Define öyle internetten indirilen cin duası ile bulunmaz, bu işin ciddî kitapları vardır
Define meraklısı bir grup, internetten indirdikleri cin duasını okuduktan sonra hazine bulmak maksadıyla Sultanahmet’te tünel kazmaya başlamışlar ama önlerine bir Bizans duvarı çıkmış, derken izinsiz kazı yaptıkları için POLİS, Sultanahmet’te Bizans altınlarını bulabilmek için kaçak kazı yapan bir grup defineciyi yakalamış!
Defineciler işe başlamadan önce cin çarpmasına karşı tedbir almışlar. İnternetten cin duası indirmiş, okuyup üfledikten sonra bir gecekondunun altından Sultanahmet Camii’ne doğru tünel kazmaya başlamışlar, derken önlerine Bizans’ın altınları değil ama koskoca bir duvarı çıkınca durmaya mecbur kalmışlar ve polis de işte bu sırada gelmiş ve hepsini toplamış!
Vaktiyle bazı definecileri yakından tanıdığım için söyleyebilirim: Hazine aramak eğlendirici iştir ama arayan değil, onları dinleyenler ve seyreden eğlenir! Ellerinde bir yerlerden buldukları ve “Ceviz ağacından sola doğru otuz adım git, Kıble’ye dönüp seksen adım daha at, önüne çıkan üzerini ot bürümüş kayanın önünde iki rekât namaz kıl, bilmemne cininin duasını oku ve kazmaya başla...” gibisinden ifadelerle dolu, üstelik neredeyse tamamı sahte olan haritaları vardır. Bu haritaları dünya kadar para verip almışlardır ve kurdukları hayaller dinleyeni hayli eğlendirir.
Şimdi, Sultanahmet’teki definecilerin yaptıkları işe dönelim:
Arkadaşların hatâları internetten cin duası indirmeleri ile başlıyor... Zira, internetteki cin duaları bir işe yaramaz! Tesir gösterecek dualar bu iş için yazılmış özel kitaplarda bulunur ve o kitaplar da öyle internette falan değil, özel kolleksiyonlarda yahut kütüphanelerdedir ve okuyucuya da pek gösterilmezler.
Sözünü ettiğim eserler incelendiğinde, su bulmak ile define çıkartmak maksadıyla yapılması gerekenler arasında büyük benzerlik olduğu farkedilir, yani su bulduran “cin” ile hazineleri keşfettiren “cin” aynıdır!
Şimdi, asırlar öncesinden kalma bu elyazması kitaplardan birinde bu iş için, yani hazine bulmak maksadıyla okunması gereken cin duaları ile aynı maksatla yapılması gereken işler konusundaki bir bahsi nakledeceğim...
Ama kitapta bahsi geçen “vefkler” yani cinleri davet etmeye yarayan semboller ile okunacak duaları birilerinin merak edip de vakitlerini boşa harcamamaları için vermeyeceğim, define avcılarımız kusuruma bakmasınlar.
Asırlar öncesinin “cin risâlesi”nde hazine bulma işi bakın nasıl anlatılıyor:
İstanbul’un eski bölgelerinde, yani Sultanahmet’te yahut Suriçi’nde neresi kazılsa birşeyler bulunur ama define çıkartmak çok daha başka, üstelik gayet zor bir iştir ve bu işi yapabilmek de söylediğim gibi internetten indirilen cin duaları ile falan mümkün olmaz!
Sultanahmet’te ortaya çıkartılan kaçak define macerası ile ilgili haberde bir de “çubuk”tan bahsediliyor.
Bu çubuğun ne olduğunu, bu sayfadaki kutuda okuyabilirsiniz...
Sultanahmet’te yakalanan definecilerden bahseden haberde, Bizans altınlarını bulabilmek için özel bir “çubuğun” kullanıldığı yazılı idi...
Bu “çubuk”tan anlaşılan, definecilerin “radyestezi”den medet umduklarıdır...
Radyestezi, maddelerin yaydığı titreşimlerin algılanması, değerlendirilmesi ve yorumlanması temeline dayalı bir faaliyettir. Bu işin meraklılarına göre canlı yahut cansız her madde titreşim yayar ve titreşimler değerlendirme yeteneğine sahip olanlar tarafından ağaç bir çubuk yahut pandül, yani sarkaç vasıtası ile algılanabilir.
