29 OCAK FİLMLERİ

1970’ler Muğla’sından bir gazozcuyla oruç tutmayı kafasına koymuş çırağının sımsıcak dostluğu… “İftarlık Gazoz”, hatırlamak istediğimiz unutulmuş değerler üzerine içimizi ısıtan, anti-kapitalist ve sosyal gerçekçi bir film… Cem Yılmaz ise beklenmedik derecede güçlü performansıyla farklı rollerde de başarılı olabileceğini ispatlıyor. Hem dramatik, hem eğlenceli, hem de siyasi olabilen yapıt, dönemi yansıtmakta da başarılı…

1980’lerin bulanık televizyon görüntüsüyle açılan film, aslında ‘nostaljik’ dokunun adını koyuyor. Bunu özenli de yapıyor. Mirsad Heroviç’in orada başlayıp geriye çekilen kamerası bize bir dönemin hapishane sistemindeki karmaşayı yansıtıyor. Bu durum karşısında da aslında 1980’den bir kesitle yüzleşiyoruz. Ardından hapishane koridorlarından 1970’e başarılı bir ‘uyum kesmesi’ ile geçiyoruz…

DÖNEM ATMOSFERİ İYİ OLUŞTURULMUŞ

Yüksel Aksu, ilk kez tarihi bir hikaye anlatsa da, sanat yönetiminden kostüm tasarımına, sinematografiden lehçeye kadar bu durumu çok iyi çözmüş. “Rüzgarın Hatıraları”nın (2015) bu konuda fena halde tökezlediği bir devirde sınıfı geçiyor. “İftarlık Gazoz”, içinden siyaset, komedi, dram ve fantastik geçen bir usta-çırak ilişkisi…

“Dondurmam Gaymak”ta (2006) kapitalizme karşı çıkan ‘emekçi satıcı prototipi’nin ikincisini burada ‘gazoz satıcısı’ olarak planlıyor yönetmen. Buna üçlemenin ikinci ayağı demek mümkün. Markasız gazoz meselesi ise Coca Cola, Pepsi, Sprite gibilerinin çoktan hayatımızın parçası olduğu günümüzde insani duygularımıza geri dönmemizi salık veriyor. Niğde, Çamlıca, Uludağ gazozlarının rakibi belki de…

UNUTULMUŞ DEĞERLERE, GEÇMİŞE AĞIT

Özellikle de o dönemi yaşamayan jenerasyon Cem Yılmaz-Berat Efe Parlar ilişkisine sıcak bakacak. Mirsad Herovic’in katkısı da “Entelköy Efeköy’e Karşı”nın (2011) savruk, kişisel ve belgesele yatkın halini hatırlatmıyor. Aksine kamera kaydırmaları kullanarak ortaya çıkan ‘uzun planlar’ ve dengeli ‘açı-karşı açı’ kullanımı bir ahenkle yansıyor bize. “İftarlık Gazoz”, tüketim toplumunun yoldan çıkartmasıyla unuttuğumuz dostlukların sıcak bir çıkarımı.

Yönetmen De Sica’nın “Bisiklet Hırsızları” (“Ladri di Biciclette”, 1948), “Çocuklar Bize Bakıyor” (“I Bambini Ci Guardano”, 1944) gibi sosyal gerçekçi işlerinin etkisini reddedemez. Bir Ege köyünde canlanan eserin bize yansıttıkları ise işin siyasi boyutunu da unutmayan bir üslup gibi. Oruç tutma zorunluluğu üzerine küçük çocuğun yaşadıkları gözlemcilik açısından yerinde, ülkemiz insanının dine yaklaşımını masaya yatırıyor. Cem Yılmaz’ın ‘Kemal’ adlı gazozcusunun bu duruma verdiği tepki de aslında ‘haletiruhiye’ye dikkat çekiyor.

GENEL ANLAMDA DERLİ TOPLU BİR FİLM

Bir samimiyet var. Ama dramatik yapı dallanıp budaklanınca, sözgelimi rol model olarak görülen, didaktik diyalogların esiri Yılmaz Bayraktar, Alamancı kimliğini üzerinden atamamış. Yöreye uymamış ve filmin sahiciliğine zarar veriyor. Bunun yanında ‘büyülü gerçekçilik’e kayma adına araya giren ‘animasyon bölüm’, ‘TRT Çocuk Kanalı’ kıvamında boyutsuz çizgilerle Ege atmosferini ucuzlaştırıyor. Final, ‘oruç’la, ‘din’le kurulan bağ açısından zeki bir metaforik hamle. O açıdan da etkili olmama şansı yok.

