro Gonzalez Iñárritu
Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Tom Hardy, Will Poulter, Domhnall Gleeson
Süre: 156 dk.
Yapım yılı: 2015

KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

Alvin ve Sincaplar: Yol Macerası (Alvin and the Chipmunks: The Road Chip): 3.7
Aşka Özgürlük (Freeheld): 2.9
Azap: 1.4
Baskın: Karabasan: 7.7
Bizans Oyunları: Geym of Bizans: 3
Buz ve Gökyüzü (La Glace et Le Ciel): 4.5
Büyük Açık (The Big Short): 4.5
Casuslar Köprüsü (Bridge of Spies): 6
Cin Kuyusu: 5.2
Creed: Efsanenin Doğuşu (Creed): 5.4
Delibal: 3
Denizin Ortasında (In The Heart of the Sea): 5.8
Diren! (Suffragette): 3.5
Düğün Dernek 2: Sünnet: 2.2
Ertuğrul 1890: 3.5
Gassal: 1
İyi Bir Dinozor (The Good Dinosaur): 3
Joy: 6.5
Kardeşim Benim: 4.4
Kocan Kadar Konuş: Diriliş: 4.6
Korku Terapisi (Regression): 5.5
Life: 4.8
Lolo: 3
Ma Ma: 3
Nadide Hayat: 2.5
Otel Transilvanya 2 (Hotel Transylvania 2): 5.3
Pan: 5.5
Paranormal Activity: Hayalet Boyutu (Paranormal Activity 5: Ghost Dimension): 2.5
Pırdino Sürpriz Yumurta: 4.4
Point Break: 5.3
Rüzgarın Hatıraları: 3.9
Snoopy ve Charlie Brown Peanuts Filmi (The Peanuts Movie): 5
Solace: 5.6
Son Cadı Avcısı (The Last Witch Hunter): 2.9
Son Efsane (The Program): 5.4
Star Wars: Güç Uyanıyor (Star Wars: The Force Awakens): 3.6
Steve Jobs: 5.5
The Club (El Club): 7.8
The Hateful Eight: 6.5
The Lobster: 6.5
Victor Frankenstein: 3.8

Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!