Takipde Kalın!
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
Gündem Ekonomi Dünya Spor Magazin Kadın Sağlık Yazılar Teknoloji Gastro Video Stil Resmi İlanlar

"Son Ayin" (The Last Exorcism) yaptığı işin özünde bir sahtekârlık olduğunu kanıtlamaya karar veren "şeytan çıkartıcı" bir rahip ve yanındaki film ekibinin başına gelenleri anlatan bir korku gerilim örneği

İki milyon dolar bütçeyle çekilmesine rağmen ABD'de gösterime girdiği ilk üç günde 20 milyon dolar hasılat getiren "Son Ayin", "mockumentary" adı verilen "sahte belgesel"ler gibi başlıyor. Önce rahip Cotton Marcus'u (Patrick Fabian) çocukluk yıllarına dek giderek tanıyor, onun tek kişilik şovları hatırlatan pazar vaazlarına şahit oluyoruz. Sonra da belgeselin çekilme nedenine geliyoruz. Marcus oğlunun hastalığından sonra bir inanç krizi yaşamaktadır. Özellikle şeytan çıkarma ayinlerinin giderek kontrolden çıktığını ve başta çocuklar olmak üzere topluma zarar verdiğini düşünmektedir. Yulardır şeytan çıkartıcı olarak çalışan Marcus, bu tür ayinlerin foyasını meydana çıkarmak için bir belgesel ekibiyle anlaşır ve her şeyin kaydedileceği son bir ayin gerçekleştirmek üzere yola koyulur.

ANLATIMDA TUTARSIZLIK

Film yolculuğun başlamasıyla birlikte kurgulanmış belgesel havasını kaybedip, "seyirci sadece kamera açıkken kaydedilenleri izler" kuralına sahip bir filme dönüşüyor. Marcus'un son ayini de seyircinin kolayca tahmin edeceği üzere hayatının en zor işlerinden biri haline geliyor.

"Son Ayin"in bence en önemli sorunu, yönetmen Daniel Stamm'ın anlatım tarzına karar verememiş olması, kendi içinde sürekli tutarsızlığa düşmesi. Sözgelimi, "Blair Cadısı" ve "Clojverfield" gibi filmlerde seyirci kurgulanmamış ham kamera kayıtlarım izlediğini bilir. Filmler ona göre çekilmiştir. "Son Ayince ise ham kayıtlar, kurgulanmış, seslendirilmiş, hatta müzik döşenmiş olarak çıkıyor karşımıza. İşine geldiği gibi sürekli yapı değiştiren bir film bu... "District

9" misali sahte belgesel havasında başlıyor. "Cloverfield" gibi "ham kamera kayıtları"yla devam ediyor ve "omuz kamerasıyla çekilip kurgulanmış film" olarak nihayete eriyor. Özetle, yönetmen Daniel Stamm'ın deneysel demeye dilimin varmadığı bu tuhaf karışımı, filmin işine yaramadığı gibi inandırıcılığına da darbe vuruyor. Öyküyü ciddiye almak imkansızlaşıyor. Özellikle filmin görünmeyen başrol oyuncusu olan kameramanın bütün bu belalara niye atıldığı sorusuna makul bir cevap bulmak mümkün değil.

BOŞ İNANÇ ELEŞTİRİSİ

"Son Ayin", öykü olarak da seyircinin beklenti ve tahminlerinin gerisinden gelen bir film. Öyküyü sürükleyici kılan yegâne unsur, Nell'in içinde gerçekten bir şeytan olup olmadığı sorusu. Film kesin bir cevap vermeden, her iki tezi de destekleyen kanıtlar sunuyor, neredeyse son ana kadar rengini belli etmiyor. "Son Ayin'in en iyi tarafıysa, ABD kırsalındaki yobazlığı, cehaleti, boş inançları ve kültürel geri kalmışlığı eleştirmesi. Şükür ki bunu yapıyor, bir anlam ifade ediyor. Bir de Nell rolünde Ashley BeU'in harika kompozisyonu var. Gerisini ciddiye almak mümkün değil. Sadece meraklılarına...