“İftarlık Gazoz”, ‘sosyal gerçekçi sinema’da kendi yönünü belirlemek isteyen bir yönetmenin “Dondurmam Gaymak”la beraber en derli toplu filmi. Cem Karaca müziklerinden tarlaların arasında kurulan iftar sofralarına uzanan köy portresindeki ‘profesyonel gerçekçilik’ dikkat çekici. Usta-çırak ilişkisinde ise belki biraz “Cennet Sineması” (“Cinema Paradiso”, 1988), biraz ‘Pinokyo’ masalı, biraz “Bisiklet Hırsızları” canlanıyor.

CEM YILMAZ EGE ŞİVESİNİ MÜTHİŞ KULLANIYOR

Aksu, görsel açıdan bir sahnedeki ağız uyuşmaması dışında es vermemiş. “Entelköy Efeköy’e Karşı”daki ‘her şeyi ortaya atalım’ kolaycılığını ‘Brechtiyen’ olarak yorumlama zaaflarından kurtulmuş. Temiz bir işe imza atmış. Bu yolda, “Dondurmam Gaymak” seviyesinde devam etmesi kariyer olarak daha faydalı olur. Zira “İftarlık Gazoz”, unutulan mahalle ve gıda kültürü üzerine sımsıcak ve mesajı yerine ulaşan bir yapıt.

Memduh Ün’ün, Kemal Sunal’lı illegal “Yumurcak” (“The Kid”, 1921) yeniden çevrimi “Garip”in (1986) adeta yeğeni. Cem Yılmaz’ın Ege şivesini müthiş kullanmasıyla dikkat çekmesi bir yana Berat Efe Parlar ile uyumu da akılda kalacak bir usta-çırak ilişkisi doğuruyor. Bu ikilinin arasındaki samimiyet bir yana Aksu’nun kafa karışıklığının bir an olsun içeri sızmaması filmi düzlüğe çıkarıyor.

FİLMİN NOTU: 5.5

Künye:

İftarlık Gazoz
Yönetmen: Yüksel Aksu
Oyuncular: Berat Efe Parlar, Cem Yılmaz, Yılmaz Bayraktar, Okan Avcı, Ümmü Putgül
Süre: 105 dk.
Yapım yılı: 2015

HAYALİMDEKİ AŞIK

“Milyonluk Bebek” ve ‘Külkedisi’ etkili bir yerli romantik-komedi filmi… “Her Şey Aşktan”, kurgusuyla dikkat çekerken sinemamızda pek görmediğimiz ‘biçimci kadın yönetmen’ boşluğunu dolduracak Andaç Haznedaroğlu’nu tanıtıyor. Sinematografide ve erkek karakterlerdeki kimi sıkıntılara karşın görsel dile kafa yormasıyla saygıyı hak ediyor.

Sinema dünyasındaki biçimci kadın yönetmenleri saymaya kalksak, Věra Chytilová’ya kadar uzanmamız gerekir. Ama bu yol o kadar da uzun ve zorlayıcı değildir. Zira kamera arkasına geçen kadınlar, genelde renkli dünyalarını yansıtmazlar. Aksine onların imzasını taşıyan filmlerde samimiyet, yalınlık, diyalog, oyunculuk ve sosyal mesele öne çıkar.

  

 KADIN YÖNETMEN-KADIN KURGUCU BULUŞMASI

Andaç Haznedaroğlu, 15 senedir dizi piyasasında rejisörlük yapan bir isim. ‘Çınaraltı’, ‘Haziran Gecesi’, ‘Dudaktan Kalbe’ gibi işlerin arkasında onun imzası var. Burada ise küçük ekranda ünlenen Hande Doğandemir ile Şükrü Özyıldız’ı bir araya getiren bir ‘romantik-komedi’ye imza atıyor.

“Her Şey Aşktan”, Özcan Deniz’in filmlerindeki amatör kurgunun profesyonelleşmesini sağlayan Elif Durak’ın montaj sekans bağlama yetkinliğinden destek alıyor. Haznedaroğlu, İstanbul’da bir alışveriş merkezinde çalışan, tabiri caizse ‘ciks’ bir kız (Doğandemir) ile hayali gibi duran bir bateristin (Özyıldız) arasındaki etkileşimi bakıyor. Elbette bunun sebebi sosyetik esas sevgilinin (Mithat Can Özer) kızı aldatması...