Meselâ kuyu açmak maksadıyla toprağın altındaki su kaynağının bulunması için ağaçtan yapılmış sapan çatalını andıran ağaçtan bir âlet kullanılır. Çatalın kısa uçları her iki ele alınıp arazide yürünür ve suyun bulunduğu yere gelindiğinde arayıcı suyun mevcudiyetini hisseder, hattâ bazen çatalın ucunun titrediği bile görülür.
Radyestezi vasıtası ile maden ve hazine arandığı, hastalık teşhisi yapıldığı da söylenir. Ucunda metal, ağaç ve bazen kurutulmuş limon gibi meyvenin asılı olduğu bir sarkaç vücudun üzerinde dolaştırılır ve titreşimleri almakta uzman olan radyestezi üstadı hangi organda ne gibi rahatsızlık bulunduğunu söyleyebilir.
Türkiye’de radyestezinin öncülüğünü veteriner profesör Samuel Aysoy yapmıştı..
1885’te Gümülcine’de doğan Samuel Aysoy, İstanbul’daki Baytar Mektebi’ni bitirdikten sonra uzmanlık için Fransa’ya gönderildi; memlekete dönüşünde Ankara Üniversitesi’nde hocalığa başladı, ordinaryüs profesör olarak emekli oldu ve hayattan 1959’da ayrıldı.
Uzmanlığının dışında radyestezi ile de uğraşan Prof. Aysoy, meslekî yayınlarının haricinde radyestezi ile ilgili kitaplar da çıkardı. “Tabiat Mucizeleri. Tıbbî ve Biyolojik Radyestezi. Hekimlikte Yeni Ufuklar” isimli eseri Türkiye’de bu alandaki ilk yayın; bir diğer kitabı, “Oğlan mı, kız mı? Arzuya göre oğlan veya kız anası olmak için ne yapmalı?” da 1940’lı ve 50’li senelerin çok satanlarındandı.
Avrupa’da radyestezi alanında önde gelen isimlerden biri de, sürgündeki bir Osmanlı şehzadesi idi: Sultan Abdülâziz’in torunu Mehmed Abdülâziz Efendi...
Sultan Abdülâziz’in oğlu bestekâr Seyfeddin Efendi’nin çocuğu olan Şehzade Abdülâziz Efendi 23 yaşında ailesi ile beraber gittiği sürgünde radyesteziye merak salmış, Fransa’da bu işi iyice öğrenmiş ve yerleştiği Nice şehrinde uzun seneler doktorlarla beraber hasta muayenesi yapmıştı.
Abdülâziz Efendi 1977’de vefat etti. Şehzadenin Nice’de yaşayan kızı Hürrem Sultan, babasının bazı sarkaçları ile büyükbabası Seyfeddin Efendi’nin bestelerinin kendi elyazısı ile olan notalarını 1999’daki vefatından kısa bir müddet önce bana hediye etmişti.
Sarkaçları, rahmetli Hürrem Sultan’ın hatırası olarak hâlâ saklıyorum...
- Basın yine "Molla gidiyor!" havasına girdi ama İran'da rejim mejim değişmez!1 hafta önce
- Özgür Özel, İstanbul'da 1908'e kadar vârolan ama sonraları unutulan "Ayyaşlar Bayramı"nı canlandırıp Bekrî Mustafa'nın ruhunu şâd eyledi!2 hafta önce
- Londra'da yarın, denizcilik tarihimizin en büyük bozgunu olan İnebahtı ile ilgili belgeler mezata çıkıyor!1 ay önce
- Papa'nın gelişi, lâik ve muhafazakâr kesimdeki cahillerin saçmalama seviyelerini hayli yükseltti!1 ay önce
- Şehid olan askerler için yas ilân edilmesi geleneğimizde yoktur!1 ay önce
- Suriyeliler'i Harp Okulları'na almayalım da İsrail yahut Yunanistan mı yetiştirsin?2 ay önce
- Cumhuriyet'in ilânının 102. yıldönümünde bir akademik cehalet ve ilmî sefalet örneği2 ay önce
- Suriye, neredeyse bir asırdan bu yana kutladığı Osmanlı düşmanlığı bayramını iptal etti!2 ay önce
- Niyazi Bey3 ay önce
- Ruhban Okulu korkusu2 ay önce