Bizde İslamî lider yoktur, sadece politikacı vardır
Tarih ve kültür konularında yazmaya başlamadan önce, meslek hayatımın uzun yıllarını Ortadoğu ülkelerinde geçirdim. Oralarda gazete temsilciliğinden haber fotoğrafçılığına, siyaset ve savaş muhabirliğine kadar meslekle ilgili her işi yaptım.
Ve, bölgede 1980 sonrasında yaşanan İslamî hareketlerin neredeyse tamamını bu sayede bizzat yerlerinde gördüm. Liderleriyle tanıştım, hareketlerin mensuplarından çok sayıda dostum oldu ve onların sayesinde olup bitenleri yakından takip etme şansını buldum.
İşte bu sebeple, Türkiye’de son senelerde yaşanan türban, şeriat, vesaire gibisinden tartışmalar şimdi bana hiç yabancı gelmiyor. Seneler önce dinlediklerimi yeniden işitiyor, şahit olduğum hadiseleri tekrar seyrediyorum. Ama çok önemli bir farkla: Bütün bu gerginlikler artık kendi memleketimde yaşanıyor ve işin üzücü olan tarafı da, bu.
Geçmişte gördüğüm İslamî başkaldırıların liderleriyle Türkiye’de meydana gelen din temelli son hadiselerin önemli isimlerinin arasında bir fark daha var: Oralardaki İslamî liderlerle bizde değişimi türbandan başlayarak yapmaya çalışanların donanımları, mukayese edilemeyecek derecede başka.
80’li senelerde Tahran’da iken, yabancı bir gazeteci grubuyla beraber İslam Devrimi’nin çok önemli bir ismi tarafından kabul edilmiştik. Sakallı, siyah sarıklı, yüzü hemen hiç gülmeyen bir ayetullahtı. Bağdaş kurduğu sedirin karşısına geçtik ve hayatımın belki de en şaşırtan anlarından birini onun karşısında yaşadım. Ayetullah, İngiliz gazetecilerle İngilizce, Fransızlarla Fransızca, Almanlarla Almanca, benimle de İran Azerîleri’ne mahsus Türkçe ile konuştu. Üç batı diline ve tabii Arapça’ya şakır şakır hâkimdi. Sadece ben değil, hepimiz şaşırmıştık. Görüşmeden sonra ayetullahın maiyetindekilerden birine efendinin tahsilini nerede yaptığını sorduk. Kum’daki medreselerden birinden mezun zannediyorduk ama aldığımız cevap “Haidelberg Üniversitesi’nden felsefe doktorası vardır” oldu.
Seneler sonra, Cezayir’deydim ve 1990’ların başında Cezayir’i birbirine sokan FIS hareketinin, yani İslâmi bloğun, ismi o zamanlar efsane gibi olan lideri Abbas Medeni’den randevu almaya muvaffak olmuştum. Bana ilk sözü “Hangi dilde konuşalım?” oldu. Hangisini tercih ettiğini sorduğumda “İngilizce, Fransızca, Arapça” cevabını verdi. Sonra, onun tahsilini de öğrendim. Sorbonne ve Cambridge Üniversiteleri’nde teoloji ve felsefe okumuştu!
Ortadoğu ülkelerinde meydana gelen ve dünyayı etkileyen İslamî hareketlerin liderleriyle bizde türban yahut içki meseleleriyle uğraşanlar arasında işte böyle büyük farklar vardır. Oradaki liderleri beğenirsiniz yahut beğenmezsiniz, görüşlerine inanır yahut inanmazsınız, hemen hepsi konularına hâkim ve dünyayı da bilen din âlimleridir; bizdekiler ise sadece politikacı!
İmparatorluk geleneğinden gelen, “meşihat” yani fetva makamını asırlar boyunca elinde tutmuş olan Türkiye’nin siyaset alanında İslam Devleti’ni savunup yığınları peşinden sürükleyebilecek güçte entellektüel donanımda din âlimlerinin değil, dini konulara sadece kenarından-köşesinden temas etmiş politikacıların vârolması, bir yerde laik rejimin şu an için geçerli teminatlarından biridir. Bu özelliklere sahip olanlar ise, siyasetin dışında kalmayı tercih etmektedirler.
Bu lider yokluğunun gidişat için iyi mi, yoksa kötü mü olduğunu ve İslamî hareketin diğer Ortadoğu ülkelerindeki temelleri ve hedefleri ile bizde yaşananlar arasındaki farkları, bir sonraki yazımda anlatacağım.
- Türk Müziği'nin en önemli isminin yazıp Fatih'in babası İkinci Murad'a ithaf ettiği elyazması, Londra'da 13 milyon 750 bin liraya satıldı8 dakika önce
- Şam'daki mezarı durup dururken gündeme getirip Türkiye'yi germeye ne lüzum var?5 gün önce
- Boş yere heveslenmeyin! Suriyeliler'in az bir kısmı dönecek ama çoğu burada kalacak!1 hafta önce
- Gözünüz saray görsün! Bu mekân 2 bin 300 dönüm arazi üzerinde ve tam 50 dönüm!2 hafta önce
- Ertuğrul Özkök'ün bu yazdıklarına sakın inanmayın, zira baştan aşağı yanlıştır!3 hafta önce
- Bu da bizim Süleyman Şah maceramız!1 ay önce
- Basının basın olduğu günlerde bu haberi böyle yazacak olsam, "Git ulan, şunu adam gibi toparla" deyip kafama atarlardı!1 ay önce
- Edebiyat allâmesi iki kardeşin yaptıkları sessiz bağışların ve ödüllendirilmelerinin öyküsü1 ay önce
- Konserler için ödenen bu meblâğları, musiki tarihimizin en büyük üstadları hayatları boyunca alamamışlardır!1 ay önce
- Atatürk'ün Amerikalı bir kadın gazeteciye verdiği, 89 sene önce sansür edilen ve unutulan mülâkatı2 ay önce