‘MİLYONLUK BEBEK’ VE ‘KÜLKEDİSİ’ ESİNTİLERİ

Fazlasıyla klasik bir ‘kadın öyküsü’ var. Film, “Romantik Komedi” (2010), “Hadi İnşallah” (2013), “Kocan Kadar Konuş” (2014) gibi ‘kadın filmi/romantik-komedi’de artan feminist arayışa yaslanıyor. Bunu yaparken ana karakterin içsesine yükleniyor. Açıkçası Doğandemir filmin performans olarak en inandırıcı ismi... Yavaş çekim ve ekran bölme tekniğinin verdiği destek bir yana arka plana yerleşen ‘boks ringi sahneleri’ ile ‘barda şarkı söylenen sahneler’ bir ‘sinema dili’ nesnesine dönüşüyor.

Kızın, ‘boks ringi’nden aldığı destek karşımıza “Milyonluk Bebek”i (“Million Dollar Baby”, 2004) zihnine yerleştiren hayalperest bir kız çıkarıyor. Erkek ise ‘Külkedisi’nin hikayesinden çıkagelip onun hayatına giriyor sanki... Buradan itibaren, hayali ve masalsı bir romantik-komedi ihtimali var. “Sevimli Tehlikeli” (2015) ile akrabalık çok ileri gitmiyor.

HAYALPEREST METROPOL KIZININ RENKLİLİĞİ

Haznedaroğlu, video klip yönetmeni edasıyla çalışmış. Esas hikaye ile iki kesişme noktasını bağlamakta bir hayli başarılı. Paralel kurgu, ara plan gibi teknikler akıcı bir kurguya ve cıvıl cıvıl bir ruh haline sebebiyet veriyor. Sezen Aksu ve daha nice ismin popüler kültüre sızmış, kulak aşinalığı yaratan şarkıları da fonda kullanılıyor. 2013’te çıkan Işın Karaca’nın albümünün adı ne kadar yol gösterici olmuş bilinmez.

Ama Olcay Oğuz genelde parlak renklerle çalışarak aslında bir dünyanın analizini yapıyor. Boks ringi için chiaroscuro’ya (siyah beyaz dönemde kullanılan ışık-gölge oyunu) yakın ışık kullanımı, yapaylık ile gerçeklik arasında gidip gelirken becerikli. Bu özel uğraşa karşın kimi bölümlerde aydınlatmayı aceleye getirmiş. Öte yandan açılış jeneriğinde içsesin çekici jeneriği bastırması ‘ses kurgusu’ profesyoneli tutulmamasının negatif geri dönüşleri gibi…

Bunun yanında kızın renkliliğine destek verme hedefli ‘ara yazılar’ filme fazla kitsch (bayağılık estetiği) bir hava katıyor. Ama sonda görüntünün üzerine bindirilen mektup yazıları birazcık bu hissiyatı dindiriyor. Haznedaroğlu kurgu için çok uğraşıp hayalperest bir metropol kızının hayallerini, psikolojisini ve inanışlarını incelemek istiyor. Ama son nokta buna göre fazla realist. Bu sebeple de film feminist okumalarıyla eleştirilecektir.

Eksikler ne olursa olsun kurguyla sinema dili yaratmak isteyen bir kadın yönetmenin çalışmasını görmek değerli. “Her Şey Aşktan”, artan romantik-komedilerin en derli toplularından değil. Ama başta Mithan Can Özer olmak üzere, kötü yazılmış ve oynanmış erkek karakterlerden (Özyıldız’ın sesinde anlaşılmaz bir senkron problemi var) sıyrılıp müziğe ve kurguya yüklendiğinde iş bitiriyor.

FİLMİN NOTU: 4.5

Künye:

Her Şey Aşktan
Yönetmen: Andaç Hazdenaroğlu
Oyuncular: Hande Doğandemir, Şükrü Özyıldız, Mithan Can Özer, Özcan Deniz, Hakan Meriçliler, Ayşe Hatun Önal
Süre: 105 dk.
Yapım yılı: 2015

AUSCHWITZ DAVALARI’NA DOĞRU…

‘Nazi Almanya’sı’yla ilgili bir film daha… Almanya’nın Oscar adayı “Yalan Labirenti”, idealist ve yakışıklı bir avukatın 1963’teki Franfurt Auschwitz Davaları’na uzanan dirayetli araştırma sürecini ele alıyor. Ancak bunu yaparken başrol oyuncusu, yapım tasarımı ve sinematografisiyle ‘arkası yarın TV dizisi’ne yaklaşıyor. Filmin arkasında yatan ‘Nazi suçlularını yargılama’ meselesi ise katmanlı olamıyor.

