'Aydınlar' ve 'tırmık'
AK Parti beşinci kez yeni bir genel seçim zaferine imza atınca, yine her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Eskiden “Kömür, makarna dağıtıyorlar” diyor ve işin içinden çıkıyorlardı. Gerçi bunun çok kullanıldığını unutan birtakım “âlimler” yine aynı argümanı dillendirdiler ama yapılan onca yorumun içinde bana en ilginç geleni, meseleyi “sağcılık-solculuk” üzerinden okumaya çalışanlarınki oldu.
Yok efendim Türk seçmeninin büyük çoğunluğu “sağcıymış” da, o yüzden gidip oylarını AK Parti’ye vermiş de, falanmış da fişmekanmış...
“Sağcılık-solculuk” argümanını kullanan okumuş yazmış takımı “sağcı” veya “solcu” olabilir, ayrıca böyle sonu “cı” veya “cu” ekiyle biten bir sıfatı kendilerine yakıştırma hakları var ama halk, (İçlerinden bazıları da “halklarımız” diyor. Yahu “halklarımız” ne demek? Vaktiyle devlet korkusundan Kürt’e “Kürt” diyemeyen bazı “aydınlar” uydurdu bu “halklarımız” kelimesini, sonra “Kürt” demek serbest oldu, ama bu serbestinin farkında olmayanlar 1960’lı yıllarda çakılıp kaldı) kesinlikle “sağcı” veya “solcu” diye iki kampa ayrılmış değil. Halk bu ayrımı bilmez, bu “ayrımcılığı” yapan, kendilerine “aydın” denilen memleketin tahsil görmüşleridir.
“Entelektüel”in Osmanlıca karşılığı “münevver”dir. “Münevver”in Türkçe’si ise “aydınlanmış kişi”dir. Osmanlı’nın köylü toplumunda okullu olmak “aydınlanmak” anlamına geliyordu, bu yüzden Osmanlı “münevver” dedi tahsil görmüşlere. Cumhuriyet’le birlikte bu durum değişmedi, kelime sadece öz Türkçeleşti, Cumhuriyet de “aydın” dedi “münevvere”. O yüzden “aydın”, “entelektüel” demek değil. Entelektüel, “büyük bir meşakkatle oluşturduğu şahsi fikir dünyasını toplumun hizmetine sunan kişi” anlamına gelirken, aydın, “modern devlet eğitiminden geçen kişi” demektir. Anlayacağınız aralarındaki ilişki çok az...
Buna rağmen bizde “devlet eğitiminden geçmiş her kişi” kendini “entelektüel” sayıyor, oysa “entelektüel” değil “aydındır” o. Bizim “aydınların” da başkalarıyla paylaşacakları bireysel, özgün bir fikir dünyaları pek olmadığı için, dışarıdan ithal, bir mürit gibi bağlandıkları ideolojilerine ısrarla destekçi arıyor, bulamayınca da büyük bir kızgınlıkla sağa sola saldırıp sinirleniyorlar. Yarattıkları ortama da “kutuplaşma” deyip kendi kendilerini yiyip bitiriyorlar.
Ezberlerini bozan AK Parti gibi bir hareket çıkıp, onların “devrim yoluyla” yapmaya çalıştıkları bir sürü “reformu” “demokratik yollarla” gerçekleştirince de, bütün devreleri karışıyor, ezberleri bozuluyor, vaktiyle çok iyi bildikleri “tırmığın” adını bile unutuyorlar.
Şöyle ki...
Köylü çocuğu, sırtında yırtık mintanı, ayağında şalvarı şehre gitmiş okumuş. Modern devletin rahle-i tedrisinden geçerek bir “aydın adayı” olarak tatil için köyüne dönmüş. Gözüne ilk çarpan “tırmık” olmuş, hayretler içinde babasına “Bu nedir?” diye sormuş. Babası, “Bilmiyor musun oğlum, ucuna bas, o sana adını söyler” demiş. Aydın adayı tırmığın ucuna basınca, tırmığın sapı küt diye kafasına vurmuş. O da can havliyle, “Hay s..tığımın tırmığı” demiş.
Vaktiyle benim de aralarında yer aldığım ve zırt pırt ota böceğe bildiri yayınlayan “aydınlardan” bazılarının seçim sonuçlarını “sağcı seçmen”, “solcu seçmen” ayrımı üzerinden okuduklarını görünce aklıma bu “tırmık” hikâyesi geldi.
Bu analize göre, Orta Anadolu’nun, Doğu Anadolu’nun, Ege’nin, Karadeniz’in yoksul, çaresiz, ekmek derdinde olan halkının ezici çoğunluğu “sağcı”; yani sömürü düzeninin devamını, işçilerin, köylülerin eziyet görmesini isteyen, haksızlıkları görmeyen, adaleti önemsemeyen, zenginin hakkını koruyanlar oluyor; Etiler’in, Nişantaşı’nın, Bebek’in, Konak’ın, Çankaya’nın kalantor, kimisi CEO, kimisi bankacı, kimisi modacı, kimisi gazete, TV patronu semiz, bakımlı, ekmek derdi olmayan zenginleri de “solcu”; yani sömürü düzeninin bir an önce son bulmasını, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına kavuşmasını, artı değerin kahrolmasını isteyen emekçileri oluyor, öyle mi?
Öyle ise Anadolu’nun “yoksul sağcıları”, büyük şehirlerin “zengin solcularından” daha sempatik gelmeli size. Yani bu durumda “sağcılar” sizin müttefikiniz, “solcular” da düşmanınız olmalı.
Öyle değil mi, siz yoksuldan yana değil misiniz? Siz eşitlikten yana değil misiniz? Nasıl oluyor da “cahil halkın” gördüğünü “devlet dersinde çok iyi not almış aydınlar” görmüyor?
Görmemeniz doğal. Ne de olsa “tırmık”ın adını öğrenmeniz için mutlaka sapının kafanıza vurması gerekiyor.