Filmin notu:5.5

Şapkadaki mutluluk

Klasik canlandırma sineması teknikleriyle çekilen "Sihirbaz" Fransa-İngiltere ortak yapımı, hüzünlü ve renkli bir kent masalı

Animasyon tutkunu sinema severlerin gönlünde ayrı bir yeri vardır "Belleville'de Randevu"nun (Les Triplet-tes de Belleville). 2003 yapımı film Oscar'a aday olmuş ve CGI (bilgisayar kökenli görüntü) tekniklerine teslim olan canlandırma sinemasına klasik el çizimlerinin lezzetini getirmişti.

SESSİZ SİNEMAYA SAYGI

47 yaşındaki Sylvain Chomet, "Sihirbaz"da (L'iüusionniste), yine hüzünlü bir dünya kuruyor. Bütün ışıklar, renkler; biraz solgun. Paris caddelerinde siyah beyaz olarak açılan, kartpostal tadmdaki Britanya ve Edinburgh görüntüleriyle devam eden film, aslında bir "sessiz sinema" örneği olarak da görülebilir. Çünkü Chomet, sessiz sinema geleneğinin modern bir temsilcisi olan ünlü Fransız yönetmen Jacques Tati'nin (1907-1982) sadece bir öyküsünü değil, sinemasal dünyasını ve mizah anlayışını da ödünç almış. Hatta filmin ana karakterine de onun gerçek ismini vermiş: Jacques Tatischeff...

Gençlerin hayran olduğu rock gruplarının eğlence dünyasını değiştirdiği, illüzyonistlerin artık müzikhollerde tutunamadığı 50'li yıllarda geçiyor film. Tombul ve agre-sif tavşanıyla sahnede tek başına çırpınıp duran Tatischeff, yeni bir iş umuduyla Manş'ı geçip İngiltere'ye, oradan İskoçya'ya kadar uzanıyor. Kasaba otelinde tanıştığı genç temizlikçi kız Alice, onun gerçek sandığı illüzyonlarına vuruluyor ve peşine takılıyor.

SÜREKLİ GÖSTERİ

Alice, aslında tavşanının karnını dahi zar zor doyuran bu yaşlı illüzyonistte umut dolu yeni bir hayat arıyor. Seyircileri tarafından terk edilen Tatischeff ise, onu hayal kırıklığına uğratmamak için gösterilerine hem sahnede hem gerçek hayatta devam etmeye çalışıyor. Öykünün en tuhaf yanı, Alice'i mutlu etmek için çırpınan Tatischeff'in tam zamanlı bir illüzyoniste dönüşmek zorunda olması, özveride sınır tanımaması... Buralar çok dokunaklı olsa da, Chomet, bence psikolojik derinliğe ulaşamıyor ve farklı bir Külkedisi masalı anlatmaktan ileri gidemiyor. Daha ötesini hedeflemediği kesin ama hem erkeksi bir bakış açısından kurtulamıyor hem de "Belleville'de Randevu"nun gerisinde kalıyor.

Filmin notu:6.5

Karar vermek bazen kolay değildir

Haftanın filmlerinden biri de "Nefes Nefese" (Inhale). Film, ender görülen bir hastalığa yakalanan çocukları Chloe'yi kurtarmak için çabalayan savcı Paul Stanton (Dermot Mulroney) ve karısı Diane'in (Diane Kruger) öyküsünü anlatıyor. Bir yandan ünlü ve zengin bir adama açılan seks suçlaması davasına yoğunlaşmak zorunda kalan Paul, diğer yandan da kızını kurtarmak için çeşitli yöntemleri araştırmaktadır. Her iki ciğerinin birden değiştirilmesi gereken ve organ nakli için sıra bekleyen Chloe'nun hayatını kurtarabilmek için yasaları çiğnemek zorunda kalabilecekleri gerçeği karşısında şaşkına dönen Paul, kendisini Meksika'nın en karanlık işlerinin döndüğü yeraltı dünyasında bulur.

Şurada Paylaş!
Yazı Boyutua
Yazı Boyutua
Diğer Yazılar