 

İçinden Josef Mengele ve Adolf Eichmann geçen bir filme kimse itiraz edemez. Zira Adolf Hitler ve adamlarının 2. Dünya Savaşı’nda yaşattığı kıyımların hatıralarını kolay kolay silemeyiz. Bu sebeple de anahtar kelime ‘Nazi’ olduğunda hemen etkilenir, ‘başka neler yaşanmış?’ sorusunu sorarız.

BAŞROL OYUNCUSU KONU MANKENİ GİBİ

Giulio Ricciarelli, ilk filminde bu damarın üzerine gidiyor. 1963’te yaşanan Franfurt Auschwitz Davası öncesi cezalandırılmayan siyasi suçluları durumunu araştırıyor. Başrole yerleşen Alexander Fehling, Kıvanç Tatlıtuğ’un Almanya şubesi gibi. Yetenek olmadan sahne endamıyla iş bitirme peşinde… Üstelik Tatlıtuğ ondan fersah fersah daha iyi oyuncu.

Açıkçası Martin Langer-Roman Osin’in birlikteliğiyle kurulan sinematografi ekibi şaşaalı. Ama filmi izleyince ikisinin de ‘arkası yarın TV dizisi’ kıvamındaki gelişmelere, western usulü kelle avına isyan edemediği ortaya çıkıyor. Boyutsuz renklerden beslenen film, 2.35:1’de ihtişam peşine düşerken, sallanan kamera ile dolly kaydırmasının tutarlılığını ayarlayamıyor. Kurgunun hantallığına hiç girmiyoruz.

‘NÜRENBERG DURUŞMASI’ ÖN BÖLÜMÜ MÜ?

“Yalan Labirenti” (“Im Labyrinth Des Schweigens”, 2014), iç mekanlara kayarak yapım tasarımını da ucuza getirmiş. Kostümleri ise ‘etrafa atılan bir şeyler’ olarak tasarlanmış. Elbette ‘savaş suçluları’yla ilgili hikaye güzel. Stanley Kramer’ın klasikleşen siyasi mahkeme filmi “Nürenberg Duruşması” (“Judgment at Nuremberg”, 1961) misali bir yaklaşım var. Film, formül olarak onun ‘ön bölümü’ gibi gözükse de tarih olarak 15-20 sene sonrasında geçiyor. Üstelik oradaki yetkin reji ve diyalog kullanımı burada yok.

Aksine “Yalan Labirenti”, TV dizisi ya da filmi kıvamında kalıyor. Acemi yönetmeninin cezasını çekerken sürekli aynı ezgiyi kullanan besteci, bizi entrikalara dahil edemiyor.

FİLMİN NOTU: 3.1

Künye:

Yalan Labirenti (Im Labyrinth Des Schweigens)
Yönetmen: Giulio Ricciarelli
Oyuncular: Alexander Fehling, André Szymanski, Johannes Krisch
Süre:117 dk.
Yapım yılı: 2014

FAZLA EFEKT VE GÜRÜLTÜ KARIN DOYURMAZ

“Koruyucu”-“Titanic” arası gerçek hikaye buldum diye sevinen Disney’in ürünü… “Zor Saatler”, arka plandaki CGI efektleriyle öndeki oyuncuların uyumunu sağlayamayınca adeta dijital çağda ‘görsel boyutsuzluk’un tanımını yapıyor. İzleyebileceğiniz en klişe felaket/macera filmlerinden…

 

Bağımsız “Gerçek Sevgili” (“Lars & The Real Girl”, 2007) ile çıkış yapan Craig Gillespie’nin daha oradan stüdyolarda çalışacağı belliydi. Açıkçası “Korku Gecesi”nde (“Fright Night”, 2012) çaylaklığını üzerinden atamamıştı. “Yetenek Avcısı”nda (“Million Dollar Arm”, 2014) temiz bir beyzbol filmine imza atsa da başrol oyuncusu Jon Hamm’in ve senaryonun Hintlilere ırkçı/çiğ yaklaşımının zararını gördü.

TEKNİK EKİP, ISMARLAMA FORMÜL VE CHRIS PINE

“Zor Saatler” (“The Finest Hours”), Javier Aguirresarobe, Carter Burwell derken neredeyse teknik açıdan efsane bir ekibi topluyor. Casey Sherman-Michael J. Tougias’ın romanından uyarlanan ve 1950’lerin başında yaşanan gerçek olaya bakan senaryo da kalıbına uydurulmuş gözüküyor. Ama burada 117 dakikalık bir Oscar projesi var. Gemi felaketini bertaraf etmek isteyen bir ‘kurtarma ekibi’ konu ediliyor.

