Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        1 Kasım seçimlerinde her vatandaş gibi oy kullanmaya gitti. Magazinciler nerede oy kullanacağını biliyordu. Erken saatte onu beklemeye başladılar.

        Okula girer girmez, işi bitinceye kadar her anını çektiler, sonra da yayınladılar. Okula girdiğinde, peşindeki gazeteci ordusunu gören, aslında hep sinirli gezen bazı mutsuz şehirliler vardır ya, onlardan biri gazetecileri kinaye yaparak eleştirdi:

        “Çekin, çekin, bir bilim adamı gelse çekmezsiniz.”

        Bu cümle, savunduğu ideolojiyi bilim sayan birçok kişinin ortak cümlesidir. Olur olmadık yerlerde, bazen de hasetle, siyasete dair duygularını bilim laboratuvarı sanırlar.

        Onlara göre sanat yapan, yazı yazan, film çeken, şarkı söyleyen herkes onlara benzemeli, onlar gibi düşünmeli, mesela onların tuttuğu partiye oy vermeli. Onun için bütün sanatçıların “muhalif” olmasını isterler. Bu “muhalifliğin” de sadece onların beğenmediği siyasetçilere karşı olmasını arzularlar.

        Herkesi, kurdukları “semt baskısıyla” bir biçimde bu kalıba soktular. Bu kalıba sokamadıkları için Cem Yılmaz’a laf sokuşturuyor, onu küçümsüyorlar.

        22 yıldan beri bize şahane şakalar yapan Cem Yılmaz’dan bir rahmetli Levent Kırca, bir Allah uzun ömürler versin Müjdat Gezen yaratamadıkları için ona burun kıvırıyorlar.

        Aslında adamın yaptığı her şakaya bal gibi gülüyorlar, ama onlara göre gülmek de siyasi iktidara “muhalefet” yapmak olduğu için, aleni yerlerde şakalarına gülmeyerek kendilerini çirkin bir hale sokuyorlar. Yalnız kaldıklarında veya gizli gizli her şakasına da, çocuklarının deyimiyle “hönkürerek”, “yuvarlanarak” gülüyor, her şakası karşısında gizli gizli “yarılıyor”, “kopuyor”, hatta “dumura uğruyorlar”.

        Sahi insanlar Cem Yılmaz’ın “nesine” gülüyor? Sanırım bu sorunun cevabı, ona gülen hiç kimsede yok. Her şeyine gülüyorlar işte. Güldüğü zaman gülüyorlar, gülmediği zaman gülüyorlar, konuştuğu zaman gülüyorlar, konuşmadığı zaman gülüyorlar, tipine gülüyorlar, giyimine gülüyorlar, bıyığına gülüyorlar, bıyıksızlığına gülüyorlar, bir şeyi anlatırken gülüyorlar, güldükleri şeyin ille de şaka olmasına bakmıyorlar.

        Bir kuşağın şaka kültürünü oluşturmak kolay değil; şakadan çok az nasibini almış, gülenlerin “karı gibi gülme” diye azarlandığı bir toplumda milyonlarca insanı aynı yerde, gülerken ortaklaştırmak hiç kolay değil.

        Karikatür çizerek başladı işe. Sonra çizdiği karikatürleri sahneye taşıdı. Sonra onları paraya çevirdi. Yaptığı işten çok para kazandı. Kazandığı paranın bir kısmını filmlere, lüks arabalara, güzel evlere yatırdı.

        Şahane arkadaşlıklar kurdu. Sonra onlardan bir “klan” oluşturdu. Bu “klanla” sinemada kendine özgü filmler çekti, sonra bu filmlerden bir “tarz” yaratmaya soyundu.

        Güzel kadınlarla gezdi. Sonra onlardan biriyle evlendi. Sonra çok güzel bir çocuk yaptı, sonra güzel bir baba olduğunu da gösterdi.

        Çok ağır bir iddiayla sahneye çıkmadı. Küçük küçük cümleler kurdu. Hatta o cümlelerin önemli bir kısmı yarım kaldı, çünkü seyirci güldüğü için, hiçbir cümlesini tamamlamasına izin vermedi. Çok ama çok zeki olduğunu sanıp da icatlar ve yaratıcılık konusunda oldukça fakir, mutsuz ama burnundan kıl aldırmayanların çoğunlukta olduğu bir topluma, sadece onun kendilerinden zeki olabileceğine inandırdı. Sonra oturdu bunun keyfini yaşadı.

        Sadece kendi fikrinin doğru olduğuna “emin” insanların sesinin daha çok duyulduğu bir yerde, bütün uğraşmalarına rağmen kimse, hiçbir siyasi fikir, hiçbir ideoloji onu yanına çekemedi. Hiçbir siyasi görüşün komedyeni olmadığını herkese kabul ettirdi. 20 küsur yılda, memleketin en “komik adamı” olarak kalmasını da çokça bu tavrına borçlu.

        Beyazıt Öztürk gibi “efendi” değil, Okan Bayülgen gibi “snop” değil, Ata Demirer gibi “taklide bağlamıyor”. Ne asri zamanların Dümbüllü’sü, ne de modern dönemin meddahıdır. “Kavuğu” verseler, Ferrari’sinin bagajında saklar.

        İyi oyuncudur. İyi yazardır. İyi çizerdir. İyi müzisyendir. İyi yönetmendir.

        Oynadığı reklam filmleri, yaptığı sinema filmlerinden daha çok ilgi görüyor.

        Her şakadan sonra yanındakini mutlaka dürtüyor.

        Ustalarına saygıda kusur etmiyor, mizahın geçmişine sahip çıkıyor, “Bu adamın meselesi nedir?” diye sorsanız, bana göre tek bir “meselesi” var:

        “Geleneği sürdürebildiği kadar sürdürmek...”

        Gerisini, bilim adamlarının, iyi komedyenlerden daha “kıymetli” olduğunu düşünenlere sakın sormayın. Onlar hasedi, bilime arka çıkmak sanıyor.

        Diğer Yazılar