Simulakrum
“ASIL, orijinal olmayan, kendisi zaten kopya olan bir şeyin kopyasını” tanımlayan “simulakrum” tezini literatüre kazandıran kişi, Fransız bilim insanı Jean Baudrillard...
“Simülasyon Kuramı” diye de anılan tezinde kopyaların gerçeklerin yerine geçtiği; doğruların imajlara dönüştüğü; dört bir yanı orijinal olmayan kopyaların gerçek sanılıp kopyalanmak istendiği sistemi, düzeni anlatır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası sağ siyasetin, “sosyal devlet” modeli ile sol siyaset işlevini yerine getirmeye kalkması...
Sanayi ve tarım sektöründe var olan belirleyicilik faktörünü, iletişim ve hizmet sektörüne kaptırması sonucu kavramların içlerinin boşalmasıyla simulakrumun oluştuğunu belirtir.
Her kavram medyadan akar, insanlar onlara sağlanan bu teknolojinin getirdiği rahatlık sayesinde herhangi bir şeyi derinlemesine düşünmez, sorgulamaz, araştırma zahmetine girip rahatından taviz vermek istemez.
SUDAN SAVAŞI
Güzel bir örnek verir:
“Birey televizyonda Sudan iç savaşını, herhangi bir tuvalet kâğıdı reklamıyla aynı duyarsızlıkla izler. Televizyonu kapattıktan sonra Sudan’daki iç savaş devam etse bile onun için bitmiştir...”
Bireyin yaşadığı “simülasyon evrenidir”, her şey görüntüden ibarettir ve cansızdır.
Aynen yoğurdun süt tozundan yapılanını sürekli yediği için aslının nasıl olduğunu unutup sürekli kopyasını tercih etmesi gibi.
Gerçek yoğurdu yemeye kalktığında da birey için artık o ekşi, sulu, cıvık, yoğurda benzeyen bir şeydir.
SEÇİM VE KARGAŞA
Simulakrum (simulakra) durumunun en çok ortaya çıktığı zamanlar, seçim ve kargaşa dönemleridir.
Böyle dönemlerde asıl silinir, iç veya uluslararası hukuk, yaşam, ileride olabilecekler bir kenara bırakılır, kopyaya öykünülür.
Bu bazen siyasi düşüncede, partide, bazen de insanda vücut bulur.
Siyasi parti kurmak kendi var olan dünyası için önemlidir; özlemini kurduğu Batı tarzı yapılanmanın yani orijinal olanın da herhangi bir önemi yoktur.
Kurmak istediğine benzer bir kopyanın zaten var olduğu, seçimlerde hiçbir varlık göstermeyip oy oranı sıfır çevresinde dolandığı da önemsizdir.
Sol, sağ kavramı birbirine girdiği ortamda, hangi siyasal düşünce çevresinde partileşmeye gidildiğinin de kuranlar açısından gerekçesi yoktur.
Zaten önemli olan parti kurmaktır. O nedenle Türkiye’de Eylül 2014 itibarıyla faaliyet gösteren parti sayısı 84’e ulaşmıştır.
NİKARAGUA ÖRNEĞİ
Uluslararası ilişkilerde de benzer durum söz konusudur...
Sohbet ederken dün Prof. Dr. Sertaç Başeren anımsattı.
Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD), Nikaragua’daki kontralara destek verdiği için ABD’yi mahkûm etmesinin üzerinden 30 yıl geçmedi.
İleride nasıl bir sorunla karşı karşıya kalacağımızı ise kimse öngörmüyor.
O nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hemen her konuşmasında altını çizdiği, “BM kararı olmaksızın adım atılmamalı” sözü gerçekçidir.
Bir tek koalisyona katılanların kararıyla gidilemez, çünkü o asıl değil kopyadır.
O zaman zaten kopya olanın kopyasına inanılır; gerçekle karşılaşan baş ağrır.
- Sevgi mi, biat mı?6 dakika önce
- İliç'te 2. Bilirkişi Raporu: Tesiste, ÇED ihlali yok…3 dakika önce
- "Şok ve Dehşet" savaşının sonu…14 saat önce
- Uzun menzilli füzeler yakındakileri etkiledi...2 gün önce
- İktidar kapışması…4 gün önce
- Gülmek ve ağlamak…1 hafta önce
- Kitlelerin hayal gücü…1 hafta önce
- Olayın Olacağı Oda...1 hafta önce
- Mustafa Kemal'i anmak…2 hafta önce
- Kemerlerinizi bağlayın…2 hafta önce