Onun lideri de çok sevilecek, Akademi’ye uygun bir ‘hayatta kalma hikayesi’ne malzeme oluyor. Ama başrolde Chris Pine gibi ‘sadece iflah olmaz bir yakışıklı’nın yer alması bir çuval inciri berbat ediyor. Ona eklenen oyuncular da fayda etmiyor. Gillespie adeta dönemi yaratmak için arka plandaki dalgaları ve deniz sahnelerini CGI efektine boğmuş.

BÖYLE GÖRSEL EFEKT DÜŞMAN BAŞINA!

Böyle olunca da dijital çağda ‘oyuncular’ ile ‘arka plan’ı birbirine uyduramayan B sınıfı bir iş ortaya çıkıyor. Dalgaların boyutu ve deniz yolculuğunun zorlama potansiyeli konusunda bir mantıksızlık da gözden kaçmıyor. “Zor Saatler”, Ron Howard’ın “Denizin Ortasında” (“In the Heart of the Sea”, 2015), Jonathan Mostow’un “U-571” (2000), Wolfgang Petersen’ın “Kusursuz Fırtına”da (“The Perfect Storm”, 2000) başarıyla çektiği deniz sahnelerini mumla aratıyor.

Komedi yönetmenine görkemli bir felaket filmi çektirmek, sırf elde “Koruyucu” (“The Guardian”, 2006) ile “Titanic” (“Titanic”, 1997) arası bir malzeme var diye, akıl karı değil. “A Night to Remember”ı (1958) tekrar izlemek istiyor insan. Disney “Yetenek Avcısı”ndan sonra bir Oscar projesini daha doğru konumlandıramıyor, “Zor Saatler” iki arada bir derede kalmanın zararını görüyor.

FİLMİN NOTU: 2.6

Künye:

Zor Saatler (Finest Hours)
Yönetmen: Craig Gillespie
Oyuncular: Chris Pine, Holiday Grainger, Casey Affleck, Eric Bana,
Süre: 106 dk.
Yapım yılı: 2016

OSCAR ADAYI 'SPOTLİGHT'I DÜN YAZMIŞTIM

Kağıt üzerindeki haliyle suratımıza vurulan diyaloglarla yoran ve müsamere izlenimi bırakan bir gazetecilik filmi… “Spotlight”, ‘okuma provası’ yapan oyuncular ve fazla hesaplı duran göndermelerle dolup taşınca dijital çağda sinemanın görsel bir sanat olduğunu unutuyor. Kamerayı ses kaydı için kullanıyor. ‘Mini dizi’ ya da ‘beşinci sınıf TV filmi’ projesi, Katolik Kilisesi’ndeki çocuk istismarıyla ilgili...

'Spotlight'ı dün kaleme almıştım:



Künye:

Spotlight
Yönetmen: Tom McCarthy
Oyuncular: Michael Keaton, Mark Ruffalo, Rachel McAdams, Liev Schreiber, Stanley Tucci
Süre: 128 dk.
Yapım yılı: 2015

KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

Alvin ve Sincaplar: Yol Macerası (Alvin and the Chipmunks: The Road Chip): 3.7
Baskın: Karabasan: 7.7
Bizans Oyunları: Geym of Bizans: 3
Buz ve Gökyüzü (La Glace et Le Ciel): 4.5
Büyük Açık (The Big Short): 4.5
Dedemin Fişi: 3
Creed: Efsanenin Doğuşu (Creed): 5.4
Çılgın İhtiyar (Dirty Grandpa): 5.5
Dedemin Fişi: 3
Delibal: 3
Denizin Ortasında (In The Heart of the Sea): 5.8
Diren! (Suffragette): 3.5
Diriliş (The Revenant): 6.2
Düğün Dernek 2: Sünnet: 2.2
Ertuğrul 1890: 3.5
Gençlik (Youth): 3.8
İyi Bir Dinozor (The Good Dinosaur): 3
Joy: 6.5
Kardeşim Benim: 4.4
Kocan Kadar Konuş: Diriliş: 4.6
Köstebekgiller 2: Gölge’nin Tılsımı: 3.2
Point Break: 5.3
Son Efsane (The Program): 5.4
Star Wars: Güç Uyanıyor (Star Wars: The Force Awakens): 3.6
Steve Jobs: 5.5
Şevkat Yerimdar 2: Burada Sakat Çok: 3
The Club (El Club): 7.8
The Hateful Eight: 6.5
The Lobster: 6.5

Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!