Davutoğlu "kadîm dil" diyor ama Kürtçe kadîm, yani "ölü" değil; yaşayan bir dildir!
Memlekette bir “kadîm” modası aldı yürüdü... Siyasî, kültürel yahut sıradan bir toplantı mı var; konuşmacılar “kadîm coğrafya”, “kadîm kültür”, “kadîm bilmemne...” demeden edemiyorlar.
“Kadîm” sözü havalı, konuşmayı derinleştirip içerisine biraz da esrar katan bir kelime gibi görünüyor ya, mutlaka kullanılacak!
Eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu da modaya uymuş, Kürtçe’nin seçmeli ders olarak alınmasını teşvik maksadıyla bir tweet atıp “Sadece anadili Kürtçe olanların değil, bu topraklarda yaşayan herkesin bu kadîm dili merak edip öğrenmelerini dilerim” demiş ve mesajının altına aynı cümlenin Kürtçesini de ilâve etmiş...
Şimdilerde pek bir moda olan ve “eski” yerine kullanılan “kadîm”, malûm, Arapça’dır; “eski” demektir ama bildiğimiz “eski”den önemli bir farkı vardır: Artık mevcut olmayan, devam etmeyen, tamamen sona ermiş unsurlar için kullanılır, yani “antik” mânâsınadır. Eski Yunan, Aztek, İnka, Maya veya firavunlar zamanı Mısır’ı gibi uygarlıklar bugün mevcut olmadıkları için “kadîm” medeniyetlerdir.
Dolayısı ile, eski olan herşey “kadîm” olmaz; mutfaktaki eski tencere, senelerce kullandıktan sonra satılan eski otomobil, hattâ şifonyerdeki eski çorap “kadîm” falan değil, sadece “eski”dir ve kuralın bize Farsça’dan geçmiş olan tek bir istisnası vardır: “Kadîm dost” ifadesi...
Yaşayan, hâlâ konuşulan, hem de birkaç milyon kişinin konuştuğu bir dil hakkında “kadîm” sıfatı asla kullanılamaz. Davutoğlu’nun “kadîm dil” niye nitelediği, Farsça’ya çok yakın olan ve 12 Eylül sonrasındaki abuk-subuk yasaklardan da etkilenmeyen Kürtçe “kadîm” falan değil, “yaşayan” bir dildir!
Son zamanlarda havalı söz etme merakı ile ve bilmeden yapılmış abartılardan ibaret “gönül coğrafyası”, “Anadolu irfanı” yahut “kadîm Anadolu medeniyetleri” gibi cafcaflı ama ne olduğu belli olmayan ifadeler kullanma merakına “kadîm Anadolu kültürleri” gibisinden hayalî bir kavram da ilâve edildi ve tepe tepe kullanılıyor.
Anadolu’nun “kadîm” kültürleri Lidya, Frigya, Asur veya Hitit gibi binlerce sene öncesinde kalan ve artık esâmisi okunmayan medeniyetlerdir. Yeni ortaya çıkartılan ama hangi zamandan ve kimlerden kaldığı henüz anlaşılamayan, anlaşılması da çok uzun seneler sonra mümkün olabilecek gibi görünen Göbeklitepe de bunlardandır, yani “kadîm”dir.
Ama hâlen vârolan, eski tabiri ile “âdâb ve erkânıyla” yaşayan ve milyonlarca mensubu bulunan Alevî, Bektaşî, Yezidî, Süryanî vesaire gibi kültürler ile inanışlar “kadîm” falan değil, yaşayan kültürlerdir; zira dipdiri ayaktadırlar...
“Kadîm” kavramının derin bir dini boyutu da vardır ama bu boyuta temas etmeden söyleyeyim:
Türkçe, kelimelerin nüansı bakımından gayet zengin bir dil idi fakat şimdilerde fakir, zayıf, güdük, sıska bir hâl aldı. Çok değil, 40-50 sene öncesine kadar mevcut olan ve herbirinin ayrı bir nüansı bulunan kelimeler, artık genellikle yeni uydurulan tek bir kelimeye hapsediliyor ve Türkçe, Afrika yerlilerinin konuştukları 150-200 kelimelik bir dil olma yolunda son sür’at ilerliyor, hattâ onlar gibi oldu bile!
Şimdi de herbirinin nüansı farklı olan ama artık sadece karşılık olarak “eski” dediğimiz kelimelerden birkaçını hatırlatayım:
Kadîm, atîk, dîrîn, kühen, sâbık...
“Eski” karşılığı kullanılan bu kelimeler kastedilen nesnenin veya kişinin eskilikteki konumuna göre de farklılaşırlar. Meselâ “sâbık” bir önceki demektir ama “öncekinden önceki” kastedildiği takdirde “esbak”olur...
Örneği, Ahmet Davutoğlu’nun konumundan vereyim:
Türkçe’nin güzel günlerinde olsa idik, şimdi “eski başbakan” denen Davutoğlu’na “esbak başbakan” veya “esbak başvekil” denirdi. “Sabık başvekil” değil “esbak başbakan”!... Zira sonuncudan bir önceki başbakan idi ve “sâbık başvekil” diye sadece Binali Yıldırım’dan bahsedilirdi...
Esbak Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Kürtçe hakkında sanki ölü bir dilden bahsediyormuşcasına “kadim dil” ifadesini kullanması, Türkçe’nin uğradığı ve çekmekte olduğu dertlerin mükemmel bir örneğidir...
- Basın yine "Molla gidiyor!" havasına girdi ama İran'da rejim mejim değişmez!1 hafta önce
- Özgür Özel, İstanbul'da 1908'e kadar vârolan ama sonraları unutulan "Ayyaşlar Bayramı"nı canlandırıp Bekrî Mustafa'nın ruhunu şâd eyledi!2 hafta önce
- Londra'da yarın, denizcilik tarihimizin en büyük bozgunu olan İnebahtı ile ilgili belgeler mezata çıkıyor!1 ay önce
- Papa'nın gelişi, lâik ve muhafazakâr kesimdeki cahillerin saçmalama seviyelerini hayli yükseltti!4 hafta önce
- Şehid olan askerler için yas ilân edilmesi geleneğimizde yoktur!1 ay önce
- Suriyeliler'i Harp Okulları'na almayalım da İsrail yahut Yunanistan mı yetiştirsin?2 ay önce
- Cumhuriyet'in ilânının 102. yıldönümünde bir akademik cehalet ve ilmî sefalet örneği1 ay önce
- Suriye, neredeyse bir asırdan bu yana kutladığı Osmanlı düşmanlığı bayramını iptal etti!2 ay önce
- Niyazi Bey3 ay önce
- Ruhban Okulu korkusu2 ay önce